Ölmek ya da üç boyutlu ölmek

Ölmek ya da üç boyutlu ölmek

Herkes ölecek. Orası öyle. Öleceği vakti bilenler de, bilmeyenler de ölecek. Kimsenin ölmekten kaçamadığı film serisini art arda yapanlar da. Bütün filmler bitecek. Üç boyut teknolojisi de eskiyecek.


Herkes ölecek. Orası öyle. Öleceği vakti bilenler de, bilmeyenler de ölecek. Kimsenin ölmekten kaçamadığı film serisini art arda yapanlar da. Bütün filmler bitecek. Üç boyut teknolojisi de eskiyecek.
Ama kafayı yiyip kaçışmak yerine yaşıyoruz değil mi? Üç boyutlu film falan izliyoruz, kendisinin ve arkadaşlarını öleceğini gören bir gencin hayalleri üstüne kurulu bir filmi konuşuyoruz. Hayat böyle.
‘ÖLMESİ GEREKMEK’ NE DEMEK?
Hepsi birbirinin aynısı eksik ve kaderci “Son Durak” serisinin dördüncü filmi, bu kez üç boyutlu olarak karşımızda. Pek dostça duygularla karşılamak içimden gelmiyor, gördüğünüz gibi.
Serinin ilk üçünde olduğu gibi, olay örgüsü aynı. Topluca insanların olduğu bir hadiseyle açılıyor film, bu kez bir araba yarışı. Fakat oradaki gençlerden biri olacakları önceden bir şekilde gördüğü için, birkaç kişiyi kurtarabiliyor. İşler bununla da bitmiyor. Kurtulanlar, birer birer, aynı çocuk kurtarmazsa olacağı gibi, yani “ölmeleri gerektiği gibi” ölüyorlar. Bu kez, kahraman ve arkadaşları kurtulanları bir kez daha kurtarmak için harekete geçiyor ki, ölümün döngüsü kırılabilsin. Önceki üç filmde olanların aşağı yukarı aynısı.
BAŞKALARINA DA OLMUŞ. HADİ YA!
Bu yeni model Nuh, gemi yapmıyor tabii. Tek yapabildiği “Aman oradan kaçılın”, “Sudan uzak durun”, “Cep telefonuna baksaydın, vallaha da seni kurtarmıştım” falan demek.
Dört filmdir devam eden boşluk, bu hikayede daha da belirgin. Hikayenin “Ölümü gördüğün yerde topukların kıçına vurana kadar kaç” dışında bir dayanağı yok. Neden bu çocuk, neden bu felaketi, neden önceden, nasıl görüyor?... Belli değil. Oysa kendi fantastik, dini, uydurma ya da bilimsel, neyse, açıklamasını yapabiliyor olmalı. Ama onun yerine kendi kendisini doğrulamak için, google’a bakıyor, “Daha önce böyle olayları önceden görenler olmuş, onlara şöyle olmuş” diyecek oluyor. Yani önceki filmlerin hikayeleri!
Birilerinin bu “olması gereken”in açıklamasını yapması gerekiyor. Hepimizin ölecek olması dışında bir açıklama olsun lütfen. Tanrı mı bunları öldürmek istiyor, başka acayip bir güç mü, ada mı, kıta mı, araba mı tren mi, ne?
Her hikaye anlatıcısının başında sallanan o soru, ölüm gibi bir şey çünkü, kaçamazsınız. Soru şu; neden? Kimse dünyanın en mantıklı cevabını vermek zorunda değil, ama ikna etsin bir zahmet.
FİZİK ÖTESİ, TEKNİK BERİSİ
Son Durak 4’ün ölümle çelişkili bir ilişkisi var. Ölüm, hem beklenebilir, öngörülebilir, çünkü ne zaman nasıl ölüneceği bilinebilir, belirliliklerle tanımlanmış bir şey. Hem de, her an her yerden fırlayabilir, hiç öngörülemez bir felaket. Otomobilde unutulan bir tornavida bütün yarış pistini birbirine katabiliyor, gevşek bir vida koca bir iskeleyi yerle bir edebiliyor, gözlük camından yansıyan güneş ışığı talaşları tutuşturup büyük bir yangına dönüşebiliyor falan.
Bunun nedeni galiba, hikaye tamamen fizik ötesi bir “ölümü önceden görme” esprisine dayanmasına rağmen, sanki ortada doğaüstü bir şey yokmuş da, fizik kuralları içinde birtakım rastlantılar olayları götürüyormuş gibi davranmak istemeleri. O büyük soruya cevap vermekten kaçınca, manzara tamamlanıyor. Aaa, bak bilim, herkesin başına gelebilir. Sonuçta insanları öldüren ya havuz tahliye kolunun kazayla aşağı inmesi, ya arabanın bilmem neresinin takılması. Rastlantı yani.
Ama bir dakika. Rastlantı diyorduk, “olması gereken”e ne oldu? Onu Son Durak’ta karşılayacaklarmış.
ÜÇÜNCÜ BOYUTTA İNECEK VAR
Dördüncü Son Durak filmini öncekilerden ayıran tek yanı, en zayıf olay örgüsüne sahip olması değil. Birçok sinemada üç boyutlu olarak gösterilecek, film ona göre çekildi. Üstelik üç boyutun yeni bir tekniğini kullanarak yapıldığı söyleniyor.
Bu yeni teknik, benim görebildiğim kadarıyla, figürlü yakın plan çekimlerde, birden fazla düzlem varmış gibi göstermeye dayanıyor. Art arda oturulan sıralarda ya da kafede öndeki ve arkadaki masalar arasındaki bir derinlik varmış gibi. Sadece seyirciye doğru uzatılan bir çubukla sınırlı üç boyut deneyimlerinden biraz daha gelişmiş oluyor haliyle.
Fakat aynı şekilde, özellikle görsel efektlerin devreye girdiği sahnelerde, görüntüdeki gerçeklik hissi, daha da zayıflıyor. Kopan kafalar, ikiye ayrılan bedenler, bir vücuda giren sivri uçlu nesneler, bu tür bir filmde en çok görsel efektin kullanılacağı sahneler. İşte bunlar, üç boyutun en iğreti durduğu yerler olmuş. Zaten, bütün o dijital teknolojinin gelişmişliğinin kullanıldığı 3D havasına rağmen, yarış pistindeki çekimler, gerçek arabaların yarıştığı bir yarışta çekilmeye çalışılmış, o sahnede mümkün olduğunca az efekt kullanılmış. Belki de, boyut üçlendikçe, gerçek çekimlere bilgisayar ortamında yapılan deformasyonlardan daha çok ihtiyaç duyulmaya başlanıyordur.
Üç boyut buysa, dördüncüyü almayalım. Müsait bir yerde bırakıverin artık.

