HAYATIN İÇİNDEN

HAYATIN İÇİNDEN

  • Üniversiteler yeni öğretim yıllarına başlıyorlar. Bu yıl, ilginç ama beklenen bir durum oluştu. Milyonlarca genç üniversite okumak çabası içerisindeyken, yine binlerce kontenjan açık kaldı.


    Üniversiteler yeni öğretim yıllarına başlıyorlar. Bu yıl, ilginç ama beklenen bir durum oluştu. Milyonlarca genç üniversite okumak çabası içerisindeyken, yine binlerce kontenjan açık kaldı.
    Son yıllarda mantar gibi türeyen ve sistemin çözüm olarak gösterdiği özel üniversite balonu da iflas etmek üzere. Birçok özel üniversite, ilan ettikleri kontenjanlarının ancak yarısını doldurabilmiş durumda. Hele bir yükseköğretim adası olmayı hedefleyen Kıbrıs üniversitelerinde doluluk oranı yüzde 30’lar seviyesinde kalmış. Bu sonuç, tabii doğrudan öğrenciye ve eğitim kalitesine yansıyacak. Genellikle holdinglerin bir sanayi kuruluşu mantığı ile kurduğu özel üniversiteler, gelirleri azaldığından ve kârlarından asla vazgeçmeyeceklerinden masrafları azaltma yoluna gidecekler. Bu da daha az sayıda öğretim elemanı, daha az laboratuvar ve daha kötü öğretim demek. İlkokuldan başlayarak yükseköğrenim dahil tüm öğretimin ücretsiz olması gerektiğini, çünkü aslında gençlerin yetiştirilmesinin devletin asli görevi ve geleceğinin güvencesi olduğunu savunduğumuzdan, üniversitelerdeki her türlü harç miktarına karşı olduk. Ama şimdi bir ikinci eğitim faciası çıktı ki, durum içler acısı.
    Birinci öğretimde harçlar zaten yüksek. Zor bela geçinmeye çalışan bir ailenin bir çocuğunun üniversitede okuyabilmesi neredeyse mucize. İş sadece harçla bitiyor olsa, hadi idare edilecek ama bunun yemek parası, yurt parası, kitap parası yok mu?
    Aslında ikinci öğretim fikri olumlu. Yükseköğretim kapasitesinin daha verimli ve uzun süre kullanılması, daha çok öğrencinin öğretim fırsatına kavuşması doğru. Ama uygulamaya baktığımızda, ikinci öğretim daha çok az gelişmiş, öğretim üyesi sıkıntısı çeken Anadolu üniversitelerinde tercih ediliyor. Bugün büyük şehirlerin ünlü üniversitelerinde ikinci öğretim bulunmazken ve bir öğretim üyesinin ders yükü makul seviyelerdeyken, ikinci öğretimi sadece öğretim üyesinin gelir seviyesini yükseltmek ve bu üniversitelere öğretim üyelerinin gelmesini sağlamak olarak düşünen Anadolu üniversitelerinde hocalar sadece ders veren makinelere dönüştü. Bir öğretim üyesi haftada birinci öğretimde 30, ikinci öğretimde de 10 saat ders verebiliyor. Bu da günde toplam 8 saat ediyor ki, öğretim üyesinin normal olarak yapması gereken araştırma, sanayi iş birliği gibi işlere zamanı kalmıyor. Birçoğu da zaten bu durumdan şikayetçi değil. Ama işin yakıcı yanı, ikinci öğretimdeki masraflar doğrudan öğrenci harçlarından karşılanıyor. Ama hesabı nereden yaparsanız yapın, ikinci öğretimde toplanan para, öğretim üyelerine ödenecek paranın kat kat üzerinde. Yani esas olarak ikinci öğretim öğrencileri, üniversitelerin açıklarını kapatmak için neredeyse soyuluyorlar. Birinci öğretimde harç bir ise ikinci öğretimde beş. Yani beş katı... Neden? Yani üniversite ikinci öğretimde okuyan gence beş kat neyi fazla veriyor? Eğer devlet birinci öğretimde okuyan genci destekliyorsa, bu ikinci öğretimi kazanan çocuklar neden desteklenmesin? Aynı dersi, aynı deneyi akşam beşten önce değil de beşten sonra görüyorsa, neden 5 kat fazla harç ödesin?
    Yükseköğretimde var olan ciddi sorunların düzelebilmesi zor görünüyor. Buna rağmen öğretim üyeleri, açıkları kapatabilmek, zorlukları öğrencilerine yansıtmamak için ellerinden geleni yapıyorlar.
    ARİF NACAROĞLU
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.