Gerçek çözüm için mücadele

Gerçek çözüm için mücadele

Açılım sürecini değerlendiren EMEP Genel Başkanı Tüzel, birçok nedene bağlı olarak başlatılan ‘açılım’ tartışmalarının geldiği noktada hükümetin sorunun demokratik çözümünü sağlayacak bir irade göstermeyeceğinin anlaşıldığını belirterek...


Açılım sürecini değerlendiren EMEP Genel Başkanı Tüzel, birçok nedene bağlı olarak başlatılan ‘açılım’ tartışmalarının geldiği noktada hükümetin sorunun demokratik çözümünü sağlayacak bir irade göstermeyeceğinin anlaşıldığını belirterek, ülke yönetenlerini demokratik bir çözüme zorlamanın, Türk ve Kürt halklarının, işçilerin, emekçilerin ve tüm demokrasi güçlerinin mücadelesiyle mümkün olacağını dile getirdi. Türk halkının, Kürt halkının tüm siyasal ve demokratik taleplerini desteklemesi gerektiğini ifade eden Tüzel, “Çözüm kendi ellerimizde, omuz omuza veren halkın gücündedir. Geleceğimizi ülkeyi yöneten burjuva politikacıların vicdanına bırakamayız. Kendi kaderimizi, geleceğimizi ellerimize almak zorundayız, çare mücadeleyi yükseltmektedir” dedi.

‘Açılım’ tartışmalarında başlangıçtan bugüne gelinen süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cumhurbaşkanı’nın ‘İyi şeyler olacak’ diyerek halkta büyük bir beklenti yarattığı açılım ve çözüm tartışmalarının vardığı yere bakıldığında beklentiye denk düşen bir durumun ortaya çıkmadığı açık. Toplumda yıllardır süren çatışmalı ortamın ve yaşanan kayıpların yol açtığı üzüntü ve umutsuzluğun yerini, bir çözüm beklentisi havasının almış olması anlaşılır bir şey. Bu sadece Kürtleri değil, huzur içinde yaşamak isteyen, gençlerin ölmesinden vicdani bir rahatsızlık duyan herkesi içine alan bir beklenti idi. Sendikacısından, aydınına, sanatçısına, müzisyenine kadar toplumun çok geniş bir kesimi de, hükümetin bu tartışmayı açmasına destek sundu. Bu destek, insanların bu çatışmalı ortamdan bir an önce kurtulmak istediğinin göstergesiydi. Fakat gelinen yerde bunun gerçekten bir ‘demokratik açılım’ olup olmayacağı daha net görülüyor. Aslında geriye dönüp bakıldığında, başından beri kırmızı çizgilerden bahseden iktidarın, ‘Tek devlet, tek millet, tek dil’ yaklaşımından vazgeçmeyeceği görülüyordu. Ama buna rağmen Kürt halkı ve bütün Türkiye, silahların susacağı, çatışmasız bir ortam içerisinde, diyalogla siyasi bir çözüm yaratılabileceği umudunu taşıdı. Bu umut bütün olumsuz açıklamalara rağmen hâlâ bir ölçüde korunuyor.

İçişleri Bakanı’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama çok tartışıldı. Sizce hükümetin tutumunu nasıl yorumlamak gerekir?
Son toplantıda ‘Anayasa değişikliği yok, af yok, anadilde eğitim tartışılacak şey değil’ gibi bilinen devlet çizgisinin inkarcı ve Kürt sorununu gerçek boyutları ile görmek istememe yaklaşımı bir kez daha ifade edildi. Bu açıklama hükümetin gerçek niyetlerini ortaya sermesi ve çözüm bekleyen bütün Türkiye halkı ile demokrasi güçlerine çözüm için mücadeleyi yükseltme gerekliliğini bir kez daha göstermesi açısından önemli oldu. Tabi bu açıklamaya rağmen bütün bu tartışmalar hiç olmamış gibi de yaklaşılamaz. Bu süreçte ‘Hükümet bu sorunun çözümü için bir şey yapmalı’ tartışması Türkiye’nin her tarafında yaygınlaştı. Kürtlerin nasıl yaşayacakları, siyasi özgürlüklerini, demokratik haklarını nasıl kullanacakları konusunda düne göre daha zengin bir tartışma ortaya çıktı. En azından böyle bir faydası olan bu süreç hükümeti de büyük bir sorumluluk altına soktu. 1 Eylül’de çatışmasızlık sürecini ramazan ayı boyunca sürdüreceğini ilan eden PKK’nin tutumundan sonra, hâlâ terörle mücadele söylemiyle askeri operasyonların devam ediyor olması ve en son Hakkari’de 4 askerin yaşamını yitirmiş olmasında, bütün siyasi ve vicdani sorumluluk hükümettedir. Böyle bir politik taktik halkın AKP’ye verdiği desteğin hızla yitmesine neden olacaktır. Çünkü toplumun geniş bir kesiminde esen havadan sonra adeta yeniden başa sarılması, yeniden genç insanların, halkın evlatlarının yaşamını yitirmesini, kimse halka anlatamayacaktır. Burada meseleyi DTP, PKK ya da başka gerekçelerle izah etmek hükümeti bu sorumluluktan kurtaramayacak.

