Küçük Ayas’ı da gördüm

Küçük Ayas’ı da gördüm

Kral Odisseus, Troya savaşı sonrası deniz yoluyla ülkesine dönerken, tanrı Poseydon’un hışmına uğradı. Ve bir fırtına onu, savaş nedir bilmeyen Fayakların cennet adasına savurdu. Odisseus bu adanın güzel prensesine, yolculuğu sırasında başından geçenleri, pek sıra gözetmeden anlatmaya başladı...

Kral Odisseus, Troya savaşı sonrası deniz yoluyla ülkesine dönerken, tanrı Poseydon’un hışmına uğradı. Ve bir fırtına onu, savaş nedir bilmeyen Fayakların cennet adasına savurdu. Odisseus bu adanın güzel prensesine, yolculuğu sırasında başından geçenleri, pek sıra gözetmeden anlatmaya başladı...Odisseus’un anlattığına göre mola vermek için ülkesine uğradıkları tanrıça Kirke, dönüş yolunu tam öğrenmeleri için onları tanrı Hades’le tanrıça Persefone’nin yönettiği Ölüler Ülkesi’ndeki bilici Teyresyas’ın yanına göndermişti. Odisseus oraya ulaştığında, ölmüş dünyalıların gölgeleri sarmıştı hemen çevresini. Babası Sisifos’u bir kayayı tepeye doğru yuvarlarken görmüştü... Bu arada daha önce gördüğü Büyük Ayas’tan hiç ayrılmayan Küçük Ayas’ın gölgesiyle de karşılaşmıştı. Onu hiç sevmemesine karşın, onun dillere destan öyküsünü de anlattı güzel Nausikaa’ya ve öteki dinleyenlere...Troya savaşına katılan Küçük Ayas’ın, aslında Telamon’un oğlu Büyük Ayas’la hiçbir akrabalığı yoktu. Yalnızca bir zamanlar ikisinin de güzel Helena’yla evlenmek isteyen adaylardan olmaları ve aynı adı taşımaları dışında onları birleştiren bir bağ yoktu... Bir zamanlar Güzel Helena’yı isteyen adaylar arasında kavga çıkınca; “Güzel Helena’yı özgür bırakalım. Kiminle evlenirse evlensin, ama başına bir şey gelirse bütün talipler olarak onun namusunu temizlemek için birlikte hareket edelim” şeklinde bir anlaşma yapmışlardı aralarında...Kral Menelaos’u eş seçip evlendikten üç-beş yıl sonra da prens Paris, Helena’yı sözde Troya’ya kaçırınca, Başkral Agamemnon, Baştanrı Zeus’la birkaç kez konuştu hemen. Baştanrı Zeus da Troya’ya namus temizleme savaşı açmasını buyurdu ona. Haliyle kral Küçük Ayas da söz konusu anlaşma uyarınca, kırk gemisi ve en seçme askerleriyle bu savaşa katıldı. Savaş sırasında nasıl Büyük Ayas olağanüstü gücü ve boyu posuyla ün kazandıysa, ok atmada ve koşu yarışlarında da Küçük Ayas öyle ün kazandı. Ve bu iki Ayas, savaş alanında hep bir arada olurlar, güçlerini aynı hedefte bütünleştirirlerdi. O yüzden Homeros;“Küçük Ayas hiç ama hiç,Ayrılamazdı Telamon oğlu Büyük Ayas’tan.Yeni sürülen tarlada şarap rengi iki öküz nasıl,Gönüldeş olur da çekerlerse birlikte sabanı;Boynuzlarının kökünden bol bol ter dökerekten...İşte iki Ayas’lar da öyleydi,Yalnız cilalı boyunduruk ayırırdı onları birbirinden...” diye tanımlıyordu onları...Savaş sırasında hangi birlik zor duruma düşerse, hemen onun yardımına koşarlardı apar topar... Troyalı Hektor teke tek dövüşte Ahilleus’un can dostu Patroklos’u öldürünce, haliyle Troyalılar, onun hem silahlarına hem ölüsüne el koydular. Ne var ki Ayasların olağanüstü direnişleri karşısında, Patroklos’un yalnızca silahlarını alıp götürebildiler; ama ölüsünü geri vermek zorunda kaldılar... Bu ikili birbirleriyle buncasına uyumluluğuna karşın, kişilik yönünden farklıydılar; zaten o yüzden de yazgıları çok değişik oldu... Küçük Ayas tam anlamıyla bir savaşçıydı; savaşın ötesinde bir şey göremez ve düşünemezdi, kabaydı. Gücüne güvenerek kendisini tanrılardan ve de insanlardan üstün sayardı. İnsani değerlere önem vermezdi...Troya düştüğünde ve ateşe verildiğinde, Başkral Agamemnon’u bile beklemeden talana başlayanların en önündeydi... Derlediği hazinelerin yanında, köle olacak güzel kızları-kadınları da bir bir devşirip gemilerine dolduruyordu askerleriyle... Bir ara can havliyle kaçan kral Priyamos’un bilici kızı prenses güzel Kasandra’nın ardına düştü ve uzun bir koşudan sonra onu tanrıça Atena’nın tapınağında yakaladı... Umarsız kalan Kasandra, Atena’nın heykeline sımsıkı sarıldı. Oncasına güçlü Ayas, onu zorlukla mermer heykelden sıyırıp kendine çekebildi! Ve hemen orada da, tanrıça Atena’nın heykeli önünde, işkence ederekten onu kirletti... Tanrıça Atena’nın mermer heykeli bu olaydan öylesine utandı ve üzüldü ki, başını öte tarafa çevirmek zorunda kaldı!..Tanrıça Atena, Küçük Ayas’ın bu densizliğine çok içerledi. Bu arada Yunanistanlı askerler de onu taş yağmuruna tutup linç etmeye kalktılar... Ama Küçük Ayas, son anda toparlayabildiği askerleri ve gemileriyle hemen denize açıldı... Ama tanrıça Atena da bırakmadı peşini! Ege Denizi’nde yıldırımlarla kasırgalar kopartıp bütün askerleriyle birlikte onun gemilerini batırdı... Ama denizler tanrısı Poseydon’un yardımıyla Ayas, tek başına sahile çıkıp yeniden canını kurtardı!.. Ne var ki bu çok gururlu Ayas, tanrılardan ve de insanlardan hiçbir yardım görmeksizin kendini kurtardığını söyledi bağıra bağıra... Bunu duyan tanrı Poseydon da çok öfkelendi haliyle. Elindeki üç dişli yabayla, yüksek bir dağdan kopardığı dev kayaları denize fırlataraktan delicesine dalgalandırdı suları. Bu dalgalar da Küçük Ayas’ı, dönüşü olmayan uzaklıklara savurup parçaladı...Ne var ki Küçük Ayas’ın halkı da, kralın günahlarının bedelini ödemek zorunda kaldı uzun süre. Çünkü tanrılar, onun ülkesi Lokris’e hem kuraklık hem de veba hastalığı saldılar... Ayrıca Lokrislilere de, Troya’daki Atena tapınağında kurban edilmek üzere, her yıl iki bakir kız gönderme cezası verdiler...
Yaşar Atan
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.