On yıl boşa geçti

On yıl boşa geçti

Tam on yıl geçti. Türkiye’yi yasa boğan, 17 Ağustos Büyük Marmara Depremi’nin yıl dönümü bugün. Ancak aradan geçen 10 yıla rağmen, ne depremzedelerin ne de uzmanların sesini duyan oldu. Yaralar hâlâ sarılmadı, önlemler alınmadı. Devlet, deprem mağdurlarına verdiği sözleri yerine getirmedi.


Saat 03.02’de uykuda yakaladı 7.4 şiddetindeki deprem. Kimi sarsıntıyla uyandı, kimi vücuduna aldığı eşya darbeleriyle; kimiyse ailesinin çığlıklarıyla...
Ardından bir koşuşturmaca başladı. Elektrikler gitti, telefonlar kilitlendi. Gün aydınlanmaya başladıkça gözler önüne seriliyordu durumun ciddiyeti. Domino taşı gibi yıkılan evler, şoka girenler, hayatını kaybedenler, sevdiklerini arayanlar…
SESLERİNİ DUYURMAYA ÇALIŞTILAR
Yıkılan binaların arasında arama çalışmaları günlerce devam etti. Kurtarma ekiplerinin, depremzede yakınlarının yıkıntılar arasında haykırışı, bıkmadan usanmadan yankılandı: ‘Sesimi duyan var mı?’ Çocuklarını kaybeden anne babalar, yakınlarından haber alamayan küçük çocuklar bir umut ya, günlerce yıkıntılarda seslerini duyurmaya çalıştı.
Halbuki bir savaş değildi on binlerce insanın ölümüne neden olan. Bir ‘doğal afetti’, üstelik beklenmeyen bir bölgede değildi. Fakat alınmayan önlemler nedeniyle sonuç engellenemedi. 7. 4 şiddetinde yaşanan depremin ardından kayıp büyük oldu.
MİLYONLAR ETKİLENDİ
Kocaeli Gölcük merkezli depremin etkisi Ankara’dan İzmir’e geniş bir alanda hissedildi. Resmi rakamlara göre, 17 bin 480 ölüm, 23 bin 781 yaralanma yaşandı. 285 bin 211 konut, 42 bin 902 işyeri hasar gördü. Resmi olmayan bilgilere göre ise yaklaşık 50 bin ölüm, ağır-hafif 100 bine yakın yaralı oldu.
Ayrıca deprem, 133 bin 683 binanın çökmesiyle yaklaşık 600 bin kişiyi evsiz bıraktı. Yaklaşık 16 milyon insan, depremden değişik düzeylerde etkilendi. 17 Ağustos depremi, bu nedenle son yüzyılın en büyük depremleri arasına unutulmayacak büyük bir uğultuyla girdi. Peki bu bedel gerçeği görmek için yeterli oldu mu? Yoksa acılar ve anılar bu beton yığınları altında unutuldu mu?
HİÇBİR ÖNLEM ALINMADI
Kocaeli’ne doğru, depremin ardından ne gibi önlemler alındığını görmek için yola koyuluyoruz. Depremden en çok hasar gören Gölcük’ün Değirmendere beldesi ilk adresimiz. Değirmenderelilerin anlattıklarına bakılırsa, depremle ilgili yeterli önlem alınmamış. Sahilde bir kafede çalışan Aytekin Altıntaş, depremde yaşadıklarını anlatıyor. Depremde 7 katlı bir binada oturduğunu anlatan Altıntaş, kaçacakları yer bile olmadığını söylüyor. Kaldığı binanın büyük hasar gördüğünü anlatan Altıntaş, “Deniz kenarındaki işyerim yerle bir oldu” diyerek yaşanan felaketi anlatmaya çalışıyor. Felaketi “Sabah işyerine geldiğimde denizin 200 metre ileriye kadar gittiğini gördüm” diyerek anlatmayı sürdüren Altıntaş, insanların kaderine terk edildiğini, aradan geçen on yıla rağmen hâlâ önlem alınmadığını ifade etti.
YIKILACAK BU EVLER!
Sahilde fındıkçılık yapan Nurcan Eser, Gölcük’ün depremden önceki halinden eser kalmadığını anlatıyor. O da diğer depremzedeler gibi önlem alınmadığı konusunda hemfikir. Eser, “Ben biliyorum ki yine bir deprem olsa yıkılacak bu evlerin hepsi” diyor. Şu anda oturduğu evin de depreme dayanıklı olmadığını söyleyen Eser, “Benim evim, biliyorum ki yıkılacak potansiyeli olan bir ev. O kadar çadırda kaldık, çadırım yandı kimse umursamadı” diyor. (Kocaeli/EVRENSEL)

