Avrupa Birliği’nin göçmen politikası Sınır dışı et kurtul!

Avrupa Birliği’nin göçmen politikası Sınır dışı et kurtul!

Eva Bahl ve Marina Ginal, göç ve insan ticareti konusunda çalışmalar yapıyorlar. Aynı zamanda eleştirel göç ve sınır rejimleri araştırmaları ağında yer alıyorlar.


Eva Bahl ve Marina Ginal, göç ve insan ticareti konusunda çalışmalar yapıyorlar. Aynı zamanda eleştirel göç ve sınır rejimleri araştırmaları ağında yer alıyorlar. Crossing Munich: Yerler, Görünümler ve Göç Tartışmaları adlı, sanatsal katkıların da olduğu çalışmalarında, göç ve insan ticaretinin görünümlerine odaklanıyorlar.

Aslında siz, ilk başlarda seks işçiliği konusunda çalışmaya başlamıştınız; şimdi ise Avrupa Birliği politikalarında insan ticareti konusuna yöneldiniz. Bu nasıl gelişti?
Ginal: Çalışmalara başladığımız Münih, seks işçiliği konusunda ilgimizi çeken çok spesifik özelliklere sahipti. Seks işçiliği, esasında şehrin hemen hemen her yerinde yasak. Burada insan ticaretine ilişkin tehlikeler ileri sürülüyor. Biz yasağa rağmen seks işçiliğini incelerken, pek çok kişi ve kuruluşla görüşmeler gerçekleştirdik ve araştırmamız göçmen politikalarına doğru yöneldi. Tartışmanın kökenine ilişkin arayışımız da bizi Avrupa Birliği düzeyinde bir inceleme yapmaya itti.

Bunun, Avrupa Birliği içinde son yıllarda kadın ticareti ve zorunlu seks işçiliği ile ilgili tartışmaların yoğunlaşmasıyla da ilgisi var mı?
Ginal: Yalnızca AB’nin diğer ülkelerinde değil, Almanya’da da bu konu çok fazla güncel. Aslında temel olarak kadınların göç ile ilgili konularda ele alınmaya başlanması bir ilerleme. Kadınlar, uzun yıllar boyunca göç politikaları ya da göç araştırmalarında yok sayıldılar. Şimdi onların durumu görünürlük kazanıyor ama maalesef bir problematik üzerinden. Kadınlar, göç konusunda daima gönülsüzce seyahat eden bir eş ya da kendi ilişkilerinin kurbanı olarak görüldü. Bu geleneksel bakış, kadın ticaretine karşı yürütülen çalışmalarda da büyük ölçüde kendisini hissettirdi. Kadınlar, çok da üzerine çalışma yapılmayan bir grup olarak kaldılar. Elbette cinsel şiddetin vahşi gerçeklikleri mevcut. Bunun mağdurları için danışma yerleri açılıyor olması iyi bir durum. Ama burada sorun şu ki; polis, asıl olarak onları koruyacağına, bu durumda şiddete maruz kalanı arıyor ve yabancılarla ilgilenen kurumlar, onları direkt olarak sınır dışı etmeye çalışıyor.

Avrupa Birliği’nin kadın ve insan ticaretiyle ilgilenmesi olumlu bir durum değil mi?
Ginal: Evet ve hayır. Elbette tek başına AB’nin bu konularla ilgileniyor olması olumlu görünüyor. Ama burada asıl sorun, temel olarak kadın örgütlerinin tartışmaya açtığı göçle mücadelenin bir araç haline getirilmesi.
Bahl: Şubat ayında Viyana’da yapılan AB Kadın ve İnsan Ticareti Konferansı’nın niteliğini katılımcılara bağlı olarak da ortaya koyabiliriz. Orada hiçbir kadın örgütü temsil edilmedi. Bunun yerine göç politikasının içişleri, adalet bakanları, Uluslararası Göç Örgütü, Europol ve Avrupa Sınır Koruma Kurumu gibi aktörleri yer aldı.

Konferans konusunda basında çok olumlu haberler yer aldı...
Bahl: Bunda şaşılacak bir şey yok. İnsan ve kadın ticareti konusundaki söylemler, Avrupa Birliği’nin göçmen politikaları için pozitif bir imaj yaratılmasına hizmet ediyor.
Ginal: Bu ve benzer toplantılar, AB kurumları, Uluslararası Göç Örgütü ve sivil toplum örgütleri arasında bilgi paylaşımı için yeni birlikte çalışma koşullarını olanaklı kılıyor. Ancak tartışmanın çekildiği nokta, her şeyden önce göçmenlerin “kurtarma önlemi” olarak geri gönderilmesini olanaklı kılıyor.

Avrupa Birliği kendisini ‘kaçak kadınlar’ın kurtarıcısı olarak mı gösteriyor?
Ginal: Çek Cumhuriyeti eski İçişleri Bakanı olan ve konferansın da açılışını yapan Ivan Langer’in ifadeleri, bunun için iyi bir örnek oluşturuyor. Langer, Uluslararası Göç Örgütü ile iyi bir iş birliği ve “gönüllü geri dönüş programları” konusunda örgütten faydalanılmasını vurguluyordu. Bu kriz döneminde AB’de işini kaybeden ve çok zor durumda bulunan çok sayıda yabancı bulunduğunu belirtiyor Langer. Bu insanlar kolayca insan ticaretinin kurbanı olabilir. Langer, bu yüzden potansiyel kurbanlar için “gönüllü” geri dönüş projelerinin kendisini çok mutlu ettiğini ifade ediyor. Bu insanların, kendi anavatanlarında, zorla seks işçiliği ve insan ticareti konusunda daha korunaklı olacaklarını bildiriyor.
Bahl: Avusturya İçişleri Bakanı Maria Fekter de bu konuda iyi bir örnek. Avusturya siyaseti ile ilgilenenler, insan ticaretinin kurbanları konusuna önem göstermeye çalışır gibi görünen Fekter’in, aslında şimdiye kadar göçmen politikaları konusunda en baskıcı uygulamaları yerine getirdiğini çok iyi bilirler. Konferansta ise insan ticaretine açık bir şekilde karşı çıkıyormuş gibi bir konuşma yaptı. Konuşmasını, göçmenlerin kendi ülkelerine geri gönderilmesi talebiyle bitirdi. Aynı zamanda, göçmenlerle ilgili bilgi toplanması konusundaki sorunların aşılmasını da talep etti. Bunun için çeşitli ülkelerle bilgi akışının sağlanması konusunda ortak hareket edilmesini istiyor.

