SENDİKALAR KÜRT SORUNUNU TARTIŞIYOR - 8<br />Eşitlikçi ve halkçı bir anayasa yapılmalıdır

SENDİKALAR KÜRT SORUNUNU TARTIŞIYOR - 8
Eşitlikçi ve halkçı bir anayasa yapılmalıdır

Celal Ovat (DİSK/Gıda-İş Genel Başkanı): Türkiye’nin uzun yıllardır süren sorunlarına karşı takındığı olumsuz tavrın Türkiye’yi nerelere sürüklediği ortadadır. Köklü sorunların karşı resmi anlayışın içerisine girdiğini...


Celal Ovat (DİSK/Gıda-İş Genel Başkanı): Türkiye’nin uzun yıllardır süren sorunlarına karşı takındığı olumsuz tavrın Türkiye’yi nerelere sürüklediği ortadadır. Köklü sorunların karşı resmi anlayışın içerisine girdiğini görmezden gelme ve çözümsüzlüğü politika olarak sürdürme anlayışı, maddi ve manevi büyük kayıplara yol açmıştır.
Bu nedenle adına ne dersek diyelim ya da hükümetin dediği gibi Demokratik Açılım diyelim, gecikmiş ama yerinde bir karardır. Türkiye’nin geleceğini olumlu olarak etkileyeceği kesin olan Demokratik Açılım’ın daha kapsamlı hale getirilerek, Türkiye’nin artık demokratik bir hukuk devleti olması ve özgürlüklerin büyümesi herkesin çıkarınadır.
Ülkemizin temel sorunu olan Kürt sorununun çözümü noktasında geliştirilen bu açılımın genişletilmesi gerekiyor. Kürt sorunu noktasında geliştirilen bu açılımı, kimi kaygıları içerisinde taşısa ve içeriği noktasında belirsizlikler bulunsa da bir iyi niyet adımı olarak görmek gerekiyor. Elbette var olan haliyle yetersizdir, zira tüm toplumsal kesimler kendini bu açılımın içerisinde görmek zorundadır. Demokratik Açılım ve Kürt sorununda toplumsal barışın sağlanması bununla mümkündür. Kısacası, Türkiye’nin geleceği noktasında kaygı duyan herkesin Demokratik Açılım ve Kürt sorununun çözümü konusunda sorumluluk üstlenmesi gerekiyor. Gelişen süreci hükümetin rant aracı haline dönüştürmesinin önüne geçilerek, halklarımızın geleceği olarak beslenmeli ve desteklenmelidir.
Demokratik Açılım’ın en önemli ayağı olan ve Türkiye’nin en temel sorunlarının başında gelen Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü, öncelikli olarak egemen zihniyetin, artık iflas eden imha ve inkar anlayışını tümüyle terk etmesiyle mümkündür. Sorunun çözümü noktasında demokratik hukuk devleti olmanın gerekleri yerine getirilmeli, yeni bir anayasa yapılmalıdır. Halkların kendilerini en özgürce görebilecekleri anayasanın eşitlik ve hukuk üzerine kurulması, toplumsal farklılıkların göz ardı edilmemesi gerekiyor.
Özcesi, tekçi zihniyetin aşıldığı; eşitlik, hukuk ve çoğulculuğu esas alan tüm toplumsal kesimlerin onayını almış halkçı bir anayasa yapılmalıdır. Yine bununla beraber, Kürt sorununun çözümü ve barış konusunda atılacak adımların kalıcılaştırılması için çatışmazlık ortamının kalıcılaştırılması gereklidir. Bugüne kadar tek taraflı ilan edilen ateşkeslerin çift taraflı hale getirilmesi gerekiyor. Bunun için de bölgede sürdürülen operasyonlara son verilmesi önemli bir iyi niyet adımı olacaktır. Atılması gereken bir diğer adım ise Kürt halkının taleplerinin siyasal muhatapları ile tartışılması ve konuşulmasıdır. Bu anlamda Meclis’te bulunan DTP büyük bir şanstır. Hiçbir kaygıya düşmeden, Kürtlerin oylarıyla seçilen milletvekilleri bu sürece dahil edilmeli, katkıları alınmalıdır. Kürt sorununun çözümü noktasında daha birçok önemli konu vardır ama öncelikli olarak çatışmasızlık ve müzakere sağlanabilir ve toplumsal güçler sürece dahil edilebilirse bu süreç gelişecek ve yol haritası çıkarılabilecektir.
Bütün bu gelişmeler hızlı bir şekilde yaşanırken, ne yazık ki Türkiye işçi sınıfı ve temsilcileri olan sendikal hareket sürece yeterli destek sunabilmiş değildir. Kürt sorununun yoğun yaşandığı dönemde sessiz kalan ve kimi zaman sosyal şovenizmin yedeğine düşerek sınıf çıkarlarına hizmet etmeyen bir tutumun sahibi olan sendikalarımız, bu süreçte daha aktif olmalıdır.
Emeğimizden ve soframızdan çalarak savaş bütçesi oluşturanlara karşı barışı savunarak, sınıf kardeşliğinin öncülüğünü yapmamız gerekir. Kanayan yaramızın iyileştirilmesi ve barış sürecinin geliştirilmesi için sınıfın üretimden gelen gücü kullanılmalıdır. Sınıfın çıkarlarını ve olması gereken duruşunu hiçe sayarak, işçi sınıfını savaşın tarafı haline getirenlere karşı, barışın sesi yükseltilmek zorundadır. İşçi sınıfının süren bu savaştan çıkarı yoktur. Bu anlamda sınıfın kafasını karıştıranlara karşı, ilerici işçiler ve sendikalar aydınlatma faaliyeti yürüterek, zihinleri bulandırılan işçilere gerçekleri anlatmalıdır.