GEÇİCİ VERGİLER KALICI OLDU
GEÇİCİ deprem vergileri, aradan geçen 10 yıla rağmen alınıyor. Vergiler depremin yarattığı yıkımı gidermek yerine bütçenin gelir kalemi olarak değerlendiriliyor. Toplanan katrilyonlara rağmen hâlâ gideri karşılanamadığı iddiasıyla onarılmayan konutlar, alınmayan önlemler var.
Ekonomik maliyeti 17 ila 24 milyar lira arasında açıklanan Marmara depremi için 2009 yılının Haziran ayına kadar halktan 24.1 milyar lira (katrilyon) “deprem vergisi” toplandı. İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın (İSMMMO) yaptığı hesaplamaya göre 2000 yılında ‘yaraları sarmak’ gerekçesiyle getirilen “deprem vergilerinden” bu yıl sonuna kadar elde edilecek gelir ise 27.2 milyar lira olacak. İSMMMO’nun “Deprem Vergileri Bütçeye Yama Oldu” başlıklı derlemesine göre ek gelir, ek kurumlar, ek emlak, ek motorlu taşıtlar vergilerinden sağlanan gelir hariç, sadece özel işlem ve özel iletişim vergileriyle 16 milyon hanenin yaşadığı Türkiye’de, devletin deprem için her aileden tahsil ettiği tutar, aile başına 1.7 bin liraya ulaştı. Kişi başına ödenen deprem vergisinin miktarı da 375 lirayı bulacak. İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, halktan toplanarak bütçe gelirleri içine yerleştirilen ortalama 25 milyar liranın hangi “yıkıntıyı” imar ettiğini kimsenin sorgulamadığını belirtti. Deprem vergileriyle gerçekleştirilen hizmetlere ilişkin net bir bilgiye ulaşmanın pek mümkün olmadığını ifade eden Arıkan, “Para, adresine ulaşmamıştır”dedi.

PEKİ YA SORUMLULAR?
17 Ağustos gecesi sıradan apartmanların yanı sıra lüks siteler de iskambil kağıtları gibi devrilmişti. Bu binaları yapanlar, eksik malzeme kullananlar, projeleri onaylayanlar, inşaatları denetleyenler, şüphesiz ölümlerin en büyük sorumluları arasındaydı. Peki aradan geçen yıllarda müteahhitlerin kaçı yargı önüne çıktı ve ceza aldı? Onu, yüzü, bini mi; yanıt maalesef ‘hayır’. Yalnızca 195 kişinin ölümünden sorumlu tutulan Veli Göçer ceza aldı.
Depreminin ardından 10 yıl geçti. 50 bin kişiye mezar olan binalarla ilgili 6 bin 286 kişi yargılandı. Anca bu kadar kişinin arasından yaptırdığı 400 konutun yıkılması sonucu 195 kişinin ölümüne sebep olduğu öne sürülen Veli Göçer, tutuklanarak ceza evine girdi. Göçer hakkındaki 18 yıl 9 ay hapis cezası da, ancak 2 yıl önce zamanaşımına 8 gün kala onanarak kesinleşti. Böylece zamanaşımına 8 gün kala cezası onanan Veli Göçer dışındaki sorumluları ise ‘zamanaşımı’ kurtardı! Depremin ardından başlayan yargı süreci, 7.5 yıllık zamanaşımı süresinin dolmasıyla sona erdi. Sadece Kocaeli’nde düşen dava sayısıysa 150 oldu.
MAĞDURLARA HACİZ
Depremin ardından depremzedeler sadece zamanaşımından mağdur olmadı. Veli Göçer’e açtıkları tazminat davasını kazanan depremzedelerin başı şimdilerde yine dertte. Tazminat davasını kazandılar, ancak hak ettikleri tazminatı alamadıkları gibi, üstüne bir de borçlu çıktılar. Mahkeme, Göçer’in avukatının vekalet ücreti ile mahkeme masraflarını depremzedelere yükledi. Bu borcu ödeyemeyen bazı ailelerin evineyse haciz geldi.