Yani Avrupa Birliği, göçmenler üzerine daha fazla bilgi toplamak istiyor...
Ginal: Viyana’daki konferansın temelinde de bu yatıyordu: Ana hatların oluşması için yalnızca AB ülkelerinde değil, göçmenlerin geldikleri, transit geçiş yaptıkları ve gitmeye çalıştıkları ülkelerden de bilgi toplamak.
Bahl: Burada kritik olan nokta, yalnızca zaten biliniyor olan zorla seks işçiliği olayı ya da insan ticareti üzerine verilerin toplanmasıyla sınırlı kalınmaması. Aynı zamanda bütün “potansiyel kurbanlar” üzerine de bilgi toplanıyor; yani, tüm göçmen kadınlar ya da göçmen olması muhtemel kadınlar. Bunlar yerinde tespit edilmek isteniyor.

Peki, bu verilerin toplanmasında kim görev alıyor?
Bahl: Öncelikle doğal olarak polis ve kamu kurumları gibi ulusal aktörler... Ayrıca çok sayıda devlet üstü ya da devletler arası aktör... Bunlar arasında Uluslararası Göç Örgütü ve Uluslararası Çalışma Örgütü de yer alıyor.
Ginal: İnsan ticaretinde yeni aktörler de ortaya çıkıyorlar. Avrupa Birliği’nde yerel düzeyde çalışmalar yapan, kurbanları korumaya yönelik pek çok sivil toplum örgütü kuruldu. Bunlar da verilerin toplanması ve göçmenlerin geldikleri ülkelere gönderilmesi işinde yer alıyorlar.

Bu, Avrupa Birliği’nin, kadın ticaretinin kurbanı olabileceği için göç eden ya da göç edebilecek kadınlar hakkında bilgi topladığı anlamına mı geliyor?
Ginal: Yalnızca kadınlar değil. Viyana Konferansı’nda sadece kadınlarla sınırlı kalınmak istenmediğini gördük. Avrupa Birliği artık, erkekler ve çocukların da seks endüstrisinin sömürü ilişkileri içerisinde olduğunu daha fazla vurguluyor. Bu, bu kesimler için de bilgilerin toplanacağı anlamına geliyor.

Kadınların ne kadarının zorunlu olarak bu işi yaptığını ve ne kadarının bu işi kendi isteğiyle yaptığını söyleyebilir miyiz?
Ginal: Aslında biz sayılarla çok fazla ilgilenmiyoruz. Çünkü zaten konunun muhatapları çok fazla şeyle karşılaşıyorlar. Bizim için önemli olan, bu yönelimlerin ne tür siyasal içeriklere sahip olduğunu göstermek. Ve burada açıkça söylemek gerekirse, düzenli olmayan göçle mücadele, göçmenlerin ve seks işçilerinin yaşamlarını ve çalışma koşullarını düzeltmeye hizmet etmiyor. Burada şiddetin kültüralize edilmesi söz konusu. Bu şekilde yapılan müdahalede, kurbanlar aynı zamanda “yabancı fail” olarak da gösteriliyor. Yani, toplumdaki cinsiyetleştirilmiş şiddet baştan atılmaya ve örtbas edilmeye çalışılırken, geri kafalı ve erkek egemen göçmen kültürünün görünümleri yeniden üretiliyor. Burada etnik ayrımcılığın da çok belirgin bir şekilde etkili olduğunu gözlemliyoruz.
Bahl: Bu konuda çok çeşitli rakamlar var. Bu elbette siyasal ilgilere göre çok farklı şekiller alabiliyor. Elbette pek çok çalışmada seks işçiliğine zorlananların sayısı, bu işi yasal olarak yapanlara göre daha az sayıda kalıyor.

Peki mağdurlar ne talep ediyorlar?
Bahl: Baskıcı çözümler, seks işçiliği ve göçü önlemeye çalışmak, kadınların daha fazla baskı altına alınması anlamına geliyor. Seks işçileri ve göçmenlerin çalışma haklarını düzenlemek, daha etkili ve yardımcı olurdu. Ama açıkçası zaten bu; yani göçmenlerin çalışma haklarının düzenlenmesi, tam da Avrupa Birliği’nin, kadın ve insan ticareti konusundaki tartışmalarda engellemeye çalıştığı nokta.
Ginal: Seks işçileri ve seks işçileri yanlısı organizasyonlar, seks işçiliği ve zorunlu seks işçiliğinin birbiriyle karıştırılmasına sert bir şekilde muhalefet ediyorlar. Önerilerinden biri, zorunlu seks işçiliğinden değil toplumsal cinsiyetleştirilmiş şiddetten söz edilmeye başlanması.
Juliane Schumacher (www.jungle-world.com’dan Çeviren: Bülent Özçelik)
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.