Ajanlı

Ajanlı

Gizli ajanlar, reklamcılar, polisler, işsiz güçsüz zenginler gibi sinemanın sevdiği bir meslek. Casus filmi diye bilinen tür bile yaratılmış vaktiyle. Şimdi bütün filmlerde dünya kurtarılıyor, ufacık veletler dünyayı kurtarır oldu. Eskiden öyle miydi? Kimsenin aklında dünyayı kurtarmak yokken, casuslar kurtarma peşindeydi.


Gizli ajanlar, reklamcılar, polisler, işsiz güçsüz zenginler gibi sinemanın sevdiği bir meslek. Casus filmi diye bilinen tür bile yaratılmış vaktiyle. Şimdi bütün filmlerde dünya kurtarılıyor, ufacık veletler dünyayı kurtarır oldu. Eskiden öyle miydi? Kimsenin aklında dünyayı kurtarmak yokken, casuslar kurtarma peşindeydi.
Ajanların sevmediği şeylerin başında da “komünizm” gelirdi. Filmde tam olarak nesini sevmediklerini anlamazdınız ama dünyayı kurtaracak olan adamın sevmediği şey işte, neden sorgulayasınız ki?
Casus filmleri, Soğuk Savaş’la o kadar iç içe bir türdü ki, Sovyetler yıkıldığından beri epey yalpaladılar. Türün namusunu kurtarmak için birkaç James Bond çekmeye çalıştılar, o da kiminle uğraşacağını şaşırdı, pek tutturamadı. Ama yavaş yavaş, ajanlı filmler ortalığı sarmaya başladı yeniden, eski mutlu günlerindeki gibi.
Bu hafta gösterime giren “Devlet Sırrı” bir Fransız filmi. Ondan önce, yine son yılın filmlerinden “Hain” (Traitor) ve “Yalanlar Üstüne”yi (Body of Lies) hatırlatınca, insan fark ediyor. Bu yeni dönem casus filmlerinin ortak bir yapısı varmış meğer. Eh, bunlar zaten başından beri doğrudan ideolojik niyetlerle çekilen propaganda filmleriydiler. Geleneği bozmamışlar.
Devlet Sırrı’nın hikayesi, Fransa’da bir bombalı saldırı düzenlemeye niyetlenen bir Arap terör teşkilatı ve bunların arasına sızmaya çalışan bir kadın ajan üzerine. Hain’de, istihbarat verdiği ajan öldürülünce ortada kalan bir muhbir ve yine bir İslamcı terör örgütü vardı. Yalanlar Üstüne’de ise CIA’nın kendisi, yalandan bir İslami terör saldırısı olacakmış gibi gösterip kendi planlarını uygulamaya koyuyordu.
11 Eylül sonrasının rengi, sinemadan eksik mi olacak sandınız? Belli ki, yeni dönemin düşmanları, tartışmasız İslamcılar. “İyi adamlar” bunun mücadelesini vermenin yollarını arıyor.
Üç film, belki çok değil ama bir ortak yapının izlerini aramak için yetersiz gelmedi. Ortaya çıkan sonuç şu:
- Düşman, kesinlikle İslamcılar. İzledikleri yöntem ise şehirlerin ortasına bombalı saldırılar düzenlemek. Hedefler, özellikle herhangi bir devlet kuruluşu falan değil, sembolik hiçbir anlamı olmayan, alışveriş merkezleri, metro istasyonları falan. Bir kişi eline bir silah alsa, bombadan daha fazla insan öldürür. Ama onlar, aylarca süren bir hazırlık süreciyle bombanın en ince ayrıntısını planlıyorlar. Neden? Çünkü amaç terör yaratıp, halkı terörize edip, böylece çok teröristik bir ortam yaratmak. Yani pek bir amaç yok. Maksat, patlama olsun.
- Düşmanın yöntemleri öyle sinsi ki, “iyi” adamlar da ne yapacaklarını şaşırmış durumda. Bu yüzden onlar da kötülerin yöntemlerini kullanıyor. Kendi adamlarını acımadan harcıyorlar. Yakaladıkları şüphelilere işkence yapıyorlar, çok kötü davranıyorlar. Bunlar affedilecek suçlar değil. Yeni dönem casus filmlerinin çok önemli bir özelliği de özeleştiri. Ama özeleştiri kısmı bu kadar işte. “O kadar sert vurmasaydık” gibi bir şey. Zaten aralarındaki kötüleri temizliyorlar, pırıl pırıl oluyor.
- Yeni başlayan bir seyirci, bu manzaraya bakıp “Ama bu film müslümanları kötü gibi gösteriyor” diyebilir. İşte orada yanıldınız arkadaşım. Neden dersen, onu da düşünmüşler. Filmlerde, mutlaka “iyi” müslümanlar var. İyi ne demek; batılı bir devletin yurttaşı olan, ona istihbarat sağlayan, arkadaşlarını ihbar eden, kendisine güvenen herkesi satan demek. Bu özelliklere sahip müslümanlar da oluyor filmlerde. Kimse onlara “Sizin dininiz şöyle” diyemiyor. Her şey düşünülmüş.
* Kahramanlar, yani o saldırıyı engelleyip hangi batı ülkesiyse orasını kurtaran kişiler, hikayenin sonunda yalnız kalıyorlar. Ya sevdikleri öldürülmüş, ya ölümlerden dönmüşler, kandırılmışlar, birilerini kandırmışlar ve vicdanları onları biraz dürtüyor. Yalanlar Üstüne’de, üstlerinin keleğine gelmiş bir Leonardo DiCaprio, Hain’de polis gelemeyince bütün adamları kendisi öldürüp kendinden tiksinen bir siyah vatandaş, Devlet Sırrı’nda yem olarak kullanılan, canını zor kurtaran çaylak bir kadın ajan var. Ama kendilerini ne kadar kötü hissederlerse hissetsinler, resmen büyük kahramanlık yaptılar diyor bize inatla filmler. Kahramanlar bile bunun henüz farkında değiller; olsun ey izleyici, sen bunu o gözle değerlendir.
Hepsini anladık da, bu müslümanlar neden terör işine girmişti, onu demediniz abiler!
Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.