EKONOMİ VE POLİTİKA

EKONOMİ VE POLİTİKA

  • Nasıl bir akla hizmetse, ünlü kişiler TV ekranında boy göstererek, kimi çiçek satıyor, kimi oyuncak, kimi de çiklet vs... Böylece, halkın alıma yönlendirileceği ve ekonominin yeniden canlanarak, krizden çıkacağı ifade ediliyor.


    Nasıl bir akla hizmetse, ünlü kişiler TV ekranında boy göstererek, kimi çiçek satıyor, kimi oyuncak, kimi de çiklet vs... Böylece, halkın alıma yönlendirileceği ve ekonominin yeniden canlanarak, krizden çıkacağı ifade ediliyor. Nereden baksak, akıllara durgunluk verecek içler acısı bir manzara; hele de bu manzaraya ortak olanların, ekonomi alanında ünlü kişiler olduğu düşünüldüğünde!
    1929 Krizi de, günümüz krizinde olduğu gibi ABD’de ve finans alanında başladı, zamanla diğer ekonomilere ve reel sektöre sıçrayarak, milyonlarca insanı işsiz bırakarak, önce faşizmin yükselmesine yol açtı, daha sonra da dünyayı yeni bir paylaşım savaşına sürükledi. 1917’de Sovyetler tarih sahnesine çıkmış idi, kapitalistler ise derin kriz içinde kıvranıyordu. Kısacası Marx haklı idi; kapitalizm, içsel dinamikleri ile devamlı kriz üretiyordu. Hatta, kapitalizm krizden besleniyordu! İşte Keynes’in gördüğü ve içinden nefret edercesine Marx’ı onayladığı tarihsel oluşum, böyle bir tablo sergiliyordu. Ne var ki, sistemin kurtarılması gerekiyordu.
    Kriz, finans kesiminde başlamış olmasına rağmen, Keynes oluşturduğu teoride, reel sektörle finansal sektör arasında ilişki kurmuş olmakla beraber, asıl olarak reel sektör üzerinde yoğunlaştı ve kapitalizmin kriz dinamiğinin talep yetersizliğinden beslendiği vurgusu yaparak, söz konusu yetersizliğin giderilmesi amacıyla, tüm eski teorileri elinin tersi ile iterek, devleti göreve çağırdı. Ekonomide tam istihdamı sağlayacak olan talep düzeyinin, oyuncak satarak değil de ancak devlet desteğinde sağlanabileceğini ortaya koydu. Devletin görevi de, hiçbir dürtüye tabi olmadan, yatırımlara yönelmek şeklinde tanımlandı. Hiçbir piyasa göstergesine tabi olmadan yapılan yatırımlara da “otonom yatırım” adı verildi.
    Keynes, sistemin içinde kalarak çözümlendiğinde, haklı idi. Zira Keynes, gelir dağılımının bozulduğu ve işsizliğin yükseldiği bir dönemde kimseden yatırım yapmasının beklenemeyeceğini kabul etti ve teorisini ona göre kurdu. Çünkü, kriz ve işsizlik başladığında, ekonomi kendi ivmesi ile gerilemeye başlar; işsizlik, işsizlik doğurur ve krizin derinleşmesine neden olur. Bu durumda, yeni iş olanaklarının açılabilmesi için özel kesim de yatırım yapmaz. İşte o zaman, görev devlettedir ve krizi ters çevirmek için kısa dönemde yapılması gereken bağımsız yatırımlardır. Bunu da tabiatıyla ancak devlet yapabilir.
    Gelelim Türkiye’ye. Dış satım büyük bir şekilde gerilemişken, çoğu işyerleri kâr erimesine uğramamak için binlerce emekçiyi sokağa dökmüşken, devlet memurlarına ancak sadaka mesabesinde maaş artışı yaparken, bugün işi olanlar da kovulma riski altında derin stres yaşarken, kim çiçekçiden çiçek, oyuncakçıdan oyuncak ya da çikletçiden çiklet alacaktır?.. Bu insanların işi ve aşı var mı ki, çiçek, oyuncak ya da çiklet alsın! TV’deki satıcılar, keşke sigara ve rakı satıyor olsalardı, belki daha başarılı olurlardı!
    Kapitalizmin canlanabilmesi için tabii ki harcama gereklidir. Hatta bu duruma iktisat teorisinde “tasarruf paradoksu” adı verilir. Ancak harcama, cebinde parası ve kalbinde ve kafasında da beklentisi olan tarafından yapılır. İnsanların paraya kavuşturulması ve beklentilerinin olumlu kılınabilmesi için keşke, bu ünlü isimler devlete dönüp de memura, insana yakışır oranda zam yapmasını söyleselerdi! Memur, TÜİK tarafından enteresan şekilde hesaplanan enflasyona yetişemediği gibi, gerçek enflasyon da açıklandığı gibi pembe değil! Kaldı ki, salt enflasyon oranında verilen zam, ekonomideki reel büyümeden memura pay vermemek anlamına gelir. Aynı şekilde, keşke bu ünlüler, özel kesimin karşısına geçip de, güçleri yetiyorsa ya da çıkarlarına ters düşmüyor idi ise “İşçi çıkararak kârınızı koruma yoluna gideceğinize, kârdan ve astronomik maaşlı elemanlarınızın ücretlerinden fedakarlık edin de, eleman çıkarmadan işinize devam edin!” diyebilse idi. Ya da bu ünlü kişiler, devletin karşısına geçip de, devletin ekonomiden çekilmesi gerektiği tezini savunduklarından dolayı utandıklarını ve pişman olduklarını haykırıp, kamu yatırımlarına ağırlık verilmesi gerektiğini söyleyebilselerdi! Ünlüler, böylesi cesaret sahibi olmuş olsalardı, zaten TV ekranlarında “satıcı” rolünde boy göstererek komik olmayıp, halkımıza gerçeği yansıtma rolünü üstlenirlerdi!
    İZZETTİN ÖNDER
    www.evrensel.net