SÖZ OLA TORBA DOLA

SÖZ OLA TORBA DOLA

  • Her gün gazete okurken de, okumazken de içeride onun, dışarıda yandaşlarının çırpınışı gözümün önündeydi. Nazım’ın o bilinen şiirinden bir bölümü gelir dilimin ucuna da değişik dökülür dudaklarımdan:


    Her gün gazete okurken de, okumazken de içeride onun, dışarıda yandaşlarının çırpınışı gözümün önündeydi. Nazım’ın o bilinen şiirinden bir bölümü gelir dilimin ucuna da değişik dökülür dudaklarımdan:
    Ne kötü şey
    Anımsamak seni,
    Sayrı ve sağaltım uğraşı içinde,
    Hapiste
    Ve yaşım kırka gelmemiş iken.
    Dizelerin bir ucunda, yani anımsayan olarak Güler Zere vardı, diğer ucunda da, yani anımsanan olarak Erbakan. Necmettin Erbakan. Prof. Dr. Necmettin Erbakan. Kurduğu her partisi kapatılmış olan; ama sözde Atatürkçü, laik; özde çıkarcı siyasetçilerin yardım ve yataklığında bu ülkeye başbakan bile olmuş bilim adamı Necmettin Erbakan. Prof. Dr.
    Eski başbakan, eski genel başkan, artık bilimle uğraşmadığını düşünürsek eski bilim adamı, bilim adamlığı yapmamasına karşın kullanıyor olabileceği varsayılarak hala Prof. Dr. ve eski mahkum Necmettin Erbakan. Evet, kendileri bir de eski mahkum şu sıralar. Ha bire kapatılıyor olmasına karşın yine de partisine yapılan devlet yardımını cukkaladığı için hüküm giymişti ve bu kez partisi değil, kendisi kapatılmıştı.
    Bildiğimiz bir mahkumdu yani, cezasını evinde çekiyor olsa bile. Günlerden bir gün son buldu bu mahkumiyet ve işte o zaman “eski mahkum” oldu. Çünkü, suç işlendiğinde yanında bulunan ve sağ kollarından biri olan, aynı suçtan yargılanıp aklandığı söylenen; yine de yargılanması gerektiği kimi hukuk adamlarınca istenilen dava arkadaşı, yoldaşı sayrı diye gözünü kırpmadan bağışlayıverdi onu. Çünkü, biri mahkum olurken, diğeri ülkeye cumhurbaşkanı olmuştu. Sözün özü, o şimdi eski bir mahkum.
    Ne yaman bir çelişki devletin tepesinde, hükümetin başında bulunmuşların hukuksal durumları, dinsel inanışları, tanrıya karşı duruşları. Kötücül, hem de ölümcül bir sayrılıkla savaşan Güler Zere’yi görmezden gelirken, sayrı denilen adamın siyaset alanına salıverilmesi. Hırsızlık, zimmetine para geçirme, soygun, vurgun, adam öldürme, insanların dinsel inançlarını kötüye kullanma, tanrıyı kandırma gibi suçu yokken, sağaltım gerektiren sayrılıkla boğuşurken bundan yoksun bırakılmak. Hem de açılım çağrılarının yapıldığı bir sırada.
    Belçika da yaşanılan bir olaya gösterilen devlet tepkisi de benim açılımıma takıldı. Dudaklarımın kıyısında, köşesinde şaşkın, üzgün ve süzgün gülücükler oluşturdu. Orada da bir çelişki vardı çünkü. Hani, Belçika’da, hapisteki bir vatandaşımız, gardiyanlardan yediği dayak sonucu ölmüş, gözaltına alınan gardiyanlar bir süre sonra salıverilmişti ya… Bizim dışişleri de, bakanı ile birlikte ayaklanıvermişti.
    İlgililerin ayaklanması değil de, Belçika da yaşanan olay bizim için alışılagelmiş bir şeydi ne yazık ki. Bu olayın benzerleri bizim ülke sınırları içinde olduğunda ilgililer ve yetkililer değil de ilgilenenler ve de yakınlar ayaklanır salt. Engin Ceber olayında olduğu gibi. Bir dönem ülke gündeminden düşmeyen Manisalı öğrenciler gibi. Bu ve benzeri olaylar anılarda kalmış olsa da unutulmadı bir türlü. Unutulmayacak da. Devletin aylıklarını tıkır tıkır ödediği insanların bulunamaması unutulabilir mi? Açılım sırasında hem de….
    Açılalım diye açılım için çırpınıp dururken şu açılımın içine bir bakmalı bence. Yani, açılımın açılımına da parmağı iyice bir basmalı. Kuruluşunun sekizinci yılını kutlayan, yedi yıldır da hükümette olmakla övünen bir partinin, yaklaşık otuz yıldır süren bir sorunu anlamak için yedi yıl beklemesi iyi bir açılım gibi gelmedi bana. Yoksa, bunca yılda anca mı dank etti kafaya. Ya da birileri mi vurdu o sorunu o kafaya da birdenbire yola düştüler. Yedi yıl sonra. Hem de sorunu görüşmek isteyenlerin, mecliste her türlü desteği verenlerin görüşme isteğinin duymazdan gelindiği günlerde. Ve birdenbire.
    Partileşmeden önce, eski partilerinde, partileşme sürecinde ve hükümet döneminde kendi yol haritaları yokmuş demek ki, “yol haritası” sözü çıkar çıkmaz elde haritayla düştüler yola. Sanki birilerine Cleveland yolunu gösterene sorulmuş da gerekli izin alınmış gibi görüşmelerde bulunmak. Başbakan olarak değil, genel başkan olarak. Genel başkan da konuyu başbakana iletecek, başbakan da kendisi görüşmeyeceği için konuyu bir bakanına gönderecek ve çözmesini isteyecektir. Brehhh!.. Brehh!.. Brehh!..
    Yerel seçimlerde başbakanın ya da partisinin genel başkanının özellikle istediği birkaç yerden biri olan Diyarbakır ve yöresini ele geçirmek için olmasın bu yol haritası. Ya da, diğer adıyla açılım. Genel seçimler yaklaşıyor ya… Kendilerine açılımın, ülkeye saçılımın bir yolu olmasın bu harita?..
    ÜSTÜN YILDIRIM
    www.evrensel.net