‘Meşru değil’ derken!

‘Meşru değil’ derken!

B. Brecht’in ünlü bir sözü vardır. “Mücadele edenler her zaman kazanamayabilir, ancak kazananlar hep mücadele edenler olmuştur” diye. Bu sözün anlamı oldukça açıktır.


B. Brecht’in ünlü bir sözü vardır. “Mücadele edenler her zaman kazanamayabilir, ancak kazananlar hep mücadele edenler olmuştur” diye. Bu sözün anlamı oldukça açıktır. Mücadele kavramının her birey ve örgüt için ayrı anlam taşıması da oldukça normal bir durumdur. Kapitalist sistemde emekçiler, bireysel kurtuluş mücadelesi verebildikleri gibi kitlesel, topyekün kurtuluş mücadelesi de verebilirler, veriyorlar da. Sorun bireysel kurtuluş mücadelesi verenlerin, örgütlü kitlesel mücadele verenlere yarattığı sıkıntılardır.
Örgütlü mücadelenin zayıflamasında yatan nedenlerden biri de bireysel kurtuluş mücadelesi verenlerin duyarsızlığı ve bencilliğidir. Burjuvazi, emekçi halka bu duyarsızlığı besleyecek sözde yüzlerce albenili yaşam sunmaktadır. Kitlesel mücadele verenler büyük-küçük, önemli önemsiz demeden her mücadele biçiminin kendi içinde anlam ve değer taşıdığını bilmelidir. Mücadele biçimlerinin her biri, başarıya ulaşma yollarının kilometre taşlarını döşer. Önemli olan mücadele biçimini seçerken, dönemin koşullarına yanıt veren, daha önce belirlenen hedeflere ulaşmada yardımcı olan araç olmasına dikkat etmektir. Önderliğin ustalığı da burada yatmaktadır. Sınıf mücadelesi veren her emekçinin ihtiyacı olan, kurtarıcı liderler sultası değil örgüttür. Bu nedenle sınıf mücadelesi veren her parti, kitle örgütü ve sendikalar, alttan üste doğru karar alma yollarını açık tutmak zorundadır. Bu durum, zaten bu örgütlerin doğası gereği olup, kısa süreli de olsa işlemediğinde, geçici olarak sıkıntılar ve güçlükler yaratabilir. Ama zamanla “su akar yolunu bulur” misali tekrar eski durumuna dönecektir. KESK Danışma Kurulu’nun 2010 toplu görüşmelere yönelik olarak belirlediği eylem programı, eksikliklerine rağmen tarafımızca eleştirilmemiştir (Sürecin sonunda eleştiri hakkımız saklıdır). Alınan ve ilan edilen bir karar olduğu için biz işyeri temsilcilerine, şube yöneticilerine düşen görev, bu eylemlerin altını doldurmak, bunları daha kitlesel ve güçlü eylemler haline dönüştürmektir.
Hükümetle toplu görüşmenin 1. oturumu yapıldı, buna yönelik eleştiri yapmamız yerinde olacaktır sanırım. Öncelikle Eğitim Sen, Tüm Bel-Sen ve KESK’in Başbakanlığa yürüyüş eylemleri görüşmeler öncesi kamuoyu yaratmaya yönelikti. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen kamu emekçileri bu eylemlere destek sunmuştu. İnsan sormak istiyor, binlerce kişinin toplu görüşme dönemini güçlendirmek için yaptığı bu eylemler boşa mı gitmiştir? Çünkü toplu görüşmelerin 1. oturumunda 500 kişi ile Başbakanlığa yürünmüştür. Toplu görüşmeye hazırlık olarak gerçekleşen bu eylemler için binlerce kişiyi Ankara’ya çağırmak sürece ne katmıştır? KESK, Diyarbakır ve İstanbul’dan başlattığı yürüyüş kolları ve Ankara’daki kamu emekçileri ile birlikte hükümete taleplerini sundu. Sunulan taleplerin geniş kamu emekçilerinin istek ve beklentilerini karşıladığını söyleyebiliriz. Önemli olan bu taleplere emekçilerin sahip çıkması, yaşam bulması için onların da bir şeyler yapmak zorunda olduklarını bilinç düzeyine çıkarmalarıdır. KESK, görüşmelerin birinci oturumunda taleplerini ilettikten sonra, ‘Bu masa meşru değil, toplusözleşmeyi kapsamıyor’ diyerek görüşmelerden çekilmiştir. Masanın kamu emekçilerince meşru olmadığı zaten bilinen bir gerçektir. Öyleyse, “bunu orada söylemenin kamu emekçileri hareketine ne kazandırdığı”, “meşru görülmeyen masaya gelecek yıl ya da yıllarda yeniden taleplerin sunulup sunulmayacağı” soruları yanıt beklemektedir. Yani KESK, bu masa ile arasındaki köprüleri atmış duruma düşmüştür. Gelecek süreçlerde “TİS yoksa grev var” anlayışı üzerinden mücadelesini sürdürecektir. Sonbahar aylarında grev tarihi belirlenecek. Aslında belirlenen bu grev sözcüğü, grevin tanımına ne kadar uyuyor onu da düşünmek zorundayız. Bir gün ya da iki gün iş bırakmaksa maksat, bu grev tanımına girmez. Uyarı ya da protesto olabilir ancak. GREV, işçi sınıfının burjuva üretim biçimini durdurarak, artı değer üretmemesi, artık değerden beslenen burjuvaziye kriz yaşatmasıdır. Yaşam kanallarını tıkamasıdır kısaca. Kamu emekçilerinin yapacağı grev, devlete hizmet üretmeyerek haklı taleplerin gerçekleşmesi için onu zor duruma sokmaktır. Tüm bunların olması için geniş kamu emekçilerinin ve halkın desteği gerekir. Geçmiş dönemlerde KESK farklı tarihlerde iş bırakmıştı. Geçmişte 1 Aralık’taki iş bırakma en kitlesel katılımla gerçekleşmişti. Bu eylemin sonuçları üzerine de düşünmemiz gerekir.
KESK yöneticileri, protesto anlayışını aşan bir tarz bulmak zorundadır. Önümüzde yeterince zaman var. Belirlediğimiz taleplere en geniş kamu emekçilerini inandırmak zorundayız. Grevin de emekçilerin eseri olacağını unutmamak, kadrolarla gerçekleşen bir eylem olmadığını bilmek zorundayız. KESK kadrosu her şeyi yapar, buna inancımız tamdır, ancak kadronun yaptığı her şey, bir uyanış ve protesto duyarlılığıdır. Hedef, kamu emekçilerinin duyarlılığı ve katkısı olmalıdır. Örgütü grev gibi önemli bir vebalın altına sokanlar, umarız bunun altında kalmazlar.
Hüseyin Kaya
www.evrensel.net