‘Timsahi’ olanı hariç, gözyaşlarının rengi aynıdır

‘Timsahi’ olanı hariç, gözyaşlarının rengi aynıdır

Ağustos ayının ilk haftasında, bir ilk daha yaşandı Türkiye’de. İlk adım; bazen, kendinden sonraki süreçlere önemli değerler taşır. Yeni güzelliklerin altyapısını oluşturur.


Ağustos ayının ilk haftasında, bir ilk daha yaşandı Türkiye’de. İlk adım; bazen, kendinden sonraki süreçlere önemli değerler taşır. Yeni güzelliklerin altyapısını oluşturur.
Umarım hafta sonu mahmurluğuna “kurban” gitmemiştir. Basının, bu gelişmeye sadece kısa bir haber şeklinde değinmesi; siyasal, sosyal, kültürel, psikolojik açıdan ve de geleceğe taşıyacağı değerler yönüne önem vermemesi, akla ziyan bir durum olmuştur.
İnsani duyguları dumura uğramış birçok kişi; büyük olasılıkla bunu olağan, rutin, anlamsız ve yavan bir gelişme olarak gördü.
Neden “olağan” gördüler? Çünkü hayata magazin penceresinden bakıyorlar.
Neden “rutin” bir durum olarak gördüler? Çünkü Türkiye’de insanlar/kurumlar sıklıkla bir araya gelip, kısa bir süre sonra “amip” gibi bölünüyorlar.
Neden “anlamsız” gördüler? Çünkü “tanrılaştırdıkları” silah, para ve sayıların peşinden koşturdukları için “Etleri-butları nedir” diye düşünüyorlar.
Neden “yavan” gördüler? Çünkü yoksul Anadolu köylüsü-emekçisi ve mazlum, fakir Kürdün canı ciğeri çocukları “Kürt savaşı”nda can verirken, çocuklarının “bir eli balda diğer eli yağda”dır. Tatil beldelerinde “vatani görev”lerini ifa ediyorlar. Ya da yurtdışında eğitim görüyor, yatlarda günlerini gün ediyorlar.
Ancak bu insanlar bir şeyi unutuyorlar. Acıların ve acılıların birliği önemlidir. İnsanların birbirinin acısını anlaması önemlidir. Ve bunlar, günümüzün “düşürülmüş” insanının tanrılaştırdığı o güçlerden daha büyük güçlerdir.
O acıdır ki, nefse sonsuz sabır kazandırır.
O acıdır ki, yüreklere büyük hasretlikler yaşatır.
O acıdır ki, bedenleri birbirine yakınlaştırır.
O acıdır ki, beyne “enjekte” edilen “zehirli” düşünceleri kusturur.
Bu savaş sürecinde dört özge-can çocuğunu yitiren Sakine (Arat) ananın; çocukları için ağlayamazken, savaşta yaşamını yitiren asker anasının acısını dinlerken ağlamasını, bunların dışında başka ne ile izah edebiliriz?
Birileri acıları sonsuza kadar ayrıştırmak için çok çaba gösterdi. Ancak “ayrıştırma mayasının” tutmadığı görülüyor.
Çünkü az esmerin, daha esmerin, sarışının, kumralın ve beyazın acısı aynıdır.
Çünkü Kürt, Türk, Arap, Hindu, Alman veya Cezayirli anaya münhasır acı yoktur.
Çünkü sağcı olsun solcu olsun, liberal olsun dindar olsun, bütün anaların gözyaşlarının rengi aynıdır.
İstanbul OHAL Gazileri ve Şehit Aileleri Dayanışma Derneği’nin yöneticileri, Diyarbakır’a gelip yaşanan savaşta yaşamını yitiren PKK’liler için Mezopotamya Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma, Dayanışma ve Kültür Derneği’ne (MEYA-DER) taziye ziyaretinde bulundular. MEYA-DER yöneticileri de kısa bir süre sonra onlara taziye ziyaretinde bulunacaklarını açıkladılar. Birbirlerinin acılarını anladıklarını ifade ettiler. Ziyaret sonrasında ise Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nde ortak bir basın açıklaması yaptılar. Bu bir araya geliş için düşünce üretenleri, içinde yer alanları ve çaba gösterenleri kutlarım. Dahası, onurlu ve ahlaki bu çabaları için saygılarımı sunarım.
Her kelimesi ve cümlesi özenle seçilmiş, içeriği alabildiğine dolu, insani hissiyatı temel alan, “savaş rantçılarının” yüzüne bir tokat gibi çarpan ortak basın metnini, OHAL Gazileri ve Şehit Aileleri Dayanışma Derneği Başkanı Müslüm Öztürk okudu.
Metnin kısa bir bölümünü aktarmak istiyorum: “Kan, kanla temizlenmez. İntikam ve nefret acıları dindirmek yerine artırır ve yaygınlaştırır. Biz anaların çektiği acıları başka analar çeksin istemiyoruz. Yarın başka çocuğumuz veya komşumuzun çocuğu ölsün istemiyoruz. Birlikte yaşadığımız acı dolu karanlık sayfayı tarihe havale etmekten başka çaremiz yok. Hepimizin başı sağ olsun, acıyı paylaşmanın da ortak kaderimiz olduğuna inanıyoruz. Ama mutluluğu paylaşmak varken, neden kan ve gözyaşı? Bu süreci kimimiz canımızla, kimimiz malımızla ödedik. Ama özellikle bizim gibi binlerce anne, çocuklarının hayatı ile en ağır bedelleri ödedik. Acıyı bizim kadar hiç kimse hissetmedi. Helalleşelim. Kucaklaşalım. Çocuklarımızı birbirlerine öldürtmek yerine, onlara ve tüm halkımıza, birlikte kardeşçe yaşamı ve huzur dolu bir geleceği hazırlayalım. Bunu temin etmek, insan olarak sorumluluğumuz ve halkımıza karşı borcumuzdur.”
Birileri için “utanç”, bazıları için bir düşündürme, bazıları için bir “ihanet”, bazıları için bir öfkelendirme metni olabilir. Ancak ben bu metni, bir onur ve umut vesikası olarak görüyorum.
Mihdi Perinçek
www.evrensel.net