NÜFUSUN YARISI DEPREM BÖLGESİNDE YAŞIYOR
İTÜ Jeofizik Mühendisliği Bölümü’nce hazırlanan rapora göre nüfusun yüzde 45’i, havaalanlarının yüzde 40.9’u ve enerji sektörünün büyük bölümü, birinci derece deprem bölgesinde bulunuyor. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Yer Fiziği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haluk Eyidoğan danışmanlığında Jeofizik Mühendisi Caner Uysal tarafından ‘Türkiye’de Nüfus ve Çeşitli Sektörlerin Deprem Riskinin İncelenmesi’ konulu bir rapor hazırladı. Raporda, Türkiye’nin 71 milyon 517 bin 100 olan nüfusunun yüzde 45’inin birinci, yüzde 26.6’sının ikinci, yüzde 14.6’sının üçüncü, yüzde 12.3’ünün dördüncü ve yüzde 1.5’inin beşinci derece deprem bölgesinde yaşadığı vurgulandı.
HAVAALANLARI RİSKLİ
Olası deprem ve çeşitli afetler durumunda özellikle deniz çıkışı olmayan ve karayolu bağlantıları kesilen bölgelerde yurtiçinden ve dışından gelecek personel, tıbbi malzeme, beslenme ve çeşitli alanlarda yardım sağlayabilecek kritik değere sahip olduğu için havaalanları büyük önem taşıyor. Türkiye’de 47 ilde bulunan 66 havaalanının da incelendiği raporda, havaalanlarından 27’sinin (yüzde 40.9) birinci, 23’ünün ikinci, 9’unun üçüncü ve 7’sinin dördüncü derece deprem bölgesinde olduğuna dikkat çekiliyor. Raporda, elektrik üretim ve dağıtım tesislerinin enerjiye daha çok ihtiyacı bulunan İstanbul, İzmir, Ankara gibi nüfusu ve ekonomik gücü yüksek büyük şehirlerde, havagazı üretim ve dağıtım tesislerinin ise İç Anadolu Bölgesi’nin kuzeyi ve doğusu, Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi ile Doğu Anadolu Bölgesi’nin ortasında bulunan illerde yoğunlaştığı belirtildi.
YÖNETİMLER DUYARSIZ
JEOLOJİ Mühendisleri Odası (JMO)Yönetim Kurulu, 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin devasa boyutta bir felakete dönüşmesinin temel nedeninin, yeterince mühendislik hizmeti görmemiş depreme dayanaksız yapılar ile sağlıksız ve plansız kentleşmeler olduğuna dikkat çekti. Afet risklerinin azaltılması açısından yaşamsal öneme sahip olan düzenlemelerin uygulanması ve hayata geçirilmesi konusunda yerel yönetimlerin yeterli duyarlılığı göstermediğini vurgulayan JMO, bu sorunun aşılması için Afet Müsteşarlığı’ kurulması önerisinde bulunduklarını bildirdiklerini, ancak söz konusu önerinin iktidar tarafından dikkate alınmadığını vurguladı.
‘YAPI DENETİM YASASI YETERSİZ’
MAKİNE Mühendisleri Odası (MMO), 17 Ağustos depreminin afetlere ilişkin yürürlükteki mevzuatın eksikliklerini bir bütün olarak açığa çıkardığına dikkat çekti. MMO’nun hazırladığı “Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odası’nın Önerileri” başlıklı raporda, Türkiye’de sayıları 15 milyonu bulan yapı stokunun yüzde 55’inin ruhsatsız ve kaçak, yüzde 60’ının 20 yaş üzeri konutlardan oluştuğu bildirildi. Raporda, bu yapıların yüzde 40’ının depreme karşı güçlendirilmesi gerektiği belirtilerek, bu nedenle TMMOB ve bağlı meslek odalarının görev ve yetkilerinin netlikle tanımlandığı “yapı tasarım, üretim ve denetim süreci modeli”ni içerecek yeni bir “yapı denetimi yasası” çıkarılması istendi. Depremlerin etkilerinin nüfus yoğunluğu yanında yanlış kentleşme ve yapılaşma politikaları ile yakından ilgili olduğu kaydedilen raporda, 1999 sonrası “yapı denetimi düzenlemeleri”nde denetimsiz yapılaşmayı teşvik eden, kamusal denetim alanını ticarileştirerek özelleştiren, katılımcılığı reddeden, meslek odalarının önerilerine kapılarını kapatan bir yaklaşımın tercih edilmesi eleştirildi. 4708 sayılı Yapı Denetim Yasası’nda ciddi eksik ve yanlışlar bulunduğu ifade edilen raporda, Marmara depreminde oluşan kayıpların yüzde 80’e varan kısmının, taşıyıcı sistemlerin gördüğü zarara bağlı olarak tesisatlarda oluşan hasarlar nedeniyle meydana geldiğine dikkat çekildi.

