MERCEK

MERCEK

  • Ortadoğu-Kafkasya bölgesi ülkelerine gezilerinin aralıklarını ABD ve İsrail politikalarının seyrine ayarlayan Bakan A. Davutoğlu, “Bölgenin en güçlü ülkesi biziz. Düzen kurma misyonu bizimdir” şeklinde hayli iddialı bir açıklama yaptı. Bu iddia İran ya da hatta Mısırlı yöneticiler tarafından da ileri sürülebilirdi. Her birinin dayanak göstereceği olgular, güçler veya güç ittifaklarını sıralaması da çok zor olmazdı. İsrail ise ABD’nin kucağında bölgede yayılma politikası izleyen bir güçtür.


    Ortadoğu-Kafkasya bölgesi ülkelerine gezilerinin aralıklarını ABD ve İsrail politikalarının seyrine ayarlayan Bakan A. Davutoğlu, “Bölgenin en güçlü ülkesi biziz. Düzen kurma misyonu bizimdir” şeklinde hayli iddialı bir açıklama yaptı. Bu iddia İran ya da hatta Mısırlı yöneticiler tarafından da ileri sürülebilirdi. Her birinin dayanak göstereceği olgular, güçler veya güç ittifaklarını sıralaması da çok zor olmazdı. İsrail ise ABD’nin kucağında bölgede yayılma politikası izleyen bir güçtür.
    İnandırıcılık ama farklı bir durumdur ve böbürlenmeye, komşu ülkelere karşı efelenmeye, “büyük ağabey” havalarında dolanmaya benzemez. Politikayla az-çok ilgili ve uluslararası ilişkiler konusunda biraz bilgisi olan herkes, “düzen kurma” ile bölgesel ve uluslararası güç ilişkileri arasında dolaysız bağ olduğunu bilir.
    Türkiye evet Balkanlar, Ortadoğu, Orta Asya bölgesinin önemli güçlerinden biridir. Asya’da ve dünya politikalarında söz ve güç sahibi Rusya ayrı tutulursa, İran ile birlikte bölgenin güçlü iki ülkesinden biri olduğu da doğrudur. Güçlü ordusu, devlet geleneği, bölge ülkeleriyle kültürel-tarihsel ilişkileri vardır. Buna ekonomik alandaki girişimleri ve bu yönde attığı adımlar eklenebilir.
    Peki bölgeye “Türk düzeni” verme(!) iddiasının altı ne kadar dolu? Ya da varsayalım ki “bölgesel gücü” bunu yapmaya elveriyor, böyle iddialarda bulunması, bu yönde politikalar izlemesi hakkı var mıdır? Birinci olarak Davutoğlu tarafından seslendirilen politika bir süre öncesine kadar “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Büyük Türk dünyası” propagandasıyla dile getiriliyordu. Daha da önemlisi, eski Sovyetler Birliği’nin dağılması, Türk gericiliğini bu doğrultuda yayılmacı adımlar atabileceği zehabına da götürdü. Ancak kulaklar hem Batılı esas efendi tarafından çekildi hem de potansiyel güçlerini derleyip toparlayan Rus yöneticiler “Hey komşu kendine gel!” diyerek titreyip kendine gelmesine yardımcı oldular!
    60 yıla yakın süredir NATO üyesi ve Amerikan çıkarlarının taşeronluğunu yapan Türkiye büyük burjuvazisi, tüm bu süre boyunca kuşku yok “durumdan vazife çıkarma”yı elden bırakmayarak kendi adına da politikalar izlemeye çalıştı. Örneğin Musul-Kerkük hep ilgi alanında oldu. Büyük güçlerin ittifakları ve çelişkileri zemininde ve onların dolaysız karışmalarının sonucunda Kıbrıs’a bir tür “ yeni düzen verdi”ği de bir gerçek. Son yıllarda Kandil dağına ve öteki Kürt dağlarına hava çıkarması gerçekleştirmesini de buna ekleyebiliriz.
    Ancak tam da birilerinin çıkıp, “yetti artık!” diyebileceği sınıra da gelmiş olundu. Davutoğlu’nun üstadı sayılabilir politikacıların bir dönem “Donuna kadar onlar veriyor” dedikleri Amerikan emperyalizminin potasında, onun taşeronluğu yapılarak yerine getirilen görevlerin bir Türk misyonu olarak adlandırılması zor ve sakıncalıdır. İlkin doğru değildir, kahyalık ağasız yapılamaz. Taşeronluk ancak daha büyük gücün icazetiyle ve onun belirlediği sınırlar içinde yapılabilir. İkinci olarak bölgeye de dünyaya da düzen vermeye çalışanların birbirleriyle tepiştiği alana gözü kara dalarak “güç olma” iddiasını gündeme getirmek oldukça tehlikelidir. Siyasal tarih başka şeylerin yanı sıra gözü kara kahyanın kullanılıp kullanılıp atıldığına da tanıklık ediyor. Büyük efendi ABD, askerlere yaptığı gibi politikacılara da “haydi çuvallara gir bakalım” diye hiddetlenebilir. Kahya, ‘Racon’unun sınırını iyi çizmek zorundadır!
    Bu çarpıcı hakikatler bir yana, Davutoğlu tarafından dile getirilen anlayış, fetihçi, ilhakçı, tehdit edici büyük güç iddiası taşıyan bir anlayıştır. Geçmişinde İmparatorluk mirası olanlar, günümüzde de bazı emperyalist stratejistler ile “din uleması” maskeli misyonerleri tarafından yayılmacı politikalara daha kolay ikna edilebilirler. Ne var ki aradan yüz yılı aşkın zaman geçmiştir ve yeni Osmanlıcılığın iler tutar bir yanı yoktur. Türkiye ve halkının yararına olan, komşularıyla karşı karşıya gelmek, onları tehdit etmek, bölgede büyük güç politikası izlemek değil işbirlikçilikten, emperyalizmin burjuva kahyalığından vaz geçmektir.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.