HABER ANALİZ

HABER ANALİZ

  • Berlin’de sahne alan Dünya Atletizm Şampiyonası pazar akşamı gerçekleştirilen kapanış töreniyle birlikte perdeyi, 2011 yılında Güney Kore’de tekrar açılıncaya dek kapattı.


    Berlin’de sahne alan Dünya Atletizm Şampiyonası pazar akşamı gerçekleştirilen kapanış töreniyle birlikte perdeyi, 2011 yılında Güney Kore’de tekrar açılıncaya dek kapattı. Yaklaşık 10 günlük süreyle bir şölen kıvamında geçen şampiyona atletizm sporunun her türlü heyecanını bizlere tattırdı. Heyecanların en koşar adımını, Usain Bolt’un yarıştığı koşularda yaşadık. Jamaikalı sprinter, 100 metre ve 200 metrede kırdığı rekorların üstüne, 4x100 metre bayrak yarışında da ülkesinin birinciliğinde önemli rol oynadı ve kendisini de popülerliğin zirvesine taşımayı başardı. Bolt kadar popüler değilse de atletizmseverlerin gönlünde apayrı bir yeri olan ve bu nedense fırsat oldukça Bolt ile mukayese edilen Etiyopyalı atlet Kenenisa Bekele de, Berlin’de unutulamayacak başarılara imza attı. Bekele, hem 5000, hem de 10000 metrede altına koşarken son 400 metrelerdeki olağanüstü deparıyla aslında neden Bolt’la mukayese edildiğini dosta düşmana göstermiş oldu. Şampiyonanın merak edilen bir başka yüzü Hırvat atlet Vlasic’ti. Kadınlar yüksek atlamada 2.04 metrelik atlayışıyla Vlasic altına ulaşmayı başardı. Kadınlar sırıkla atlamanın rakipsiz ismi Isınbayeva ise bir sürprize imza attı. Aslında Bolt ve Bekele gibi branşında en favori isimlerden biri olan Isınbayeva, hiç beklenmedik bir şekilde sıfır çekerek Berlin’den eli boş döndü ve atletizmseverlerin hevesini kursağında bıraktı.
    KARIN’DEN TÜRKİYE’YE BİR BRONZ
    Toplam altın sıralamasıyla ABD’nin birinci, Jamaika’nın ikinci ve Kenya’nın üçüncü olduğu Berlin’de Türkiye bir bronz madalya ile 32’nciliği paylaştı. Türkiye adına yarışmalara katılan Karin Melis Mey kadınlar uzun atlamada 6.80 metrelik atlayışıyla üçüncü olmayı başardı ve Türkiye tarihinin bu branşta ilk madalyasının da sahibi oldu. Güney Afrika kökenli sporcu ülkesinde mesleğine ilişkin resmi makamlarla yaşadığı problemlerden sonra Türkiye’den kendisine gelen teklifi değerlendirmiş ve 2008 yılında Türkiye vatandaşlığına geçmişti. Kariyerinde daha iyi dereceler olan sporcunun, uzun atlamada kazandığı madalyanın da kendisine vereceği moralle birlikte bundan sonraki yarışmalarda daha iyi başarılar elde edeceğine dair kuşku yok.
    SEMENYA’NIN DEĞİL DÜNYA ATLETİZMİNİN AYIBI
    Berlin’de atletizme dair yaşanan bunca hikayenin yanında sporun çirkin yüzüne de tanıklık ettik ne yazık ki. Güney Afrikalı kadın atlet Caster Semenya’nın başına gelenler sporda ırkçılık ve cinsiyetçiliğin nasıl da derinlerde kök saldığının apaçık bir göstergesiydi. Kadınlar 800 metrede altın madalya kazanan Semenya’nın, Uluslararası Atletizm Federasyonu’nun isteğiyle cinsiyet testine tabi tutulmasına karar verildi. Yaklaşık üç hafta içinde alınacak sonuçlar resmi otoritelerin “şüphe”lerini haklı çıkarırsa, yani Semenya ileri sürdüğü gibi “kadın” olduğunu “ispat” edemezse madalyası elinden alınacak. Resmi makamları şüphelendiren belirtiler, “sporcunun kısa sürede gösterdiği hızlı gelişim, aşırı kaslı vücut yapısı, ses tonunun insanları rahatsız edişi ve yüz hatları” imiş. Meselenin buraya kadar olan kısmı dahi yeterince mide bulandırıcı. Elbette, Semenya’nın sahip olduğu özellikler değil canımızı sıkan. “Kadın özellikleri”ne dair ortalama algının meşruiyetini ve mevcudiyetini sporu tertip eden ve yöneten kurumların yaptırımları üzerinden tesis ediyor olması spora ve oyunlara akmaya hazır coşkun sevgimizin önüne setler çekiveriyor. Kendisine konu hakkında hemen her fırsatta sorulan sorulara ısrarla “Ben kadınım” diye karşılık veren Semenya’nın yanıtı tereddütsüz bu satırların tek meşru kaynağı. Ancak yine de her türlü olasılığın hesaba katıldığı bir durumda dahi gelinen nokta bir sporcunun haysiyetini ve kişiliğini en ağır bir dille zedelemeye yönelik. Böylesine kuşkuların sporcuyu milyonların önüne çıkarmadan önce giderilmemesi bile eleştirilmesi gereken bir tutum. Uluslararası spor otoriteleri sözüm ona sporda ırkçılık, cinsiyet ayrımcılığı ve çocuk istismarıyla mücadele ediyorlar. Sporcuların her şeyden önce gelen kişiliklerini ve kimliklerini ortama meze eden bu tür davranışlarının tabii ki kabul edilebilir bir yanı yok. Bu ayıp nasıl kapanır bilinmez ama utancı tüm sporseverlerin üzerinedir.
    İdris Akkuzu
    www.evrensel.net