Yine emeklilerin sendikalaşması üzerine!

Yine emeklilerin sendikalaşması üzerine!

İşçi sınıfı, büyük bedeller ödeyerek, uzun mücadeleler sonucu sendikalı olma, sigortalı olma, 8 saatlik çalışma günü ve diğer sosyal haklarla birlikte emeklilik hakkını da elde etmiştir.


İşçi sınıfı, büyük bedeller ödeyerek, uzun mücadeleler sonucu sendikalı olma, sigortalı olma, 8 saatlik çalışma günü ve diğer sosyal haklarla birlikte emeklilik hakkını da elde etmiştir.
Zor kazanılan bu haklar (kamu emekçilerinin hâlâ toplusözleşme ve grev hakkı yok), hem iş yaşamında hem de emekli olduktan sonraki yaşamı kapsayacak şekilde insan onuruna yaraşır niteliktedir. Kişi, böylece kimseye muhtaç olmadan aylık ekonomik gelire sahip olacak, hem sağlığı korunacak, hasta olma durumunda ise devlet ve kurumları tarafından kaliteli, parasız ve kolay ulaşılabilir sağlık hizmeti alacaktır. Bu hizmet, emekçinin eşini, çocuklarını, ihtiyaç halinde annesini ve babasını da kapsamaktadır.
Bu hizmetlerin alınabilmesi için emekçiler iş hayatları boyunca (25 ile 42 yıl) devlete gerekli yasal vergilerini ödemiş, sağlık ve sosyal güvenlik için emeklilik yaşamı için ayrı ayrı olmak üzere, peşinen maaşlarından her ay ödeme yapmışlardır.
Devlet ve sosyal güvenlik kurumlarımız bu ödentilerden fabrikalar, hastaneler, oteller, dinlenme tesisleri kurmuş; arsalar ve araziler almıştır. Kamu emekçileri ayrıca, bazı KİT’lere hissedar edilmiştir.
Yıllar boyu bu kurumların kârlarından, kira gelirlerinden elde edilen büyük meblağlar nemalanmak üzere bankaya yatmış, gerektiğinde yeni yatırımlar yapılmış; bu olanakların işçi ve emekçilerin ihtiyaçları için kullanıldığını zannediyorduk. (Bu olanakların bir kısmı bizler için kullanılmıştır.) Bu olanakların bizler ve bizden sonraki nesiller için kullanılması gerekiyordu.
Ne oldu sonra?..
“Çoban Sülü” unvanıyla tanınan devrin başbakanı Süleyman Demirel’in “Verdimse ben verdim, kime ne?” anlamındaki tutumundan sonra sosyal güvenlik kurumlarımızın nasıl yönetildiği; yağmanın, talanın, peşkeşin boyutları halkımızın bilgisine sunulmuş oldu. Gerçekleri öğrendik içimiz acıyarak, onurumuz incinerek. Devrin başbakanı Demirel, sosyal güvenlik kurumlarımızın peşkeşini, yağmanın devamı için halkı aldatmak üzere sosyal güvenlik kurumlarının ülke ekonomisini yutan “kara delik” olarak nitelemiş ve propaganda etmişti. Aynı Demirel, işverenlerin SSK’ya olan borçlarını karşılayabilmek için 11 kez af çıkartarak, bizlerin paralarını işverenlere bağışlamıştı.
Bu yağma, talan, özelleştirme adına ‘80 sonrası daha da hızlanarak alenileşti. Fabrikalarımız satıldı, kapatıldı; hastanelerimize el konuldu, bize ait oteller, dinlenme tesisleri, arsalarımız yağmalatıldı. Nakit paralarımız TC Ziraat Bankası’nın özel hesaplarına yatırılıp enflasyonun yüzde 100’lerde olduğu dönemlerde faiz dışı bırakılarak, devletin borçlarını ödemek için kullanıldı ve yandaşlara faizsiz kullandırıldı.
Böylece zamanın emekçilerinin, şimdinin emeklilerinin geçmişi yok edildi, yok edilmeye de devam ediyor. Yeni çıkartılan yasalarla da çocuklarımızın geleceği karartılıp yok edilmek isteniyor.
Şimdi de elektrikten suya, doğal gaza yüzde 100’lere yakın zamlar yapılırken; emeklinin yaşamını daha da çekilmez hale getiren, zaten düşük olan maaşlara 1.83 ve 4.5 gibi hakaretvari zamlar yapılmaktadır. Emekliler bundan dolayı, hak ettikleri ölçülerde onurlu bir yaşama değil açlığa mahkum edilmişler, yaşam kaliteleri düşürülmüştür.
Çocuklarımız işten atılmakta, eğitim paralı hale getirilmekte, okulunu bitirenler ise iş bulamamakta. Zamanında sağlığımız için peşin ödediğimiz paralar yok edilirken, hastanelerde tedavi tetkik ve muayeneler için bizden para alınmaktadır. Ayrıca bizim hastanelerimizde yataklı tedavide otel ücreti hizmeti adı altında ücret alınmak istenmektedir.
KEY, TÜFE ve enflasyon farkı gibi devletten var olan alacaklarımız ödenmemekte, üstelik KDV ve ÖTV adı altında işsizlerden, emekçilerden ve emeklilerden vergi alınmaktadır.
Toplumsal yapımıza ve kültürümüze uygun olarak “Emekli oldum, unumu eledim eleğimi astım. Benden bir şey olmaz” diyebilen 8.5 milyon emekliyi, önce gasp edilen kendi hakları üzerinden bir araya getirmek, ortak sorunlarda ortak duygu ve düşünceyi yaratmak ve örgütlü mücadeleye seferber etmek, bu kadar saldırının, yağmanın-talanın, baskı ve sömürünün karşısında bu örgütlü gücü açığa çıkartmak, kaçınılmaz görevlerimizdendir. Bu devasa gücü tüm emekliler sendikasında örgütlemeye ve işçi sınıfının müttefiki haline getirmeye kim hayır diyebilir?..
Ayrıca ülkemizde barışın, kardeşliğin, demokrasinin, özgürlüğün, adaletin kurulabilmesi; bağımsız, demokratik bir Türkiye yaratılması ve emekliler olarak bu mücadelenin içinde olmak, siyasetin ta kendisi değil midir?
Tüm Emekliler Sendikası, bu ülkede örgütlendiğine göre diğer işçi ve kamu emekçilerinin sendikalarındaki arıza ve hastalıklar kaçınılmazdır. Ama bizim amacımız, kendi içinde demokratik merkeziyetçiliği işleten, sınıf ve kitle sendikası niteliğini kusursuz hayata geçirme uğraşı olmalıdır ve bu hepimizin görevidir de.
Emekli-Sen’in şimdiye kadar ağır aksak giden örgütlü mücadelesi içinde 2006 mali yılı sonu hükümetin hazırladığı yasa taslağı ile 1 evi olan emeklilerden alınmayan verginin alınmasıyla ilgili yasa tasarısı, kamu işçilerine ve memurlarına ödenmesine karar verilen enflasyon farkının emeklilere ödenmemesi kararı, sendikamızın sokağa çıkarak mahalle mahalle kurduğu emekli kürsüleriyle sesimizi örgütlü çıkardığımızda, geri çekilmiş; emekliye de enflasyon farkı ödenmiştir.
Tüm emeklileri ortak sorunlarda örgütleyebilirsek ve sınıf dayanışması ruhuyla mücadeleye katabilirsek, çözemeyeceğimiz sorun kalmaz diye düşünüyorum.
OSMAN NURİ ŞENOL - Emekli-Sen Kocaeli Şube Başkanı
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.