ÖRGÜTLÜ BASIN

ÖRGÜTLÜ BASIN

  • Eşim Türkçe öğretmeni…Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ndeki eğitimi sırasında sınav sorularından birinin şöyle olduğunu anlatmıştı:


    Eşim Türkçe öğretmeni…
    Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ndeki eğitimi sırasında sınav sorularından birinin şöyle olduğunu anlatmıştı:
    “Öküz adedir, ağaç da ade (sıradan, bayağı); ağaca çıkmış öküz, fevkalade (olağanüstü). Açıklayınız.”
    Sorunun gerçek yanıtı, bu ifadenin, sanatın güzelliğini anlatmasıydı. Aklınıza gelemeyecek olanların, oldurulması bir sanattır.
    Ama ben gündelik yaşamda, aklımın ermediği olaylarla karşılaşınca, “ya sabır” çekmek yerine bu sözleri tekrarlarım hiç kimseler duymadan:
    “Öküz adedir, ağaç da ade; ağaca çıkmış öküz, fevkalade.”
    Bunu, Ziya Paşa’nın vecizelerinden biriyle birlikte hatırlayınca daha da fevkalade olur:
    “Bu kadar cehalet, ancak tahsil ile mümkün.”
    ***
    İnsanlığın uzun tarihi su gibi akıp giderken, gündelik yaşamda söylenen bir sürü anlamsız lakırtı, saatler, günler, haftalar boyunca yapılan tartışmalar ne kadar da ağır geliyor.
    Öküzle mi uğraşalım, ağaçla mı? Öküzü ağaca nasıl çıkartalım?
    Sanat yapalım derken, lümpenleşmek; bilimden yararlanırken birden metafizik hayallerin arasında kaybolmak…
    Evrim teorisi mi, yaratılış mı?
    Evrim teorisiyle ilgili en ufak bir bilgiye sahip olmadan, karşı çıkmak… Bilim insanlarının kuşkuculuğunu, bilimsel olarak henüz açıklayamadıkları ayrıntılar olduğunu anlatmalarını, yaratılışın kesinliği ve galibiyeti olarak algılamak…
    Bunu yapanların tahsilinin de cehalet üzerine olduğunu fark etmek…
    İzah edemediğinin üstüne gidip irdelemek, gerçeği kovalamak yerine, Tanrıyla açıklama kolaycılığına kapılmak!
    Ramazan aylarında ziyarete açılan sakal-ı şerif’in, gerçekten peygambere ait olup olmadığı hep tartışılır. Son noktayı herhalde İstanbul Müftülüğü koydu: “İnsanlarımız bunu sakal-ı şerif olarak kabul ediyorsa, onları bu mutluluktan alıkoymaya ne hakkımız var?”
    ***
    O zaman akla, şu dizeler de geliyor:
    “Düşünme,
    Arzu et sade!
    Bak, böcekler de öyle yapıyor.”
    Yukardan beri saydığım her bir vecize ve şiirde farklı birer incelik var ama hepsinde aynı dünya görüşü hakim…
    Yaşam biraz saçma sapanlıksa, büyük ölçüde öküzü ağaca çıkarma sanatı, en iyiyi arama mücadelesidir.
    ***
    Fevkalade olmak mı iyi, yaptığı işte mükemmel olmak mı?
    En iyi olmak mı, farklı olmak mı?
    En iyi sendikacı, farklı insan…
    Mükemmel bir gazeteci, fevkalade bir yazar…
    Çok iyi bir insan!..
    En iyi olmak! En iyi!
    En iyi grevciler…
    En iyi diplomat…
    En iyi gitaristti, genç yaşta öldü!
    En iyi kemancı, konserde bayıldı!
    En iyi mühendisimiz, tüm kömür ocaklarındaki galerileri avucunun içi gibi bilir…
    En iyi bürokratımız, mevzuat ondan sorulur…
    En iyi personelimiz, çalışkan, verimli, üretken, yaratıcı…
    Sık sık duyarsınız: “İşyerinde çok seviyorlar, çok başarılı, sabah erkenden geliyor, geç saatlere kadar mesai yapıyor. Her işten anlıyor. Amirlerinin gözdesi.”
    Şunu duymamışsınızdır ama: “Yaşlılığımda da beni bu kadar sevecek misin amirim?”
    Bu dövizi, İngiltere’deki Ulusal Gazeteciler Sendikası’nın (NUJ) yayın organı Journalist’te yayımlanan bir fotoğrafta, emeklilikle ilgili düzenlemeleri protesto eden kadın muhabirlerin elinde görmüştüm.
    ***
    Herkes kendi işinde en iyi olabilmek için sürekli kendini yenilemeli, çalışmalı…
    Bir inanç uğruna, para kazanmak uğruna, yaşamını idame ettirebilmek uğruna, bilim uğruna, sanat uğruna…
    İnsanlığın gelişmesinin de anahtarı olan insanüstü bir gayretle çalışma içgüdüsünü doğalmış ve özgür tercihimizmiş gibi gösteren, aslında kapitalist yaşam biçiminin ta kendisi…
    Bireysel benliğimizi, toplumsal değerlerimizi, insanlığımızı, aile ilişkilerimizi, arkadaşlıklarımızı, kendimizi tüketerek kapitalist sistemi yeniliyor, onun yaşaması için terimizi, kanımızı, ruhumuzu, aklımızı kaybediyoruz!
    ***
    Zaman ilerledikçe, bireyin beynini, bedenini ve enerjisini tüketen sistem, onun posasını tükürüp atmaya hazırdır artık… Giderek yalnızlaşan birey, bu kadar derdin, tasanın içinde mükemmelliği de bedbahtlığı da paylaşacak kimseyi bulamaz hale gelir; tutunacak bir dal göremedikçe, çevresindekilere iyice yabancılaşır…
    Biri de çıkıp,
    “Bir elinde ayna;
    Umurunda mı dünya!”
    dedi mi, “Tarifsiz kederler içinde” adeyi fevkaladeyi bir yana bırakası gelir insanın…
    Sistem, yeni fevkaladelikler ve yeni en iyilerle kendini bir üst aşamaya taşıma arayışındadır…
    “İçkiye benzer bir şey var bu havalarda
    Kötü ediyor insanı, kötü…
    Dertli ediyor insanı, dertli.”
    Daha daha iyisini arama hırsından vazgeçer, sevdiklerine yönelir ve en iyiyken en iyi anılarla hafızalarda kalmayı yeğler;
    “Gün olur, alır başımı giderim,
    Gün olur, deli gibi…”
    mısraları beyninin içinde uçuşur ve mırıldanır, “insan kendini umursamalı önce…”
    “Bir dert ki yürekler acısı,
    Bir dert ki…
    Dayanılır şey değil.”
    ERCANİPEKÇİ
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.