Emeklinin sendikası olur mu?

Emeklinin sendikası olur mu?

“İnsan ne için çalışır” sorusunu herkesin farklı yanıtlayacağından adım gibi eminim. Kimi “Ekmek parası, geçim derdi...” diye başlayarak; kimi “Çoluk çocuk, vatan millet...” hamaseti yaparak; kimisi de...


“İnsan ne için çalışır” sorusunu herkesin farklı yanıtlayacağından adım gibi eminim. Kimi “Ekmek parası, geçim derdi...” diye başlayarak; kimi “Çoluk çocuk, vatan millet...” hamaseti yaparak; kimisi de “Yaşlılıkta rahat bir yaşam ve sosyal güvenlik...” üzerinden sürdürecektir açıklamalarını. Elbette, her yanıtın içinde bazı gerçekliklere rastlamak; “Evet, en doğrusu bu!” demek de mümkündür. Ama asıl gerçeklik; insanın, amaçladığı yaşam standardına uygun bir gelir elde ederek, hem bu gününü, hem de geleceğini güvenceye almak için çalıştığı değil midir? Daha iyi bir çalışma ortamı, daha yüksek ücret, iş ve sosyal güvence olanaklarının elde edilmesi çabaları da bu sürecin olmazsa olmazları sayılır.
Emeğini başkalarına kiralayıp, iş ve hizmet üreterek ekmeğini kazanan işçi ve emekçilerin, bu olanakları elde edip koruyabilmeleri için ise mutlaka birlikte hareket etmeleri ve örgütlenmeleri gerekir. Süreç içinde yaratılıp geliştirilen bu örgütün adı da ‘sendika’dır. Emekçiler, işverenlerin baskı, haksızlık vb. saldırılarına karşı; ücretlerin ödenmesi ve işten atma gibi sorunların çözümü amacıyla, üretimden gelen güçlerini ortaya koyarak, sendikalarına bir işlev ve yaptırım gücü kazandırırlar; örgütlülüğün gücü ve direngenliği oranında da başarı elde ederler. İşte, sendika kavramı da, sendikanın varlığı da bu işleve sahip olduğu oranda anlam ve önem kazanır. Emek tarihi, sendikaların işlevleri açısından pek çok olumlu ve olumsuz örneklerle doludur. İşveren veya devlet tarafından kurdurulup, tek görevleri yükselen işçi ve emekçi mücadelesinin önünü keserek, düzen sınırları içinde tutmak olan sendika örneklerini saymakla bitiremeyiz.
Günümüzde ise bu aymazlığın en somut örnekleri yaşanmaktadır. Kriz bahane edilerek, işçiler kapı önüne bırakılırken, ücretlerden indirim yaptıran sendikalar (Türk-Metal); patronlarla iş birliği yaparak işçi attıran sendikacılar (Lastik-İŞ), kriz ortamında patron örgütleriyle birlikte emekçileri, “pazara çıkmaya çağıran” sendika başkanları (TÜRK-İŞ); yerel seçimlerde emekçilerin adayları yerine, düzen partilerinin adaylarını destekleyen sendika yönetimleri (DİSK), işçi düşmanı belediye başkanını ziyaret ederek “başarılarını kutlayan” sendika başkanları (Vicdan Baykara), sendikalar arası rekabete kurban edilen 1 Mayıslar vb. saymakla bitmiyor... Yazımızın başlığına dönecek olursak, işçi ve emekçi sendikalarında bile, her “sendikayım” diyenin “sendika” sayılamayacağı bir ortamda, “Emekli-Sen” ne anlama gelmektedir, işlevi nedir? Emeklinin sendikası olur mu, olmalı mıdır? Üzerinde iyi düşünülmesi gereken bir durum gibi geliyor bize. Öyle değil mi acaba?
İşçi, memur ve Bağ-Kur emeklilerini hedefleyerek, uluslararası anlaşmalara dayalı bir biçimde kurulup, DİSK gibi bir işçi örgütlenmesine de eklemlenince, “sendika” olunmuyor elbette. Ülkemizde, tüm emekçilerin olduğu gibi, emeklilerin de sosyal haklar, ücretler ve hizmetler alanlarında sorunları var. Fakat bu konuda, bu sendika ile ne yapılabilir, bugüne kadar ne yapılabilmiştir? Hak arama sırasında hangi işi durduracağız, hangi işyerimizde “grev”e çıkacağız; hangisinde direniş, hangisinde iş yavaşlatma yapacağız? Meşruiyeti bir yana, halen hükümetlerce varlığı bile kabul görmeyen böyle bir örgütlenme modelinde ısrarın anlamı ne öyleyse?
Oysa, on yıllar süren çalışma yaşamı boyunca “Memur siyaset yapamaz”, “Sendikalar partiler üstü olmalıdır” denilerek, siyaset dışı bırakılmaya çalışılan emekçilerin, emekliye ayrıldıklarında “siyaset yapmalarının” önünde görünen hiçbir engel yoktur. Her emekli yurttaş, düşüncelerine uygun bulduğu bir siyasi partiye üye olarak, kişisel ve sınıfsal çıkarlarının gerektirdiği mücadeleyi buradan sürdürmelidir.
Diğeri, kişisel ve kurumsal tatminden başka bir şey değildir.
M. Kâmil Bal (İzmir)
www.evrensel.net