DEVLETİN 10 YIL GECİKEN DEPREM İTİRAFI
“Ankara, yüzyılın en büyük depremine hazırlıksız yakalandı. Başkent uzun bir süre bölge ile irtibat kuramadı... Yardımları bölgeye ulaştıramadı... Adapazarı, Yalova ve Gölcük’te ilk üç gün başıboşluk yaşandı...” Bu özeleştiriler depremin 10’uncu yılında dönemin bakanlarından olan Yaşar Okuyan’a ait. Okuyan’a göre 18 bin kişinin hayatını kaybettiği 17 Ağustos’un ardından ilk üç gün devletin varlığı tartışılır hale geldi...
17 Ağustos’ta saat 02.58’de meydana gelen depremin ardından tüm iletişim hatları çökmüştü. Merkez üssü bile bir süre belirlenemedi. Ankara’daki yetkililer, bölgeden bilgi almaya çalışırken, en yetkili ismi unutmuştu. Başbakan Bülent Ecevit uyandırılmamıştı...
Ama kabinenin ANAP’lı bakanı Yaşar Okuyan o geceyi anlatırken, “Bizler de Başbakanlığa depremden bir buçuk saat sonra geldik” dedi. Başbakanlıkta saat 4 buçukta, acil durum merkezi oluşturuldu. Milli Güvenlik Kurulu Kriz Merkezi ise saat 6’da çalışmaya başladı.
Ankara, ilk şoku atlattıktan sonra, Başbakan Bülent Ecevit, dönemin Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan’ı seçim bölgesi Yalova’ya, Devlet Bakanı Metin Bostancıoğlu’nu Adapazarı’na, Hasan Gemici’yi de Kocaeli’ne gönderdi. Ve “devletin aciz kaldığı” gerçeği, Bakanların yüzüne ilk kez orada vuruldu.
Devlet depremle imtihanında sınıfta kaldı. Arama kurtarma çalışmalarında da kaos vardı. Dönemin Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan, 10 yıl sonra itiraf etti ve “Dağılmıştık” dedi.

SINAVIN SONUCU İYİ DEĞİL!
DEPREM sonrası insanlardan toplanan ‘deprem vergileri’, ‘kamu binaları’ ve ‘deprem sonrası insanların sığınabileceği boş arazilerin’ durumunu uzmanlara sorduk.
Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Cemal Gökçe, yetkililerin ‘deprem vergisiyle’ halktan ne kadar para toplandığını açıklaması gerektiğini söyledi. Gökçe, “Depremle ilgili nelerden vergi alınıyor açıklanmalı. Para ne kadar oldu ve ne kadarı harcandı açıklanmalı. Şeffaflığa ihtiyaç var. Gerçekten depreme mi hazırlanıyoruz? Bilmek hakkımız” diye konuştu. İstanbul’daki binaların yüzde 70’ inin kaçak olduğunu vurgulayan Gökçe, olası bir depremde bu binaların büyük sorunlar yaratacağını kaydetti. İstanbul’daki kamu binalarının 2 bin 700’den fazlasında deprem güvenliği olmadığını söyleyen Gökçe, bu binalardan sadece yüzde 30’unun güçlendirilmesine karar verildiğini anlattı. İstanbul’da güçlendirilmeye ihtiyacı olan binaların sadece 237’sinin güçlendirildiğini belirten Gökçe, okulların yüzde 92’sinin ise güçlendirilmeyi beklediğini, sadece 12 okul binasının yıkılarak yeniden yapıldığını belirtti. İstanbul’da 300’den fazla hastane olduğunu açıklayan Gökçe, bu hastanelerden 2 hastane binası 1’i de semt polikliniği olmak üzere toplan 3 tanesinin güçlendirildiğine dikkat çekti. Boş alanların son derece önemli olduğunun altını çizen Gökçe, “Bu çerçevede verilen sınavın sonucu da iyi değil” dedi.
İstanbul Üniversitesi Jeoloji Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu, 10 yıl boyunca insanlardan alınan bu ‘deprem vergileri’ ile ilgili devletin açıklama yapmadığına dikkat çekerek, toplanan bu paraların devlet memurlarının maaşına kadar her yere harcandığını düşündüğünü söyledi.
İstanbul’da olası bir deprem sonrası insanların kaçacağı boş arazi kalmadığını anlatan Gündoğdu,
“Dünyada yeni bir şey icat ettik. Deprem sonrası insanlar alışveriş merkezlerine sığınacaklar. İnşallah onları sağlam yapmışlardır” dedi. Gündoğdu, bunların tamamen plansız kentleşmenin ürünü olduğunu söyledi. Kamu binalarının durumuna da değinen Gündoğdu, İstanbul’daki 300’ü aşkın hastaneden sadece 3’ünün güçlendirilmesini “Emekleme safhasında bile değiliz” diyerek değerlendirdi. Gündoğdu, “Aradan 10 kocaman yıl geçmiş. 3 bin 650 gün geçmiş. Deprem kaçınılmaz bir algı. Depremin olacağını bilim de söylüyor. Ancak deprem hazırlıkları son derece yavaş” dedi.
Duygu Söylemez
www.evrensel.net