ROJEV

ROJEV

  • Diyarbakır Zindanı, bütün toplum üzerinde terör estiren 12 Eylül darbesi döneminin işkence üslerinin başında geliyordu. Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi olarak bilinen hapishanede yaşanan vahşet...


    Diyarbakır Zindanı, bütün toplum üzerinde terör estiren 12 Eylül darbesi döneminin işkence üslerinin başında geliyordu. Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi olarak bilinen hapishanede yaşanan vahşet, dönemin “Cezaevi İç Güvenlik Amiri” Yüzbaşı Esat Oktay Yıldırım adı ile birlikte anılmaktadır. Elektrikli işkenceden kalasla dövmeye, köpek saldırtmadan lağım çukuruna sokmaya ve tecavüze kadar Diyarbakır Zindanı’nda uygulanan vahşet, 12 Eylül darbesi için “Bizim çocuklar yapmış” diyen ABD’nin, Ebu Gureyb Hapishanesi’nde yaptığı işkencelerden farksızdı. The Times gazetesinin, Diyarbakır Hapishanesi’ni, Vietnam’ın Saygon ve İran’ın Evin zindanları gibi dünyanın en kötü üne sahip 10 cezaevi arasında göstermesi, burada uygulanan vahşetin, sadece ülkede değil dünyada bile eşine az rastlanır türden olduğunu gösteriyordu.
    1980 öncesinde CHP’den milletvekilliği yapmış olan DTP Eş Başkanı Ahmet Türk, Diyarbakır Hapishanesi’nde yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
    “Beni 200 askerin arasına çırılçıplak getirip copla dövdüler. Tuvaletlerde pislik yediriyorlar, 24 saat işkence yapıyorlardı. Dayaktan her yerimiz simsiyahtı. Bir gün adam copunu kaldırmış ‘Atatürk’ün annesinin adı ne’ diye sordu, bildiğim halde söyleyemedim, aklım copa takılmıştı. Gece baskın yapılıyor, dayakla marş okutuluyordu, korkudan 56 tane marş ezberledim. Birçok insan cezaevinde gözümüzün önünde öldürüldü, yüzbaşı doktora bağırarak, ‘Rapora ranzadan düşme yaz’ diyordu. Bir asteğmen doktoru gözlerimle gördüm, ‘İnsanlığımdan utanıyorum’ diye ağlıyordu.”
    “Kürtler” kitabının girişinde Diyarbakır Hapishanesi’nde yaşananları iş adamı Felat Cemiloğlu’nun ağzından aktaran Hasan Cemal başta olmak üzere birçok yazar, burada yaşananların PKK’nin büyüyüp gelişmesinde önemli bir etkisi olduğunu savunuyor. PKK’nin, Ahmet Türk gibi “devleti kutan parti”de milletvekilliği yapmış birine bile kendi kimliğini inkar ettirmek üzere onlarca ırkçı marş ezberlettiren faşist zihniyetin içeride ve dışarıda uyguladığı vahşetin; Kürt halkına karşı cumhuriyetin kuruluşundan sonra sürdürülen inkar ve imha politikasının bir sonucu olarak doğup büyüdüğü düşünüldüğünde, söylenenlerde doğruluk payı olduğu açıktır.
    Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker’in ‘Diyarbakır Cezaevi’nin kapatılacağını açıklamasının ardından yapılan tartışmaların arka planında böylesi bir tarihsel gerçeklik bulunuyor. Bakan Eker, hapishanenin yerine okul yapılacağını söylerken, insan hakları savunucuları ve o dönemin mağdurları, ‘insan hakları müzesi’ olmasını istiyor. AKP’nin “açılım” politikasının bir devamı olduğu söylenen hapishanenin kapatılıp okul yapılması kararı, ilk bakışta olumlu gözükse de; bu karar, dönemin gerçekleriyle hesaplaşmaktan çok üstünden geçme, unutturma hamlesi olarak durmaktadır. Bu bakımdan uygulanan vahşetle Kürt halkının bilincine kazınan bu hapishanenin müze haline getirilmesi, dönemin uygulamaları, darbeciler ve 12 Eylül anayasasıyla hesaplaşmanın bir adımı olarak değerlendirilip sahiplenilmelidir.
    Bitirmeden, sözü tekrar Ahmet Türk’e bırakalım. Kürt sorununun çözümü konusunda bugün karşı karşıya geldikleri CHP lideri Baykal’la, hapishaneden çıktıktan sonra buluşmalarında yaşadıklarını şöyle anlatıyor Ahmet Türk:
    “Cezaevinden yeni çıkmıştım. 1983 yılıydı. Deniz Baykal Diyarbakır’a gelmişti. O da siyasetten yasaklanmıştı. Mardin’e geldi. Yaz aylarıydı. Bizim Kasrı Kanco’nun üst katına çıktık. Döşekleri serdik. Üstümüzde yıldızlar... Çektiklerimizi konuştuk.
    Söz Diyarbakır Cezaevi’ne geldi. Ben anlattım, o dinledi. İkimiz de duygusallaştık, ağlama noktasına geldik yani. Her gün yalvarıyordum ‘Allah’ım al canımı, kurtulayım’ diye. Deniz Bey dinledi ve dedi ki: ‘Bir daha siyasete, Meclis’e girersek, bunların hesabını soracağım.”
    Ahmet Türk’ün bu anlattıkları için “Ben değişmedim, aynı yerdeyim” diyen Sayın Baykal’a soruyoruz: Diyarbakır Hapishanesi’nin müze yapılması ve yapılanların “hesabını sormak” üzere 12 Eylül anayasasının Kürt halkının eşitliğini tanıyacak demokratik bir anayasa ile değiştirilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?
    ÇETİN DİYAR
    www.evrensel.net