İçe kapanık aşk öyküleri

İçe kapanık aşk öyküleri

Doğu’nun mistik havasını, duygularını açmaktaki ketumluklarını, kar beyazının bir pelerin gibi örttüğü sokaklarının sessizliği içerisinde hüzünlü hayatın masumiyetini ve düşlerini anlatıyor “Anisya’nın Evi” kitabının öyküleri.


Doğu’nun mistik havasını, duygularını açmaktaki ketumluklarını, kar beyazının bir pelerin gibi örttüğü sokaklarının sessizliği içerisinde hüzünlü hayatın masumiyetini ve düşlerini anlatıyor “Anisya’nın Evi” kitabının öyküleri.
Kasaba yaşamının sadeliği ve doğallığı, insan ilişkilerinin sıkıntılı, netameli durumları; çıkmaz sokaklara götüren ve orada sararıp kurumaya yüz tutan saf ve temiz aşkların hazla okunabilir öyküleridir bunlar.
Öyküler yazılmaya başlandığında, sözcüklere biraz özen gösterilmeli, seçilmiş sözcükler sabırla ve yavaş yavaş, annelerimizin, ninelerimizin kazak örerken kullandığı örgü şişleri gibi işlemeli kalemler (klavye tuşları) ve o sözcükler, o ruhla yerlerine yerleştirilmeli…
Yazının ayrıntıları derinliğinden, sözcüklerin ahengi düşsel anlatıların sisleri arasından çıkıp geldiğinden anlaşılmalı.
Elinizdeki kalem o kasabanın yaşam ritmine uyum gösterdiğini, öykünün ilk cümlesini okuduğumuzda kendini hissettirmeli.
Yazar Mehmet Taşdemir’in Anisya’nın Evi öykü kitabını okurken, kitaptaki cümlelerin yarattığı çağrışımları üzerine epey kafa yormamı gerektirdi. Öyle inanıyorum ki, her sıkı edebiyat okuru bu tür sözlere rastladığında benim gibi takılıp kalır, hemen o sözleri atlayamaz, bir süre orada kalıp düşünür.
Bu cümlelerden birer örnek vermek istiyorum:
Sokak Düşleri’nden: “Sokak, sivrilmiş tecrübenin hızlı yatağıdır.”
Yağmurun Islattığı Hayaller’den: “Bakışlarıma tutsaklığın tortusu düşüyordu.”
Kırık Mektuplar’dan: “Ölülerin pişmanlığıyla yaşayanların umursamazlığı arasında zamanı kendinde hapsetmiş bir resim gibi duran bu mekanda, belki de kendi hikayeme hazin bir sedanın şarkısını dahil etmek istiyorum.”
Anisya’ın Evi öyküsünün ilk cümlesi: “Huzuru bir hayat biçimi olarak yaşamaya alışmış bu dar ve tenha sokakta, evlerin pencere perdeleri gündüzleri bile çoğu zaman kapalıdır.”
“Burada kış günleri bir soluktan fazla olmazdı.”
SERHAT YÖRESİNİN AŞK TÜRKÜLERİ GİBİ
Kitapta dört öykü yer alıyor. Sokak Düşleri, Yağmurun Islattığı Hayaller, Kırık Mektuplar ve Anisya’ın Evi. Diğer üç öykü sayfa sayfaları doldurmuş ama Anisya’nın Evi’nin gölgesi altında kalmışlar. Zira bu son öykü, bir süre daha üzerinde çalışılması durumunda diline ve sözcüklerin ritmine yoğunlaşsa, gizemi, eğretilemesiyle bir roman kitabı olabilirdi.
Bu arada öykü konularının çok etkileyici olduğunu belirtmek isterim. Sokak Düşleri hariç üç öykünün sinemasal özelliklerinin olduğunu söyleyebilirim. Özellikle de Anisya’nın Evi adlı öykü melodram bir film olabilir.
Hatta üzerinde biraz daha çalışılması halinde, o kasabanın hayat akışı içerisinde eğretileme yapmakla dramatik kurgusuna fazla dokunmadan hüzünlü, içli bir anlatımla beğeniyle karşılanabilecek bir roman da çıkabilir.
Kırk Hüzünlü Veda, Puslu Akşamlar adlı iki öykü kitabının ardından bu son öykü kitabının izleği aşk olan öyküleri dikkat çekiciydi. Yazar dilini, üslubunu ve yazım tarzını zengin betimlemelerle epeyce ilerletmiş, konularıyla daha duygusal, etkileyici ve ilginç kılmış.
Anisya’ın Evi adlı uzun öyküyü kotarmış yazarın, bundan sonraki eserinin bir roman olacağını düşünüyorum. Bu kitapta yer alan öyküler, bir bakıma Serhat yöresinin aşk türküleri gibiydi…
* Anisya’nın Evi, Mehmet Taşdemir, 2009 Temmuz, 120 sayfa, Agora Kitaplığı
Vedat Çetin
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.