İŞ İŞTİR

Amerikan bağımsız sinemasından hem sıradan, hem de sıradışı ilginç hikayeleri olan insanları anlatan filmler çıkıyor. İyi de oluyor. Burada anlatılan cinayet mahali temizleme işi yapan biri çocuklu iki kız kardeş ve babalarının hikayesi de böyle.
Günışığı Temizleme Şirketi, daha önce İstanbul Film Festivali’nde gösterilmiş ve ilgi görmüş bir film. “Küçük Günışığım” filminin yapımcılarından, benzer bir tatta, benzer bir isimle yapılmış, duygusal, karanlık bir komedi.
Geçimlerini suç mahallerini temizleyerek sağlayan iki kız kardeş, işleri önce yüzlerine bulaştırsalar da bu alanda kendilerine bir isim yapmayı başarıyorlar. Bir taraftan, pek bir işte tutunamayan ve ilgi bekleyen bir babaları da var. Asıl ilgiyi bekleyen ise, kadınlardan büyük olanın oğlu.
Çocuğuyla başa çıkmaya çalışan bekar anne, başına buyruk teyze, zeki ve sessiz çocuk, sözlerini tutmayan yarı deli dede... Karakterler hem tanıdık, hem özgün. Olaylar da buna göre gelişiyor tabii.
İş iştir felsefesini benimseyip bu alışılmadık işte tutturmaya çalışmaları güzel de, aile ailedir felsefesine tutunup hikayeyi oraya bağlamasalar daha özgün bir şey çıkabilirmiş. Yoksa bu mesajı verecek binlerce film yapıldı, yapılıyor zaten.
Günışığı Temizleme Şirketi, “Sunshine Cleaning”, Y: Christine Jeffs O: Amy Adams, Emily Blunt, Alan Arkin, Jason Spevack


TAYLAND ÇİZGİSİ
TAYLAND sinemasından bir çizgi film, eşine sık rastlanacak bir şey değil. Türkçe seslendirmeyi, hayvanlardan oluşan karakterleri görünce çocuklarını alıp gitmeye uygun gibi görünüyor uzaktan.
Ama görünüşe göre, Mavi Fil’in konusunda savaş ve şiddet sahnelerinden başka pek bir şey yok. “Dostluğun anlamını öğrenen fil” hikayesi, çatışmanın gölgesinde kalıyor. Bir şeyler paylaşan, öğrenen değil, ülkesi için savaşıp ölen hayvancıklar gibi daha çok.
Mavi Fil, “The Blue Elephant”, Y: Kompin
Kemgumnird, Seslendirenler: Timuçin Esen,Ozan Güven, Ezgi Mola
Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.