UFUK

UFUK

  • Başbakan Erdoğan, PKK'ye “terör örgütü” demediği taktirde görüşmeyeceğini açıkladığı ve bu tutumunda da uzun süre ısrar ettiği DTP ile bugün görüşecek.


    Başbakan Erdoğan, PKK'ye “terör örgütü” demediği taktirde görüşmeyeceğini açıkladığı ve bu tutumunda da uzun süre ısrar ettiği DTP ile bugün görüşecek. Erdoğan’ın bu tutum değişikliğinde, iki dönemdir iktidarda olan bir partinin lideri olarak, çözme yeteneği gösteremediği Kürt sorunu karşısında yaşadığı tıkanıklığın belirleyici olduğu açık.
    Emekliye ayrılan neredeyse bütün genelkurmay başkanlarının, sadece silahlı mücadele yöntemiyle çözmenin mümkün olmadığını dile getirdikleri bu sorun, AKP Hükümeti’ni de duvara dayamış durumda.
    Bunun sadece iç politikayla ilgili olmayan, Ortadoğu’da ABD egemenliğinde şekillendirilen yeni süreçte kendisine biçilen iddialı rolü yerine getirebilmek açısından da, hükümetin bu sorun karşısında yol alma ihtiyacını zorunlu olarak duyduğu bir gerçek.
    Hükümeti bu konuda adım atmaya zorlayan süreçte, 22 Temmuz seçimlerinde bölgede AKP’nin önceki seçimdeki pozisyonunu yitirmiş olmasından başlayarak, içeride bu konuda uzun yıllardır verilen mücadelenin önemli etkisi ise yadsınamaz. Süreci sadece, “ABD böyle istedi, hükümet de adım atıyor” biçiminde algılamak, hem Türkiye’de bu konuda mücadele veren güçlere haksızlıktır, hem de, kendi gücüne güvenmeyip, önemli sorunların çözümünde hep dışarıdan gelen zorlamalara bel bağlamak anlamına gelecektir.
    Sürecin bu yanlarının her biri, ayrı bir köşe yazısını hak edecek kadar kapsamlı ve derinlikli özellikler taşıyor.
    Ancak bu köşenin sınırlılıklarını düşünerek, bu zorlayıcı faktörlerin rolüne bu yazı kapsamında bu kadar değinmekle yetinip, bugün yapılacak Erdoğan-Türk görüşmesine ve bu görüşmenin olası etkilerine dönelim.
    Öncelikle nedeni ne olursa olsun, Erdoğan’ın inadını kıran ve hükümeti bir arayış içine sokan bu süreç, Kürt sorunun demokratik çözümünü isteyen, bunun mücadelesini veren güçler açısından önemlidir. Sorun, hükümetin Kürt sorununu çözmek isteyip istemediği, ya da bu kadar “demokratik” olup olmadığı değil, politikanın karşılıklı güçler için bir mücadele alanı olduğu gerçeğinin gereğine uygun tutum almaktır. Bugün yapılacak görüşmede büyük değişimlerin kapısının açılmasını kimse beklemiyor. Kürt sorununun ağırlığı, bu sorun etrafında uzun yıllardır bir devlet politikası olarak ülkede hakim kılınan şoven iklimin değiştirilmesinin bir süreci gerektirdiği gibi gerçekler, bu sorununun çözümünün bir süreç işi olduğunu görmeyi daha baştan dayatıyor. Ne var ki, bu gerçeklerin hükümetin ağırdan almasına gerekçe yapılmaması da yine bir mücadele işidir. Hükümet, bir yandan beklenti yaratırken, bir yandan da sorunun ağırlığının arkasına saklanarak ağırdan alma tutumunu benimseyebilir ki, şu ana kadar bunu yeterince yaptı.
    Ancak Kürt sorununun çözülmesi için mücadele veren güçler açısından, önümüzdeki dönemde, sürecin her adımında etkin politika yapmak önemli olmaktadır.
    Kürtleri bir “oy deposu” olarak AKP’nin arkasında birleştirme planını boşa düşürüp, AKP’yi, Kürtleri tanıma, taleplerini dikkate alma ve yerine getirmeye çalışmaya zorlamak, bu sürecin her adımında ne düzeyde etkin politika yapılıp yapılamayacağıyla doğrudan ilgili olacaktır.
    Hükümete yakın işçi konfederasyonlarına üye kimi sendikaların bile, Kürt sorununun çözümüne ilişkin açıklama yapar hale geldiği bu süreçte, işçi ve emekçilerin en mücadeleci kesimlerini içinde barındıran sendikaların daha önde tavır alması için yol açılmış demektir.
    Bu ülkede yaşayan halkların eşit, özgür, demokratik birliğini savunan aydınlar, bilim insanları, daha genel anlamıyla bu konuda vicdan sahibi herkesin daha açık ve daha mücadeleci bir tutum alması bir zorunluluk haline gelmiş bulunuyor.
    Bunun gerisinde duran, açıktır ki, AKP’nin bile gerisine düşecektir.
    FATİH POLAT
    www.evrensel.net