İsyancı kardeşleri de gördüm

İsyancı kardeşleri de gördüm

Kral Odisseus, Troya savaşı sonrası ülkesine dönerken, savaş nedir bilmeyen Fayak halkının prensesine, başından geçenleri anlatmaya başladı...Odisseus’un anlattığına göre mola vermek için ülkesine uğradıkları tanrıça Kirke, dönüş yolunu tam öğrenmeleri için onları Ölüler Ülkesi’ndeki bilici Teyresyas’ın yanına göndermişti. Odisseus oraya ulaştığında, ölmüş dünyalıların gölgeleri sarmıştı hemen çevresini. Babası Sisifos’u bir kayayı tepeye doğru yuvarlarken görmüş, onunla konuşmuştu...

Kral Odisseus, Troya savaşı sonrası ülkesine dönerken, savaş nedir bilmeyen Fayak halkının prensesine, başından geçenleri anlatmaya başladı...Odisseus’un anlattığına göre mola vermek için ülkesine uğradıkları tanrıça Kirke, dönüş yolunu tam öğrenmeleri için onları Ölüler Ülkesi’ndeki bilici Teyresyas’ın yanına göndermişti. Odisseus oraya ulaştığında, ölmüş dünyalıların gölgeleri sarmıştı hemen çevresini. Babası Sisifos’u bir kayayı tepeye doğru yuvarlarken görmüş, onunla konuşmuştu... Bu arada Ölüler Ülkesi’nde gördüğü Otos ile Efiyaltes denen isyancı dev kardeşlerden de söz etti... Odisseus’un sözünü ettiği bu kardeşler çok ünlüydüler, Troya savaşları ile ilişkileri yoktu ve denizler tanrısı Poseydon’un ölümlü bir kadınla ilişkisi sonucu dünyaya gelmiş ikiz çocuklardı... Tanrı Poseydon, dünyamızın gizemlerini çözmeye kalkmak gibi iflah olmaz bir hastalığı olduğunu bildiği insan denen o tuhaf yaratıkların, bir gün o uçsuz bucaksız enginlere açılacaklarından, haliyle kendi egemenliği altındaki denizlerin ve kıtaların gizemlerini çözmeye kalkacaklarından kuşku duymuyordu. Bunu engellemek için de doğan çocuklarını her zaman çok güçlü devlere dönüştürüyor ve uzak denizlerle kıtaların fethine kalkacak o insan denen meraklı yaratıkları çiğ çiğ yemeleri için onları dünyamızın çeşitli limanlarına bekçi olarak yerleştiriyordu... Ne var ki son doğan ikiz çocukları Otos ile Efiyaltes, diğer kardeşlerine hiç mi hiç benzemediler... Biraz daha büyüyüp serpildiklerinde, babaları tanrı Poseydon, denizlere açılmaya kalkacak serüvenci insanları çiğ çiğ yesinler diye, onları da Akdeniz’in adsız bir koyuna bekçi olarak dikti... Ne var ki bu iki kardeş, geçen zaman içinde hem babaları tanrı Poseydon, hem de öteki tanrılar üzerinde uzun uzun düşünmeye ve kendilerince yorumlar yapmaya başladılar... Bu düşüncelerinin sonunda; yalnızca enginlere açılacak insan denen o zavallı yaratıkları cezalandırmak gibi bir uğraşla, bir koyda yaşamlarını paslandırmanın anlamsız olduğunu anladılar. Bunun yerine, insanların arasına karışıp acılarına da, sevinçlerine de ortak olma tutkusuna kapıldılar. Çünkü kendileri de insanlar gibi ölümlüydü; haliyle onlarla birlikte yazgı, toprak ve su kardeşleriydiler. Üstelik savaş tanrısı Ares’in onları ha bire birbirlerine kırdırdığını görüyorlar, bu yüzden de Ares’e karşı büyük bir öfke duyuyorlardı. Gene durup dururken iki masum halkı savaşa kışkırttığı bir sırada bu iki dev kardeş, o yüzsüz Ares’i yaka paça tutup kırılmaz tunç zincirlerle bağladılar ve gene tunçtan bir kafese kapattılar!.. Savaş tanrısı ürkünç Ares, tunçtan kafese kapatıldıktan sonra yeryüzünde bütün savaşlar duruverdi! Ne var