NOT

NOT

  • 30 Ağustos günlerini, epeyce yıpranmış “güçlü ordu” imajını tazelemek için tam bir psikolojik harekata çeviren Genelkurmay’ın kilitlendiği nokta, doğaldır ki onun en zayıf halkası oldu.


    30 Ağustos günlerini, epeyce yıpranmış “güçlü ordu” imajını tazelemek için tam bir psikolojik harekata çeviren Genelkurmay’ın kilitlendiği nokta, doğaldır ki onun en zayıf halkası oldu. Adı anılmasa da, ‘açılım’la birlikte Kürt sorunu bağlamıydı bu. Bu ‘en zayıf halka’ya dair verilen her mesaj, deyim yerindeyse, “kendisi de inanmıyordur herhalde” dedirtecek cinstendi.
    İşte bir örnek:
    Genelkurmay Başkanı, teslim olduktan sonra salıverildiği belirtilen PKK’lilere atıfta bulunarak, Kürt sorununa ilişkin “askeri açılım”a bir kez daha işaret etti: Teslim olsunlar, Türk adaletine güvensinler!
    Gelinen bu noktada bile, kan ve acı dışında hiçbir getirisinin olmayacağı biline biline bu dilden vazgeçilemiyor. Askerin açılımı bu mu oluyor acaba; açılmaya dönük kapıları sıkı sıkıya kapatmak! Kurum kültürü, kurum ahlakı vb. denilen bu olsa gerek!
    Biraz ciddi olunamaz mı? Herkesin ‘açılım’ fikirleriyle boy gösterdiği bu dönemde, koskoca silahlı kuvvetler böylesi önerilerle bu denli komik duruma düşürülebilir mi?
    Oluyor işte!
    Bir şeylere güvenmedikleri için çareyi dağa çıkmakta arayanlar, neye güvenecekler?
    Türk adaletine!
    Adalete değil, “Türk adaleti”ne!
    Yani, ‘Adalet’ yok, Türk adaleti var!
    Bu bile başlı başına bir sorun ve güvensizlik kaynağı değil midir zaten?
    Türk adaleti, başkalarının reddi üzerinden tesis edilen bir adaletsizliktir.
    “Türk adaleti” denilen, bu ülkenin kadim değerlerini, zor ya da asimilasyon potasında eriterek “Türkleştirme” adaletsizliğinden başka nedir ki?
    İnsanlar tektekçi adaletsizliğe güvensin isteniyor, mümkün mü?
    Bir Kürt neden “Türk adaleti”nin insafına güvenip güvenmemek durumunda kalsın ki?
    ...
    Bu da 30 Ağustos töreninden...
    Basından öğrendiğimize göre; törende “vatandaşın arasına karışan” Genelkurmay Başkanı, ağlayarak yanına gelen ve “Komutanım Kürt açılımı istemiyoruz, vatan bölünmesin” diye kendisine sarılan genç kızı “Korkma, bölünmez, böldürtmeyiz” diye teskin etmiş!
    Vatandaş işte; numara falan da yapmıyor, gerçekten korkuyordur kızcağız...
    Kürdün Kürt olarak ‘resmen’ kabulü, ülkenin bölünmesi, vatan toprağından feragattir onun için. Van’a, Diyarbakır’a vizesiz gidememek, Munzur’un gözelerini, Hakkari’nin Berçelan’ını pasaportsuz görememektir belki...
    İsteyenin Kürtçe eğitim almasını, artık rahatlıkla Türkçe konuşamayacağı, anadilinin etkinlik alanının daralacağı şeklinde algılamaktadır belki de.
    ‘Resmen Kürt’lü bir ülkede ‘yabancı’ muamelesi göreceğinden korkuyor da olabilir, vs...
    Hepsi de korkmaya değerdir doğrusu!
    Korkunun girdabındaki “yurdum insanı”dır o!
    Korkmaktadır ve tam da adresine sığınmaktadır!
    Bütün o korkularla şekillendirip yönlendirdikleri ve yıllara dayanan iktidarlarını böylesi bir güdümlü toplumsallık üzerinden devşiren birilerine de doğrusu çok yakışmaktadır, “Korkma” yanıtı!
    Traji komiklik bu olsa gerek...
    Korkuya salınanın korkuyu üretenden medet umması!
    Korkutanın, korkana vasi olması...
    Ve bütün bunların 30 Ağustos’ta yaşanmışlığı...
    Genç kızımız, Kürdün Kürt sayılması korkusunu 30 Ağustos 2009’da ağlayarak yansıtıyor.
    Peki, yıldönümü kutlanan 30 Ağustos 1922’de, Kürt, Kürt olarak kabul edilmiyor muydu? Yıllardır kutlanan ‘zafer’, tam da böyle olduğu için kazanılmamış mıydı?
    İşgal edilerek bölünmüş vatanı bölünmüşlükten kurtaran kurtuluş mücadelesinde Kürtler Kürt olarak yer almamış mıydı?...
    Bugün hem korkutan ve hem de ‘korkma’ diyenlerin tarihi öncellerinin ‘kur(t)uluş’tan sonraki inkarları değil midir, bugünkü “bölünme” korkusunun kaynağı?
    Kürtler “biz ‘bölünmek’ değil, demokrasi istiyoruz” dedikçe, “demokrasiye evet ama Kürde hayır” anlamına gelecek “dahiyane” formüllerle anlaşılır kılınmaya çalışılan, biraz da bu korku cenderesidir işte.
    Bugün Türkiye’nin bölünme olasılığı tartışılacaksa, bu, Kürtlerin hak taleplerini değil, ‘bölünme’ korkuluğunu sallayarak hak ve özgürlük düşmanlığı yapanların çözümsüzlük ısrarlarını tartışmayı gerektirmektedir.
    Gerçek “bölücüler” gün gibi ortadadır işte!
    VEDAT İLBEYOĞLU
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.