YOLCULAR İÇİN EL AYNASI

YOLCULAR İÇİN EL AYNASI

  • Bir yolcu gördüm,O güne kadar gördüğüm yolcular içinde belki de törensel davranışlara en düşkün olan oydu.


    Bir yolcu gördüm,
    O güne kadar gördüğüm yolcular içinde belki de törensel davranışlara en düşkün olan oydu. Bu özelliği bir yana, o kadar yüksek sesle konuşuyor, başından geçenleri çığlık çığlığa anlatırken o kadar abartıyordu ki, onunla aynı konağa varmak kadar yolculuk hazırlıklarını izlemek de düğün evlerinin vuslatı ilanı gibi, tantanalı bir törene tanık olmaktan farksızdı.
    Bir süre birlikte yol aldık. Vardığımız konaklarda ilk işi geride bıraktığı her kim varsa hiçbirini ihmal etmeden teker teker aramak, yolların raporunu vermek, gördüğü, yaşadığı, hissettiği ne varsa, tek bir eksik bırakmadan hepsini anlatmaktı.
    En küçük bir ayrıntıyı bile unutmamak için sürekli not tutardı. Not tutmakla kalmaz, video, fotoğraf, teyp gibi her türlü kayıt aletini bir arada kullanırdı.
    “Her yolculuğun sonunda ilk işim yazdıklarımı, çektiklerimi, kaydettiklerimi çoğaltmaktır,” demişti merakla kendisini izlediğimi fark ettiği günlerin birinde.
    “Peki, ne yapıyorsun çoğalttıklarını?” diye sorunca aldığım cevap,
    “Dağıtıyorum,” olmuştu.
    “Sana ne kalıyor geriye,” diye sormama gerek yoktu. Belli ki asıl yolculukların, gidenlerin gergi dönerken beraberlerinde getirdikleri sessizlikte yapıldığını bilmiyordu. Yolları ancak kaydederek yaşıyor, bununla da kalmıyor, ulaşabildiği her göze, her kulağa kayıtlarını iletebilmek için uğraşıp duruyordu.
    Şimdiye kadar yazdığı seyahatnameler bir yana, ilgili ilgisiz her önüne gelen baksın diye şehrin orasına burasına astığı fotoğraflar, içinde birikmiş birazcık yol demi varsa onu da alıp götürüyordu. Kaydettiği sesleri radyolarda yayınlarken, ses dalgalarıyla uçup gidenlerin ruhuna düşmüş yol izleri olduğunu hiç fark etmiyordu.
    Çok geçmeden şunu anladım ki, kendine gelebilmesi ve yeniden yol hazırlıklarına girişebilmesi için her durakta patırtılı biçimde içini dökmeye mecburdu. Bu nedenle her karşılaşmamızda mümkün olduğu kadar uzağında kalmaya gayret ederdim ancak nafile. Beni kendisine çeken bakışlarıyla her karşılaşmamda, gözbebeklerinde hiç açılmamış o pencereyi her görüşümde kendimi alamaz, yanında kalırdım.
    Günlerden bir gün, şunu sormaktan alıkoyamadım kendimi. Bu soru için belki de son şansımdı, çünkü onunla bir daha karşılaşmayacaktım, sessizce çekilip gitmeye ve geçeceğim yolların tenha bir yerine usulca bir selam bırakmaya karar vermiştim.
    O sırada yeni bir yolculuğa hazırlanıyordu. Yine inceden inceye hesaplar yapmış, her şeyi ayarlamıştı. Şimdi sıra olabildiği kadar çok insanı yapacaklarından haberdar etmeye gelmişti. Harcayacağı çabayı düşündükçe ben helak oluyordum. İşte o gün dayanamayıp sordum:
    “Peki, yaptığın yolculuklardan geriye ne kalıyor? Çıkacağın yolların sana getireceği ne olabilir bu kadar planladıktan, planlarını herkese anlattıktan sonra?” diye sordum.
    “Ben yollarda olduğumu söylemezsem ne yollar beni bilir ne de yolcular. Arkamda kalanlar sesimi duymazsa ben nasıl yaşarım o yolları?” cevabını verdi.
    “Buna mı yolculuk diyorsun sen? Çoktan geçilmiş yolları, çözülmüş izleri yeniden sürmenin anlamı nedir ki?”
    “Hiçbir şey. Anlam yok, aramak nafile. Sadece benden önce geçilen yolları yaşatıyorum her seferinde. Benimle birlikte geriye gelen her sesle birlikte, eski yollara bir nefes üflenir. Asıl aradığım ise eski yolcuların tenhalara rasgele bıraktıkları selamlardır. Onları her bulduğumda alır, sessizliğimde saklarım.”
    ÖZCAN YURDALAN
    www.evrensel.net