LİMAN ARKASI

LİMAN ARKASI

  • Beş gün içinde iki kez Balıkesir’e gittim. İlkinde, Yönetmen Metin Kaya ile “Yüz Bin Kişiydiler” belgesel filminin Gönen-Gençlik Yaz Kampı’nda gösterimi için. İkincisinde...


    Beş gün içinde iki kez Balıkesir’e gittim. İlkinde, Yönetmen Metin Kaya ile “Yüz Bin Kişiydiler” belgesel filminin Gönen-Gençlik Yaz Kampı’nda gösterimi için. İkincisinde, Susurluk Belediyesinin düzenlediği şenlik programında “Madenkeş Aileler” adlı oyunumu sahnelemek için.
    Böyle uzun seyahatlerden sonra Zonguldak’a döndüğümde; kordonboyunda ayakkabı boyacılığı yapan Turgut’a da uğrar, ayakkabımı boyatır, hoş sohbet ederim. Boya gerekmese de, “alış - veriş olsun!”, “piyasa canlansın!” diye, en azından ayakkabıma fırça attırır, Turgut’la birer bardak çay içeriz.
    Turgut 42 yaşında. Yüzde 72 oranında görme özürlü olduğundan, üç ayda bir “Sakatlık Maaşı” alıyor. Aldığı para beş kişilik ailesi ile geçinmeye yetmediği için ayakkabı boyacılığı yapıyor. Günlük, bazen 5 TL, bazen 10 TL kazanıyor. En iyi işi bayram günlerinde yaptığını söylüyor. Eğer hava da günlük güneşlikse, bayramlarda günlük kazancı 40 TL’ye çıkıyormuş.
    “Yine nereleri dolaştın geldin, hocam?” diye sordu, yüksek taburesine oturduğumda.
    “Balıkesir dolaylarındaydım” dedim.
    “Valla sana gıpta ediyorum hocam. İstanbul, Ankara, Balıkesir...Londra’ya bile gidiyorsun. Ama bir yandan da gurur duyuyorum. Oraları gezerken, yeni dostlar edinirken ayağındaki ayakkabıyı boyayan kişi ben olduğumdan, düşünüp senin sevincini paylaşıyorum. Biz buraya mıhlandık kaldık!” derken, fırça sallamaya başlamıştı bile.
    Oto parçası satan bir dükkanda yıllarca çalıştıktan sonra simitçilik yapmış Turgut. Birçok ufak tefek işlerde çalışmış. Belediyenin lostra kulübesinde, ustalardan ayakkabı boyacılığını öğrendikten sonra da bu mesleği yapmakta karar kılmış, kendine bir boyacı sandığı satın almış, tutmuş kordonboyunun yolunu. Hesabına göre; üç yıl önce 700 TL’ye aldığı sandıktan, şimdi aynı paraya iki tane satın alınabilirmiş. Otomobil fiyatları gibi boya sandığı fiyatları da düşmüş yani...
    “Herşey veresiye dönmeye başladı, peşin para vermeden ayakkabı boyatan oluyor mu?” diye sordum.
    “Olmaz olur mu! Müşterinin bazen parası olmuyor cebinde. Bazen de bozuk para çıkışmıyor. Fakat, burada herkes birbirini tanır. Müşteri bir daha geldiğinde, önceki hesabını da kapatır. Unutup giden de oluyor tabi. Ne yapalım? Canı sağ olsun” diyor, gülerek.
    Turgut işinde çok titiz. Müşterinin ayağının iki yanına iskambil kağıdı koymadan ayakkabılarını boyayıp, çoraplarına sprey sıkıyor. “İyi günler” diliyor.
    Yazın güneşte tente altında, kışın soğukta kalın kaban içinde, her gün yaklaşık 8 saat ayakkabı parlatmak için müşteri bekleyen Turgut’un, kendi yaşamında bir parlaklık olması için Belediyeden bir isteği var. O da, fazla bir şey değil. Kordonboyunun müdavimi bir ayakkabı boyacısı olarak; küçük kapalı bir mekan.
    Daha önce de bu talebini dolaylı yollardan dile getirdiğini ifade eden Turgut, çocuklarının öğrenimi için her türlü fedakarlığı yaptığını, yaşadığı sağlık sorunlarının büyümesinden korktuğu için talebini yinelediğini belirtti.
    “Alış - veriş olsun!” ve “piyasa canlansın!” diye yapılan reklamlar, Turgut’un yaşamında bir parlaklık yaratabilir mi? Yaratsın isteriz tabi ki! Tüm insanlar için hem de. Yoksa; üstü cilalı, tabanı delik ayakkabı ile bir oraya, bir buraya ne diye dolaşalım!
    FAHRİ BOZBAŞ
    www.evrensel.net