İNSANA YAPILACAK YATIRIMIN HER ZAMAN ARKASINDAYIZ
Mecit Amaç (Tek Gıda-İş Sendikası Genel Sekreteri): Kürt sorunu yıllardır ülkenin kanayan bir yarası. Ekonomik, sosyal ve insani olarak ağır bedelleri olan bir sorun. Kamuoyunun ılıman bir iklime girmesi son derece sevindirici bir gelişme. Geçmiş yıllarda birçok paket ve çözüm yolları gördük. Hepsi de hayal kırıklığı oldu. Bu kez umuyorum öyle olmaz. Bütün kamuoyunda bir beklenti var ve herkes bu sorunun artık çözülmesini istiyor.
Elbette bu çözüme karşı koyuşlar da olacaktır. Bu son derece normal bir durum. Ancak 30 yıldır süren bir sorun var. Maddi ve manevi birçok zayiat var. Annelerin feryadına sebep olan bir sorunun çözülmesi ülke yararınadır. Daha fazla gözyaşı akmasın, daha fazla can kaybı yaşanmasın. Bu sorunla ilgili harcanan kaynakları ülkenin geleceği ve refahı için kullanmak dururken, silah şirketlerini zengin ediyoruz. Kaynaklarımız insana dayalı bir anlayış içinde kullanılsaydı, ülkede refah düzeyi oldukça yüksek olurdu.
Çözüme dair tartışmalar konusunda şu ana kadar hava son derece olumlu gidiyor. Bu konuyla ilgili kendi modelimiz olsun, bir kardeşlik projemiz olsun. Bu topraklarda bir arada yaşamaya o kadar çok alışmış bir toplumu ayırmak mümkün değil. Aile bağları, ekonomik ve coğrafi anlamda o kadar içselleşmiş ki, bu bağları koparmak mümkün değil. Pratik olarak imkanı yok ve böyle bir talep de yok.
Bu çerçevede dil, kültür ya da yerel yönetim sorunları ortadan kaldırılmalı. Bu soruna dair herkesin destek sunması gerekiyor. Sendikalar ve bütün sivil toplum örgütlerine düşen görev, destek sunmak ve yol göstermektir. Biz artık gözyaşı istemiyoruz. Biz insana yatırım istiyoruz. Ülkemizde yüzde 18 oranına varmış bir işsizlik istemiyoruz. Krizin yarattığı işsizlik ancak yüzde 4’tür. Ülkemizde yüzde 14’lerde kronikleşmiş bir işsizlik var. Bunun için de sendikalar, diğer kurumlardan daha duyarlı olmak zorunda.
Bu çatışmalı ortamda 400 milyar dolarlardan bahsediliyor. Bir taraftan açlık bir taraftan işsizlik dururken, kaynakların kullanıldığı yerlere bakın! Bu sorunun çözülmesi, bütün bir ülke için oldukça önemli. Bizler insana yapılacak yatırımın her zaman arkasındayız.


SORUNUN MUHATABI İŞÇİ SINIFININ ÖRGÜTLERİDİR
Hasan Gülüm (Belediye-İş İstanbul 2 No’lu Şube Başkanı): Her demokratik açılımı elbette destekleriz. Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından atılan her adımın arkasındayız. Ancak, AKP Hükümeti’nin son dönemlerdeki açılım olarak ortaya koyduğu şeyin bir açılım olduğunu düşünmüyorum. Kürt ve Türk halkının çıkarına söylediği net bir şey yok. Bunun bir aldatmaca olduğuna inanıyorum. Son dönemlerde hayatı çekilmez hale getiren krizin yarattığı işsizlik ve yoksulluk unutturulmak isteniyor. Açılımı ortaya koymak isteyen siyasal erk, konuyla ilgili farklı olarak bir cümle daha söylemiş değil. Ne yapılacağını kimse bilmiyor. Bu nedenle de açılım hikayeden öteye geçmiyor. Bu ülkedeki halkların ortak probleminin çözümü için demokratik kurumların yürütücüleri ve geniş emek kesimlerinin temsilcileri birinci dereceden taraf olmalılar. Esas olarak bu sorunun muhatabı, işçi sınıfının örgütleridir. Muhatap olanlar söz söylemelidir. Ancak mevcut konfederasyonların tepesinde bulunan başkan ve yöneticiler, ele alınır bir açıklama yapmaktan geri duruyorlar. Net bir açıklama yapmaktan ziyade, genel açıklamalarla süreci geçiştiriyorlar. Sınıfın temsilcileri, bu halkın dilini söyleyebilmelidir. Halkın istek ve taleplerini çok açık bir şekilde ifade etmek zorundalar. Ancak herkes klasik bildiğimiz açıklamalar yapıyor.
www.evrensel.net