LİMAN ARKASI

LİMAN ARKASI

  • Çer çöple birlikte kuruyan yaprakları da süpürüp toplamak, temizlik işçileri için oldukça zor.


    Çer çöple birlikte kuruyan yaprakları da süpürüp toplamak, temizlik işçileri için oldukça zor.
    Rüzgara göre tozun içinden sıyrılmaya çalışarak boyundan büyük süpürgesi ile “gelberi” yapan temizlik işçisine, “Toz maskeni taksana” dedim. “Ne maskesi? Biz ha bire çalışırız. Ne maske var ne de maaş” diye, sinirini dışa vurdu.
    Şaşırdım. Demek, çağımızda değişimi simgeleyen turuncu renk tulumları sırtlarında; caddeleri, sokakları boydan boya süpüren, konteynerleri kamyonlara tumba eden, kentin temizliği için gecelerini gündüzlerine katan bu kavruk yüzlü emekçiler, maaşlarını alamıyorlardı ha! Toz maskesini geçtim! Maaş ... Maaş...
    Süpürgesinin sapına sarılıp sorularımı yanıtlayan işçi, dertlerine derman olacağım umuduyla ertesi gün beni Büyük Köprü altındaki mola yerine davet etti. Gittim, görüştüm temizlik işçileri ile.
    Mola yerini briketten kendileri yapmışlar. İki vardiya 8’er işçi 8 metrekarelik barakada üst-baş değiştiriyor, yemek yiyor, dinleniyor.
    Kent merkezinde buna benzer iki baraka daha varmış. İşçi sağlığı bakımından durum “hak getire!”
    Tıkış tıkış dolu barakaya, ormandan kırdıkları süpürge tellerini istiflerken başlayan sohbetimiz, belediyenin ramazan yardımı paketinin dağıtımı ve fırınlardan toplanan gramajı düşük pidelerin kendi aralarında pay edilmesi sırasında devam etti.
    “İki buçuk aydır maaş alamıyoruz ağbi. Valla ilaç gibi geldi bu yardım. Allah belediye başkanımızdan razı olsun” dedi, biri.
    İşçilerin anlattığına göre belediye, temizlik şirketi “TEMAY Temizlik”e her ay düzenli olarak maaş ödemelerini yapıyormuş. Fakat “ne hikmetse” şirket, 130 işçinin parası konusunda “Yarın ödeyeceğiz, cuma günü ödeyeceğiz, pazartesi olabilir...” diyerek, allem kellem ediyormuş.
    “Biz 99 kişi süpürgeciyiz. Geri kalanlar katırcı ve şoför. Hepimiz bir araya gelip meseleyi dillendiremiyoruz. Hiç kimse bizim ne şartlarda çalıştığımızı bilemez” diyor, balya teli ile süpürgesini sağlamlaştıran işçi.
    Yavan ekmekle çay yudumlayan genç işçi, seyrek dişleri ile lokmasını çiğneyerek bir çırpıda konuşuyor: “Biz bir şey yapamıyoruz! Kirayı iki aydır ödeyemedim. Bakkal borcu kabardı, kömür alamadım, elektrik ve su faturaları katlamalı gidiyor, çocuk ortaokula gidecek... Gel de çık işin içinden!”
    Ek iş yapanlar biraz şanslıymış!
    “Fakat ona da güç-takat gerekiyor” diyor, biraz kamburca olan.
    “Ya illa da sırtında kömür taşıman, veya elinde baltayla odun kesmen gerekmez. Bulduğun hurdayı koy bir kenara, o da ek bir iştir” diyor, sigara dumanını püfürdeterek dağıtan kara bıyıklı işçi.
    “2004 Haziran ayında nikahsız duruma düştük” diye söze başlıyor, en yaşlıları. “650 milyon lira maaş, üç ayda bir maaş ikramiye, bayram mesaisi, 93 milyon lira giyim parası alıyorduk. Belediye-İş Sendikası’na üye olacaktık. Eski Belediye Başkanı Gonca’nın da katıldığı toplantıda, ‘Ölmek var dönmek yok’ diye slogan atılınca, başkan bozuldu ve ‘Kim ölecek kim kalacak gösteririm ben size!’ dedi, anında müteahhit elemanı olduk. Maaşlar 284 milyon liraya, yani o zamanın asgari ücretine indi. Biz de böyle ortada kaldık. Güya, sendika belediyeye dava açmış, mahkeme devam ediyormuş. Fakat kimse kimseye bir şey demiyor!” diye, sözü bitirdi.
    Yazımı yazmadan önce, boyundan büyük süpürgesi ile çöplere “gelberi” yapan kısa boylu işçiye rastladım sokakta.
    “Ağbi, bir maaşımızı yatırmışlar” dedi.
    “Bir maaş mı? Neyinize yeter bu?” dedim.
    “Doğru diyorsun ağbi. 550 lira maaşın 500’ü borca gitti. Bir sürü krediydi faizdi... Geri kalan 50 lirayla ne olur ki? Üstelik bundan sonra ne olacağı da belli değil. Ağbi bunlar gücünü kimden alıyor?”
    Gel de cevapla!
    Tozun içinde kaybolup giden maskesiz işçiye “İlk işiniz, aranızda temsilci seçip, Belediye-İş Sendikası ile görüşmek olsun” diyebildim.
    FAHRİ BOZBAŞ
    www.evrensel.net