BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Başbakan Erdoğan, Ulaştırma Bakanı Yıldırım ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş, helikoptere biniyorlar; Boğaz’ın bir o yanını bir bu yanını dolaşıyorlar ve sonra Başbakan Erdoğan, parmağı ile harita üstünde gösteriyor: Üçüncü köprü şuradan şuraya (Tarabya’dan Beykoz’a) yapıla! (Kesin yer için Başbakan bir kez daha helikopterlerle Boğaz’ı dolaşacakmış...)


    Başbakan Erdoğan, Ulaştırma Bakanı Yıldırım ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş, helikoptere biniyorlar; Boğaz’ın bir o yanını bir bu yanını dolaşıyorlar ve sonra Başbakan Erdoğan, parmağı ile harita üstünde gösteriyor: Üçüncü köprü şuradan şuraya (Tarabya’dan Beykoz’a) yapıla! (Kesin yer için Başbakan bir kez daha helikopterlerle Boğaz’ı dolaşacakmış...)
    Herhalde Padişah 4. Murat da İstanbul Boğazı’na köprü yaptırmak istese ve bir helikopteri olsaydı; yanına “ibrikçi başı” ve “hınk deyicisi”ni alıp böyle bir o yana bir bu yana Boğaz üstünde sörf yaptıktan sonra; “Bu köprü şuradan buraya yapıla!” diye gösterirdi.
    Oysa günümüzde bırakalım İstanbul gibi nüfusu 12 milyonu aşmış bir tarih ve doğal SİT’ler kentini; düz bir arazide, küçük bir kentte bir ırmak üstüne yapılacak köprünün yerini belirlemek için bile iktisatçısından mimar-mühendisine, şehir planlamacısından çevre uzmanlarına, üniversitelere kadar sayısız kurum ve kuruluşun görüşü alındıktan sonra kararlar verilmektedir. Ama hazretler biniyorlar helikoptere, bir o yana bir bu yana uçup veriyorlar kararı!
    Üstelik de daha mühendis-mimarlardan şehir plancılarına; çevrecilerden, ulaşım uzmanlarından köprünün yapılacağı bölgenin halkına kadar geniş bir ilgili kesim, bu üçüncü köprüye karşı olduğunu ilan etmiş ve çeşitli biçimde karşıtlıklarının nedenini açıklamaya devam ederken bu kararı veriyor hazret!
    Yani köprü sorunu sadece ekonomi, çevre, ulaşım gibi ekonomik ve sosyal bakımdan değil, Türkiye’yi yönetenlerin demokrasi anlayışları bakımından da gerçekleri yansıtmaktadır.
    Hele aylardır Boğaz’ın kuzeyinde köprü şuradan geçecek, buradan geçecek diye yapılan spekülasyonlar ve sözü edilen alandaki emlak fiyatlarındaki artışlar ve burada yapılan büyük vurgunlar göz önüne alındığında, olup bitenler; iktidarın ve Büyükşehir Belediyesi’nin, bu alanda büyük vurgunlar yapanlarla içli dışlılığı konusunda söylenenleri de doğrular mahiyettedir.
    Ve üçüncü köprüyle ilgili bütün bulguların işaret ettiği; bu köprünün, İstanbul’un trafiğine bir çözüm olmayacağı gibi yeni sorunlar yaratacağı; en başta da, İstanbul’un en çok ihtiyacı olan şeyi, doğasını (orman ve su havzalarını) tahrip edeceği gerçeğini, hükümet ve yağmacı takımı hiç dikkate almamıştır, almamaktadır.
    Erdoğan ve AKP’nin öncülü olan Demirel-Özal çizgisi, açgözlü sermayenin, vahşilerin hayallerini gerçekleştirmekle övünmüşlerdir. Bilimin, teknolojinin, ülkenin geleceğinin gerektirdiği önlemleri hep; bürokrasi, tutuculuk, girişimciliğin önünü kesmek olarak suçlamışlar; “Zengin toprakların yoksul bekçisi olmayacağız” diye, yağmanın önünü açmayı başlıca ekonomik politika edinmişlerdir.
    Ve bu zihniyetin temsilcileri, ikinci köprüyü yapmak için birinci köprünün yetmediğini gerekçe göstermişlerdir. Şimdi ise üçüncüsünü yapmak için önceki iki köprünün yetmediğini iddia etmektedirler. Ve daha baştan “köprü yapmaya karşı çıkanları” da; “Bakın bunlar birinci köprüye de karşı çıkmışlardı ama şimdi üçüncü köprü gerekiyor. Hem karşı çıkıyorlar sonra da köprüleri kullanıyorlar!” diye, kendi girdikleri “köprüler tuzağı”nı bir marifetmiş gibi savunmaktadırlar. Oysa ilk köprüye karşı çıkan mimar ve mühendis odaları ile ilerici demokrat kamuoyunun iddiası; trafik ve kitle taşımacılığını başka türlü (tüm kenti kapsayan ve Boğazı’ tüp ya da tünel geçişiyle geçen) çözmekti. “Boğaz’a köprü yapmak, otomobil ve kişisel taşımacılığı teşvik etmek, köprüler tuzağına düşmektir. Eğer bir köprü yapılırsa altı köprü yapılacaktır!” deniyordu ve ne yazık ki, “köprüler tuzağı”na düşülmüştür ve daha 40 yıl önce bu uyarıyı yapanlar haklı çıkmıştır!
    “Köprüler tuzağı”ndan arsa spekülatörleri, otomotiv tekelleri ve Boğaz’ın iki yakasını ve İstanbul’un doğasını ranta dönüştüren büyük sermaye sahipleri, yap-satçılar memnundur.
    Halk, ülkenin geleceğini düşünenler; İstanbul’un huzurlu, trafik sorununun kalmadığı, ulaşımın ucuz ve kolay olduğu bir kent olmasını isteyenler ise “köprüler tuzağı”na karşı çıkmışlardır ve çıkacaklardır da.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net