Tolstoy’un hiç susmayan barış çağrısı (2)

“Tolstoy, Rus halkının aynasıdır.” Lenin avaş ve Barış romanının yazarı evrensel Tolstoy, ölümünden bir ay önce İngiliz sömürgesi Hindistan ve Güney Afrika halklarını pasif direniş yöntemiyle sömürgecilere karşı yönlendiren Mahatma Gandi’ye uzunca bir mektup yazdı… Bu direniş yönteminde, zor ve silah kullanımı söz konusu değildi... Tolstoy bu mektubunda, pasif direnişe kaynaklık eden Aşk İlkesi’nin; insanların bir arada ortak yaşama ve birbirleriyle sürekli dayanışma içinde olma özlemlerini içeren bir söylem olduğunu anlatmaya çalışıyordu…


“Tolstoy, Rus halkının aynasıdır.”
Lenin
avaş ve Barış romanının yazarı evrensel Tolstoy, ölümünden bir ay önce İngiliz sömürgesi Hindistan ve Güney Afrika halklarını pasif direniş yöntemiyle sömürgecilere karşı yönlendiren Mahatma Gandi’ye uzunca bir mektup yazdı… Bu direniş yönteminde, zor ve silah kullanımı söz konusu değildi... Tolstoy bu mektubunda, pasif direnişe kaynaklık eden Aşk İlkesi’nin; insanların bir arada ortak yaşama ve birbirleriyle sürekli dayanışma içinde olma özlemlerini içeren bir söylem olduğunu anlatmaya çalışıyordu…
“O yüzden gerek birey yaşamının, gerek toplumsal yaşamın zembereğinin de bu yasayla kurulması gerekir…“ diyordu.. “Zaten her insan bu yüksek yasayı, yüreğinin ta derinliklerinde zaman zaman ürpererek duyumsar. Ama bu duygu, çocuklarda çok daha belirgin olarak her zaman görülebilir….“ diye de ekliyordu…
Daha ilerideki satırlarda Tolstoy; Hristiyanlığı benimsemiş toplumlarla diğer dinden olan toplumlar arasındaki en belirgin ayrımın, şiddet ve insan öldürmeyle ilgili konu üzerinde olduğunu öne sürüyordu.“Çünkü Hristiyanlar aşk yasasını benimseyip şiddet yolunu reddetmelerine karşın, yaşamlarını şiddet kullanma ve insan öldürme üzerine kurmuşlardır! Bu çelişki zaman içinde insanlığın en büyük trajedisine dönüşmüştür“ diyordu… Bu konuda bir din okulundaki sınav sırasında, kendisine dayatılan ezberin tersine, insan öldürmenin her zaman bir suç olduğunu söyleyen ve din öğretmenlerini susturan bir kız çocuğunu örnek olarak gösteriyordu…
“Evet, gazetelerimizde, örneğin hava taşımacılığı konusunda gerçekleşen buluşlar, siyaset adamlarının çevirdiği dolaplar, üst sınıfların eğlence mekanlarındaki yaşamları ve sözde sanatçıların etkinlikleri üzerinde bol bol gevezelik edeceğiz…“ diye sürdürüyordu mektubunu Tolstoy: “Ne yazık ki o küçük kızın sınav sırasında attığı o isyancı çığlığındaki mesajı duymazdan geleceğiz!.. Ne var ki onun bize ulaştırmak istediği düşünceyi hiçbir zaman ortadan kaldıramayacağız! Çünkü her Hristiyan insan, azçok o kız çocuğu gibi aynı şeyleri duyumsuyor yüreğinde. Sosyalizm, anarşizm, gitgide artan insan kırımları, işsizlik, zengin kesimlerin gitgide artan o ürkünç lüks yaşamları, yoksulların sefilce sürünmeleri, intiharların gitgide artması gibi bütün sosyal oluşumlar da, zaten olanlar ile olması gerekenler arasındaki çelişkiyi, yani mutlaka çözümlenmesi gereken bir olguyu, bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. Çözüm, kesin olarak; sevgi ve aşk yasasının işlerlik kazanmasından ve her türlü şiddet ve insan kırımının kaldırılmasından geçmektedir! İşte bu yüzden bize göre dünyanın ta öbür ucu demek olan Transvaal’da oturan sizler, aslında bizi en çok ilgilendiren bir konuyu gündemde tutuyorsunuz Ve bu konu, yalnız bugünün değil her zaman dünyamızın en önemli sorunu olarak kalacaktır. Çünkü bu sorun, yalnızca Hristiyan halkları değil, dünyamızdaki her dinden bütün halkları ilgilendirmektedir…
Bu arada sizin hoşunuza gidecek bir şey söyleyim: Sizdeki pasif direnişçilerin, bizdeki her dayatmaya boyun eğmeyenlerin (refrakter’lerin) sayısı azmış gibi görünse de, Rusya’da da şiddet kullanımına karşı önemli bir hareketin gitgide yükselmekte olduğunu sevinçle gözlemliyoruz…”
Ölümünden bir ay önce hasta yatağında yazdığı bu uzun mektubunun sonuna doğru Tolstoy; “Bize yozlaşmış şekliyle öğretilmiş olan hristiyanlık inancı ile büyük insan kıyımlarına neden olan savaşın ve sürekli silahlanmanın gerekli olduğu öğretisi arasında bile büyük bir çarpıklık ve çelişki vardır” diyordu: “Ve bu çelişki er geç, belki de çok yakında ortaya çıkacaktır. O zaman da, ya Hristiyanlık dini ortadan kaldırılacak, ya da silah kullanımına son verilecektir. Ve bu çelişkiyi gerek Britanya İmparatorluğu, gerekse bizim Rus İmparatorluğu çok iyi sezinlemektedir…“
Bu satırların ardından Tolstoy; aynı nedenle Britanya ve Rus imparatorluklarının, bu gerçeği ortaya koyan ve ona pasif direnişle yanıt veren Mahatma Gandi gibileri, kendi emperyalist emelleri için tehlikeli gördüklerinin altını çizdikten sonra, mektubunu noktalamaktadır…
Tolstoy’un 1910 yılında yazdığı bu mektup; Güney Afrika’da hem avukatlık yapan, hem de sömürgeci Avrupalı ülkelere karşı pasif direnişi örgütleyen Mahatma Gandi’ye ulaştı. Ve pasif direniş hareketinin başarısı üzerine de Gandi, Tolstoy’un bu mektubunu, yönettiği inisiyatifin gazetesinde, 1914 yılında yayınladı…Ne var ki aynı yıl Hristiyan Avrupa; kan dökmeyen pasif direnişçilerin kutsal bir belgesine dönüşen bu mektuba, Birinci Dünya savaşı’nın bütün dehşetiyle yanıt verdi!.. Ve bu savaş sırasında milyonlarca masum insan, vuruşa vuruşa birbirlerini vahşice kırdılar… Nice kentler, bütün uygarlık miraslarıyla birlikte yanıp yanıp savruldular…
Ne var ki ortalık biraz sakinleştikten sonra da, bu yıkıntıların ve küllerin arasından, bir kuş melodisi gibi Gandi’nin barış çağrısı yeniden duyuldu...
Ve bu güzel çağrı; savaşsız bir dünyadaki insanlığın altın çağını dillendiren ve gitgide daha da güncelleşen Tolstoy’un o ölümsüz vasiyetinden başka bir şey değildi...
Yaşar Atan
www.evrensel.net