İçişleri Bakanı’nın ‘açılım sürecinde’ yaptığı görüşmelerde anayasa değişikliği talebi öne çıktı. Bakan bunu kendisi de ifade etmesine rağmen ‘Bu süreçte gündemimizde bir anayasa değişikliği çalışması yok’ dedi…
Neden böyle, çünkü çözüm tartışmaları içinde gerçekten Kürt halkının beklentilerine cevap verecek bir düzenleme yapılacaksa, öncelikle anayasadaki vatandaşlık tanımının değiştirilmesi gerekecek. Hükümet, bunu yapmak istemediği için anayasal değişikliği gündeme almayacağını söylüyor. Yani aslında bu söylemler ‘Kürt Açılımı’ ya da ‘Demokratik Açılım’ denen şeyin, baştan beri kurgulanarak ortaya atıldığını, AKP ve MKG’nın kırmızı çizgilerle, Milli Siyaset Belgesiyle, bölge politikalarıyla bir mutabakat içinde olduğunu daha açık şekilde gösteriyor. Eğer Kürtlerle tam hak eşitliğine dayalı bir ortak yaşam kurulacaksa bunun en önemli gereklerinden biri, anayasal düzenlemedir. Bugün artık Kürt siyasal uyanışının, onun siyasi temsilcilerinin, meseleyi sadece bireysel haklar biçiminde ifade eden ‘AKP çözümüne’ razı gelmeyeceklerini görmek gerekiyor. Tabi sürecin ilerlemesi için barış, demokratikleşme ve çözüm mücadelesinde hükümeti ve egemen güçleri daha da zorlayıcı bir çalışma içinde olmak gerekiyor. Hem Kürt halkına, hem onların siyasi temsilcilerine ve onlardan daha fazla Türk işçisine, emekçisine, aydınına, sendikacısına artık daha çok görev düşmektedir.

MHP ve CHP’nin tutumu ile AKP’nin girişimlerine kayıtsız, koşulsuz destek veren kesimler bir tarafa, ‘soldan’ bu girişimleri ‘ABD planı’ olarak niteleyip en baştan reddeden kesimler de var…
Bu tutum; halkı, onun sorunlarını, beklentilerini anlamamak, halkla birleşmemek, politikayı ve ideolojiyi halktan, onun taleplerinden, özlemlerinden kopuk olarak anlamanın sonucu. Bir taraftan İşçi Partisi’nin temsil ettiği gerici, milliyetçi tutum, öbür taraftan TKP’nin sergilediği yaklaşım ve diğer ikircikli yaklaşımlar bunun sonucudur. Bütün Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu, Kürt sorununu, Kürtlerin taleplerini ve AKP’nin bu girişimlerini hepten ABD planı olarak niteleyip, bunun karşısında yer almak, Kürt halkının mücadelesini ve taleplerini görmemekle birlikte, halkla bütünleşen bir siyaset de değildir. Ulusal sorunun çözümü demokratikleşmenin güvencesi olan işçi sınıfının birliğinin önündeki engellerin temizlenmesi bakımından çok önemlidir. Bugün tartışılan şeylerin ulusal sorunun nihai ve bütünlüklü çözümünü sağlayamayacağı çok açık olsa da, bu süreç bir kısım köprülerin geçilmesi için mutlaka değerlendirilmelidir. Bir kenarda beklemek yerine politikaya dahil olarak, gericiliğin, egemenlerin politik oyunlarını bozmak, onların politikalarını teşhir etmek elbette devrimcilerin, sosyalistlerin, işçi sınıfı politikacılarının görevidir. Ama buna ‘burada emperyalist ABD’nin bir bölge politikası var’ diyerek uzak durarak, bu tartışmalara hiç girmeyerek, hepsinden de öte, bu kadar acı yaşamış Kürt ve Türk halklarına karşı sorumsuz bir tutum içine girerek, tepeden bir edayla yaklaşmak, olan biteni hiç anlamamak ve burada kendine hiçbir yer biçmemek anlamına gelir. Bu da işçi, emek, halk, demokrasi, barış diyen hiçbir kimsenin benimseyeceği bir tutum olmasa gerek. Evet AKP ve Türkiye yönetimi bölgede emperyalistlerin arzu ettiği ‘istikrar’ politikalarını hayata geçirmek, istikrarsızlık unsuru olarak gördükleri PKK gibi güçleri tasfiye etmek için böyle girişimler içindedir. Bu ihtiyaca denk düşecek bir tartışma yürütmektedirler. Ama bu tartışmalar onların çizdiği sınırların çok daha ötesine geçmiştir. Halkların mücadelesi, tutumu ve iradesi bir şey ifade etmelidir. Ayrıca cumhuriyet tarihi boyunca birçok kez isyanlar gerçekleştirmiş ve son 30 yıldır da ciddi bir siyasal uyanış içine girmiş olan Kürtlerin edindikleri ulusal, siyasal ve toplumsal bilinci hesaba katmaksızın gericiliğin planlarını ele almak da siyasal öngörüsüzlük olsa gerek.
Partimiz, Türk ve Kürt işçi ve emekçilerine, Türkiye’nin bölgede işbirlikçiliğin, gericiliğin, emperyalizmin planlarına yedeklenmemesi ve emperyalist politikaların köşe taşı olmaması için birlikte mücadele etme çağrısı yapmakta ve bunun için çabalamaktadır. Bunu sağlamanın yolu ise mücadelenin içinde olmaktır. Ancak Türk ve Kürt işçilerinin bu mücadelede el ele omuz omuza vermesi emperyalist planların saf dışı bırakılmasını sağlayacaktır. Bu süreci soldan eleştirenlerin görmesi gereken de budur. Bu sürecin yarattığı ortamda bir beklentiye bir arayışa yönelmiş olan bütün bir Türkiye halkıyla birleşecek, onların demokratik beklentilerini daha da yükseltecek bir tutum benimsenmelidir. Emek Partisi bunu yapmaya çalışıyor.

