EKONOMİ VE POLİTİKA

EKONOMİ VE POLİTİKA

  • “Kürt sorunu” konusunda tasarlanan son senaryolarla kimlerin nasıl bir oyunun peşinde olduğunu tahmin etmek pek zor olmasa gerek! Kapitalizmin küreselleşme aşamasında uluslararası sömürü boyutu yükseldikçe...


    “Kürt sorunu” konusunda tasarlanan son senaryolarla kimlerin nasıl bir oyunun peşinde olduğunu tahmin etmek pek zor olmasa gerek! Kapitalizmin küreselleşme aşamasında uluslararası sömürü boyutu yükseldikçe, nedense sınıf bilinci geri plana çekilmekte, bunun yerine etnisite veya sair alt kimlikler kışkırtılmaktadır. “Bireyleşmek” felsefesi temeli üzerinde yükseltilen alt kimlikler dokusunun, “özgürlükler” süslemesi etkisi altında yoksul çevre halklarının sömürü ağının içine alınmasını kolaylaştırdığı gün gibi ortadadır. Sürecin tam da odağında ekonomi ve sömürü mekanizması olduğu halde, bu durum özgürlüklerin genişletilmesi ve bir anlamda kurtuluş görüntüsü olarak halklara yutturulmaktadır. Bazı liberal aydınların (!) desteği ile AKP’nin böyle bir proje üzerinde yoğunlaşması da (samimi ya da değil!) uluslararası emperyalizm tarafından verilmiş görevin ifa edilme çabasının doğal sonucu olsa gerek!
    Bir toplum içinde görece başat bir kesimin diğer kesim üzerinde temel hakları verme gibi bir lüksü yoktur; böyle bir otorite olamaz! Çünkü, birey temelinde sosyolojik açıdan temel haklar özde alınamaz ki, geri verilebilsin! Bireyin “birey” olması temel haklarına sahip olma ve onu kullanma yetkisi ile olasıdır. Hal böyle olunca, temel haklar üzerinde pazarlık yapılamaz. Bu yazıda, sosyolojik açıdan söz konusu temel hakların gasbedilemeyeceği ilkesinden hareketle, daha geniş çerçevede insan hakkı konusunu irdelemeyi amaçlıyorum.
    Sosyolojik açıdan temel hakları da içeren, geniş anlamda insan hakları kavramı yaklaşımı yapıldığında, AKP açılımının ne denli sipariş, yetersiz, hatta uzun dönemde halkların aleyhine olduğu görülebilir. Bireylerin ve toplumların özgürlükleri temel haklarla sınırlı olmayıp, daha geniş çerçevede ekonomik hakları da içerecek şekilde insan hakları alanında yansır. Bu bağlamda en temel insan hakkı ekonomik alandaki haklardır.
    Önce, iki müşahedemi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir sendika ile geçmişte Batman’da katıldığım bir toplantıda iki genç bana iki soru yöneltti. Birincisi, TEKEL’e ait yaprak işleme fabrikasında çalıştığını ve fabrika özelleştirilince işsiz kalacağını, bu durumda devletin kendisinin dağa çıkmasını mı istediğini sordu. İkinci genç ise, benim yabancı sermayeye sömürü nedeniyle karşı olduğumu anladığını, ancak kendisinin işsiz olduğunu ve yabancı sermayenin sömürüsüne razı olduğunu söyledi. Bu soruları yaratan ve, maalesef, yanıtsız kalmasına yol açan siyasilerdir ve özelleştirmeyi “Allah’ın emri” gibi uygulayan AKP’dir.
    Bütün vatandaşları, ekonomik hakları da içerecek şekilde geniş anlamda insan hakları kapsamında kucaklamadan, salt dar anlamda temel hakları pazarlık konusu yapmak, devletin işi olmadığı gibi, böyle bir açılım bölge halkına uzun dönemde yarar da sağlamaz. Kürt vatandaşlar hemen tüm ülkeye yayılmışken, “Kürt Sorunu” olarak salt dar anlamda temel haklar söz konusu olduğunda Güneydoğu Bölgesi’nin akla gelmesi, sorunun temel hakları da aşan, siyasal alanı da kapsayan büyük boyutunu yansıttığı gibi, asıl kışkırtıcının dünya emperyalizmi olduğunu da açıkça göstermektedir.
    Kürt aydınlarının özgürlük adına salt kimlik üzerinde durmasının, küresel emperyalizmden ne denli etkilenmiş olduğunu göstermesi açısından, maalesef, fevkalade üzüntü vericidir. Oysa, kapitalizmin bu aşamasında etnisitenin ve sair alt-kimliklerin bu denli yükseltilmesi ve siyasal alanlara taşınması halkların değil, emperyalistlerin işine yaracaktır! Keşke, Kürt aydınları çok haklı ve yerinde olarak temel haklar konusunu işlerken, bunu ekonomik sistem ve siyasal ortam içinde ele alıp, bölge halklarına emperyalizmin kadife eldiveninin içindeki demir yumruğu da göstermiş olsa idi!
    Kürt meselesi salt Türkiye’nin ve Kürt halkının meselesi değildir; bu meselenin bugünkü görüntüsü ve siyasal boyutu ile yansıtılması emperyalizmin projesi ve amacıdır! AKP’nin sorunun üzerine bu denli cesaretle atlaması da küresel emperyalizm bağlamında yüklendiği görev anlayışının doğal sonucu olsa gerek! Kürt ve Türk halklarının temel haklarına sahip olarak gerçek anlamda kurtuluşu, kapitalizm havuzunda etnisitenin ve alt kimliklerin yükseltilişi ile değil, Kürt, Türk ve tüm bölge halklarının el birliği ile emperyalizmi bu bölgeden uzaklaştırması yönündeki çabaları ile olasıdır. “Her toplumun (ulusun) kendi kaderini tayin hakkı” emperyalizmin kitabında bulunan bir konu değildir!
    İZZETTİN ÖNDER
    www.evrensel.net