HAYAT YAZILARI

HAYAT YAZILARI

  • Kürt sorununun çözüm paketinden başlayıp önce Demokratik Açılım’a dönüşen çerçeve, şimdi Milli Birlik Planlaması olarak tanımlandı. Özellikle iki muhalefet partisinin baskıları sonucu Genelkurmay başkanının açıklaması ile...


    Kürt sorununun çözüm paketinden başlayıp önce Demokratik Açılım’a dönüşen çerçeve, şimdi Milli Birlik Planlaması olarak tanımlandı. Özellikle iki muhalefet partisinin baskıları sonucu Genelkurmay başkanının açıklaması ile birlikte gelinen nokta, ilginç bir tabloyu ortaya koyuyor. Başbakan’ın ulusa sesleniş konuşmasında ortaya koyduğu yaklaşım, siyasal zeminden çok toplumsal, duygusal mesajlar taşıyordu.
    Sorunun çözümünde toplumsal ikna elbette önemli bir boyut içermektedir. Ancak siyasal ve hukuki zeminde nasıl bir noktaya ulaşmayı öngördüğümüze karar vermeden, salt toplum psikolojisi bağlamına hapis olmak oldukça risklidir. Toplumsal katılımı önemsemekle toplumsal duygulara teslim olmak arasındaki farkı görmek zorundayız.
    Genelkurmay başkanının Afyon’da Diyarbakır’dan gelen öğrencilere verdiği ‘kardeşiz’ mesajı, Cumhurbaşkanı’nın şehit ailelerine verdiği iftarda Kürtçe konuşma sahnesi, elbette halkın hafızasında önemli izler bırakacaktır. Ancak gerek askerin gerek siyasetçilerin verdiği politik mesajlarda “üniterlik” vurgusu, temel paradigmanın korunmasında sergilenen ısrarı ortaya koymaktadır. Tek tipleştirme politikalarının ortaya çıkarttığı sorunu yine bu paradigma üzerinden çözmeye çalışmak, yaman çelişki olarak önümüzde durmaktadır.
    Tek millette ısrarın birlik yolu olduğunu sanmak, bu yaklaşımın en önemli handikabıdır. Bir toplumun kader ve gelecek birlikteliği yapmasının yolunun farklılıklarının kabulüne dayandığını görmeden, bir arada yaşamın hukukunu yeniden inşaya güç yetmeyeceği ortadadır.
    Bu vurguları yapanların dikkate almaktan ısrarla kaçındıkları toplumsal gerçeklikler, açıklanacak paketin de başarı göstergesi olacaktır.
    Toplumsal dinamiklerin bu süreç karşısında takınmaları gereken tutum da burada saklıdır. Bir yandan topluma yönelik vicdani mesajlar verirken, diğer yandan işin demokratik anayasa boyutu asla göz ardı edilmemelidir. Sorunun anayasal boyutlarında netleşen bir demokratikleşme arayışı, gerçek çözüm zeminini oluşturacaktır.
    Böyle bir anayasa talebini örgütlemek için bir araya gelebilmeli ve demokrasi eksenli bir buluşma ile sürece müdahale edebilmeliyiz.
    Yol haritalarının zamanlama yarışına sahne olan bu dönemde demokrasi kaygısı ve beklentisi olanlar, sessiz izleyici pozisyonuna razı olmamalılar. Yarın ortaya çıkabilecek gerilim ihtimali dahil her pozisyonu dikkate alarak, bu sürece katılım kritik bir anlam ifade edecektir.
    30 Ağustos psikolojisinden 1 Eylül barış atmosferine uzanabilmenin başka da yolu gözükmemektedir.
    AYHAN BİLGEN
    www.evrensel.net