Sizce halkın beklentilerinin boşa çıkmaması için süreç nasıl devam ettirilmeli?
Üniter devlet, ulusal devlet diyerek, kırmızı çizgilerden bahsederek, ‘tek dil’ ve ‘tek millet’ de ısrar ederek bir çözüm olmayacağını görmek gerekiyor. Bu kadar acı yaşamış olan Kürtlerin bütün bunlar olmamışçasına mevcut politikalara boyun eğmesini beklemek gerçekçi değildir. Kürtleri bir ulus olarak kabul etmek, onların Türkiye’deki halklarla gönüllü olarak bir arada yaşamasını sağlayacak tam hak eşitliği talebini karşılayacak düzenlemeler yapmak en acil görevdir. Çatışmalı ortamı sonlandırmak için operasyonlar derhal durdurulmalıdır. DTP başta olmak üzere bütün emek ve demokrasi güçleri ile geniş bir diyalog ortamı oluşturulmalıdır. Kürt halkı ve onun temsilcileri ile doğrudan görüşmeler yapılmalıdır. ‘Şu kadar kurumu dolaştık görüş aldık’ demek ikna edici değildir. Kürt halkının geleceği ve nasıl yaşayacağı konusunda öncelikle Kürtlerin ne diyeceği önemlidir. Kürtler tarafından ‘demokratik özerklik’ bir yöntem olarak ifade edilmektedir. Yönetenlerin yapması gereken ‘Tek devlet, tek millet, tek dil, üniter yapı’ söylemleriyle bunun karşısına çıkmak değil, ‘demokratik özerklik’ ve başkaca yönetim biçimlerinin nasıl gerçekleşebileceğine yönelik bir tartışmanın zeminini yaratmaktır. Böylesine cesaretli bir siyasi irade gösterildiğinde çözülmeyecek hiçbir sorun yoktur. Fakat hükümet bu tutumun uzağındadır. Ama bu durum değişmeyecek diye düşünemeyiz. Bu sorunu sadece hükümetin ya da Kürt ulusal çevrelerinin, Kürtlerin meselesi olarak görmemek gerekir. Üreticisinden, işçisine, emeklisinden, esnafına, bütün bir Türk kesimi demokratik ve halkçı çözümü talep etmelidir. Bu sorun çözüldüğünde Türkiye’deki emek ve demokrasi sorunlarının daha birleşik ve gelişkin bir şekilde aşılabileceğini görmek gerekir. Kürt sorunu Türkiye halkının meselesidir ve sorunu çözmek için harekete geçmesi gereken esas güç de Türk işçisi ve emekçisidir. Onun, Kürt kardeşine sahip çıkması, tam bir eşitlik içinde ve kardeşçe yaşayacağı bir ülke talep etmesi zorunludur. İşçi sınıfımız bilmelidir ki, Kürdün dilini, kültürünü geliştirmesi, kendi siyasi temsilcileri ile devlet yönetiminde yer alması, kendi yönetim mekanizmalarını kurması milliyetçi, gerici söylemin kışkırttığı gibi bölünmeyi geliştirmeyecek, aksine bir arada yaşam isteğini geliştirip güçlendirecektir. Dolayısıyla çözümü kendi ellerimizde, birleşen, omuz omuza veren halkın gücünde görüyoruz. Geleceğimizi bu ülkeyi yöneten burjuva politikacıların icazetine ve vicdanına bırakmamak kendi kaderimizi ellerimize almak için harekete geçmek gerekiyor. (İstanbul/EVRENSEL)

