GERÇEĞİN GÖZÜYLE

GERÇEĞİN GÖZÜYLE

  • 6 Ağustos tarihi yaklaştıkça insanlığa karşı işlenmiş suçlar doluşuyor belleğime.


    6 Ağustos tarihi yaklaştıkça insanlığa karşı işlenmiş suçlar doluşuyor belleğime. Guernica, Auschwitz, Hiroşima, Nagazaki üzerine yazılanlara, çizilenlere, Susan Sontag'ın 'başkalarının acısına bakmak' diye tanımladığı fotoğraflara ibretle yeniden göz atıyorum.Böylesi cinayetleri işleyenlere,işletenlere insan denilebilir mi? demeye kalmıyor çağımızda işlenen insanlık suçları takılıyor usuma. Irak, Afganistan, Filistin, Lübnan, Sudan Darfurda yaşanan katliamlar, bahtsız kara Afrika'da insanın insana yaptığı kıyım, zulüm. Gezegenin hemen tüm kıtalarında yakılan yıkılan köyler, kasabalar; yerinden, yurdundan göçe zorlanan 'Büyük İnsanlık...'
    Dumansız Türkiye sloganına kendini fazlasıyla kaptırmış medyamızı ve kamu oyunu, dünyanın gördüğü en büyük nükleer felaket Hiroşima bu yıl da ne denli ilgilendirecek göreceğiz. Nükleer santrala,baz istasyonlarına, termik santral bacalarından denetimsiz salınan zehirli gazlara, yabancı bandıralı gemilerin nükleer atıklarına ülkemize boca etmelerine daha ne kadar duyarsız kalacağız. Oysa çok değil seksenli yılların gazete ve dergilerine baktığınızda nükleer tehlikeye dikkat çeken; günümüzde doğanın dengesinin bozulduğuna yazıklanırken bunun sinyallerini yıllar önce veren bilim, yazın ve sanat insanlarının varlığını görüyorsunuz. Toplumda yerlerini doldurmakta zorlandığımız değerlerden Mahmut Dikerdem, Serol Teber ve tiyatro yazarı Oben Güney Hiroşima ve Nagazaki için bilimsel içeriği de olan yazılara imza atmışlar. Dikerdem 1986 tarihli yazısında Japonya'da atomun dehşetinden kurtulabilen insanlara HİBAKŞA dendiğini anımsatıyor ve her yıl yineledikleri anma törenlerinde dünyaya duyurmaya çalıştıkları çağrılarına yer veriyor :
    "İnsanlar nükleer silahlarla bir arada yaşamamalıdır. Şimdi nükleer silahların yasaklanması,yapılmış olanların da yok edilmesi zamanıdır. Hep birlikte nükleer silahların yapımını,kullanımını,denenmesini,geliştirilmesini ve yeryüzüne yerleştirilmesini önleyelim."
    6 Ağustos 1945 tarihini ve Hiroşima'yı haritadan silmeyi amaçlayan atom bombasının atıldığı saat 8.15'i belleklerimize kazımalıyız. Kazımalıyız ki genç kuşaklar savaşın değil barışın;şiddetin değil sevginin, kardeşliğin başat olduğu bir toplum yaratma yolunda çaba gösterebilsinler.
    Yazımın başlığı bizim kuşağın kadın şairlerinden Türkan İldeniz'in şiirine ait.Bu şiiri Hiroşima ve Nagazaki'de yaşamına yitirenlere saygı adına paylaşalım istedim:
    "Ben Albert Einstein,atom bilgini
    Hiroşima'dan yükselen çığlıklar benim
    Çürüdü beynim, çürüdü etlerim gerçi
    Toprak eritti bedenimi ama
    Kemiklerimde rahat yok, suçum ulu
    Ben atom bilgini Albert Einstein
    Bıkmadan lanetlerim kendimi ve bulgumu.
    Vah bana, vahlar bana, uğraşılarıma vah
    Pişmanlığım sonsuza değin büyüyecek
    Bir nükleer sözü geçmiyor mu sızlıyor kemiklerim
    Oysa ben hiç de kötü kişi değildim
    Mutluluk üstüne adamıştım beynimi
    İyiliğe harcansın istedim emeklerim
    Sebep başkaydı sonuç başka oldu neyleyim.
    Pınarların soğuk suyu da söndüremiyor içinizdeki kini
    Buğusu tüten somunu bölüşmek varken kardeşçe
    Kola kol mu istiyorsunuz dişe diş mi
    Karışamam sizin olsun ***
    En güleç yüzüyle güneş günaydın derken her sabah
    Gülücükle uyanan bebekler büyüyecek gün beklerken
    Siz doğanın silme cömertliğine inat
    Yapılanları yıkmak mı diliyorsunuz
    Nasıl isterseniz buyurun
    Tek beni rahat bırakın ilişmeyin bulguma
    Ben atom bilgini Albert Einstein

    Çilem ırkımın çilesi sürer hatta toprak altında
    Kemiklerimde rahat yok
    Vah bana vahlar bana. "
    TURGAY OLCAYTO
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.