ki savaşların durması, saltanatları savaşın sürmesine bağlı olan Olimposlu egemen tanrıların işine gelmedi... Bu yüzden tanrı Ares’i zincirlerinden kurtardılar... Haliyle yeniden başladı yeryüzünde savaşlar... Bu sefer de bu iki dev kardeş, savaş tanrısını kurtaran Olimposlu tanrılara karşı savaşmayı düşündüler... Bu düşünceyle kırlarda dolaşırlarken, Peliyon Dağı ile Ossa Dağı’nı yerlerinden kökleyip üst üste koymaya, bu yolla gökyüzüne tırmanıp Baştanrı Zeus’un Olimpos’taki sarayına ulaşmaya karar verdiler... Tanrılar ülkesi Olimpos’a ulaştıktan sonra da, üst üste koydukları bu iki dağı Ege Denizi’ne fırlatacaklardı... Gerçekten de iki kardeş, Peliyon Dağı’nı yerinden köklediler ve de tam Ossa Dağı’nın üstüne koymak üzereydiler ki, olup bitenleri dehşetle gördü Zeus. Hemen yıldırımlarını çaktırıp bu iki isyancı kardeşi yakmak üzereyken, babaları tanrı Poseydon kollarını tuttu Zeus’un... Yalvardı yakardı oğullarını bağışlaması için... Hemen gidip onların gökyüzüne tırmanmalarını önleyeceği sözünü verdi... Baştanrı da zaten kardeşi olan bu denizler tanrısı Poseydon’u kırmadı. Poseydon doğruca çılgın çocuklarının yanına gitti. İkisi de üst üste koydukları iki dağın doruklarına doğru tırmanmaya başlamışlardı bile! Bağıraraktan onları yanına çağırdı. İki çılgın delikanlı, doruklardan aşağıya indiler. Babaları tanrı Poseydon, bu yaptıklarının iyi bir şey olmadığını anlatmaya çalıştı. Böyle devam ederlerse ağır şekilde cezalandırılacaklarını söyledi... Sözlerini bitirince de deniz canavarları, uçan atlar, suları ve karaları yara yara yol açtılar tanrı Poseydon’a... Tanrı, Ege Denizi’nin dibindeki paslanmaz su yeşili sarayına indi asi oğullarına küfürler savura savura... Büyük büyük balıklar da tanrı Poseydon’u ardı sıra sarayına dek izlediler... Bir gün Baştanrı Zeus’un kızları tanrıça Atena’yla tanrıça Artemis dünyamıza geldiler; biraz gezip tozup hoşça vakit geçirmekti amaçları. Ne var ki onları gören o dev kardeşlerden biri Atena’ya, öteki de Artemis’e aşık oluverdi!.. Her ikisi de, doymayan tutkularla yüklü bu tanrıçaların kendilerine yüz vermeyeceklerini, örneğin dev bedenleriyle alay edeceklerini bildiklerinden, el birliğiyle onları birer birer kaçırmaya karar verdiler... Tanrıça Artemis’i ormanda geyik avlarken gördükleri bir gün yanına yaklaşmaya başladılar ağır ağır. Niyetlerini hemen sezinleyen tanrıça da, var gücüyle koşaraktan uzaklaşmaya başladı. Haliyle iki dev kardeş de onun ardına takıldı... Ne var ki tam yakalayacakları anda tanrıça Artemis gözden kayboluverdi. Onun yerine bembeyaz bir geyik çıkıverdi ortaya! Ve geyik, iki dev kardeşin tam ortasına gelip durdu. Ottos ile Efiyaltes kardeşler de aynı anda karşılıklı yaylarını gerip oklarını saldıklarında, bu kez geyik yok oluverdi ortadan! Haliyle iki kardeşin karşılıklı fırlattıkları oklar, vınlaya vınlaya gelip kendi bedenlerine saplandı; ikisi de cansız yere serildiler...Baştanrı Zeus, tanrılarla boy ölçüşmeye kalkan bu iki kardeşi, Ölüler Ülkesi’nde sırt sırta gelecek şekilde bağlatmıştı... Ama bu iki kardeş, bir süre sonra kendilerini bağlayan kalın bağları kırıp, özgürleşeceklerini söylemişlerdi Odisseus’a...
Yaşar Atan
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.