GELİŞMELER HÜKÜMETİ ZORLADI
Somut olarak açıklanmamış olsa bile ‘açılımın’ içeriğine dair ipuçları ortaya çıkmaya başlıyor. Sizce hükümet ne yapmak niyetinde?
Hükümet bu tartışmayı böyle bir dönemde açtı, çünkü artık Kürt sorununa yaklaşımda bir değişim zorunlu idi. Başta Kürt ulusal hareketi olmak üzere bütün emek ve demokrasi güçleri bakımından demokratikleşme, barış ve çözüm talebinin had safhaya çıkmış olmasının yanı sıra, bölgedeki gelişmeler Türkiye yönetimini bir düzenleme yapmaya zorladı. Gelinen noktada daha net görülüyor ki, başlarda ‘Analar ağlamasın’ türünden konuşmalarla vicdanlara seslenen hükümet, asıl olarak bölgede ‘İstikrar bozucu unsur’ olarak gördüğü PKK’nin varlığına son vermek, onu tasfiye etmek ve bunun karşılığında Kürtlere dil ve kültürel alanda bir takım bireysel haklar verecek düzenlemeler yapmak planı içindedir. Özellikle son MGK toplantısından sonra TSK ile hükümet arasında ortaya çıkan uyum, hükümetin meseleye bir demokratikleşme, eşitlik ve özgürlük sorunu olarak bakmadığı, ulusal mücadelenin dayanaklarını ortadan kaldırma hesabı içinde olduğu açıkça görüldü. Devletin şunu artık net bir şekilde görmesi gerekiyor; Özellikle 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde Diyarbakır’da ve bütün Türkiye’de yapılan gösterilerde öne çıkan şey, Türkiye’nin kendi Kürtleriyle barışmasının yolunun bugünkü açılımın geldiği ‘Milli Birlik Projesi’ ile olamayacağıdır. Başta anadil ve siyasi haklar olmak üzere, Kürtlerin ayrı bir ulus olmaktan kaynaklanan hakları tanınmadıkça ve gerçek demokrasinin gerekleri yerine getirilmedikçe bir çözüm olmayacaktır.

HÜKÜMETİN HİÇ BİR MAZERETİ OLAMAZ
AKP birçok kere başvurduğu ‘Biz çok çalıştık ama muhalefet ve bazı güçler müsaade etmedi’ açıklamasına yeniden sarılabilir mi?
MHP, CHP ve özellikle silahlı kuvvetlerin tutumunun yarattığı baskılanmanın hükümeti temize çıkarması ve AKP’nin, halkın beklentilerine yanıt vermeyen tutumuna bir gerekçe olması mümkün değildir. Beklentilere cevap verecek anayasal düzenlemeleri yapmak hükümetin sorumluluğundadır. ‘Henüz ortam buna uygun değil, muhalefet buna izin vermiyor’ gibi gerekçeler hükümeti bu sorumluluktan kurtaramaz. Elbette AKP halka durumu bu şekilde izah ederek kendisini temize çıkarmaya çalışacaktır. Ama tüm bu süreçte yaşanan tartışmalar AKP’nin sorgulanmasını da, yapabilecek gücü olmasına rağmen neleri yapmadığını da düşündürecek, halk bunu tartıştıracaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri hükümete bağlıdır. Hükümet kendisine bağlı bir kurumu yönetemez oluşunu izah edemez. Ülkenin kaderi ile ilgili bu meselede, bunları engel olarak gösterme bahanesine sarılamaz. Kaldı ki 7 yıllık AKP hükümetinin ekonomik, sosyal, siyasal icraatları halkın beklentilerine yanıt vermekten çok uzağa düşmüştür. AKP başlangıçtaki desteğini, prestijini yitirmiştir. Son dönemdeki ‘açılım’ tartışmalarında açılan bu makası kapatma hesabı da vardır. Ama bu sefer öne sürülecek hiçbir gerekçe AKP’nin yıpranan imajını, ona karşı sarsılan güveni onarmaya yetmeyecektir.
Erdal İmrek
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.