Darbecilerin tümü yargılansın, barışın ve demokrasini yolu açılsın

Darbecilerin tümü yargılansın, barışın ve demokrasini yolu açılsın

Ülkemizde 12 Eylül denilince sevinç duyan yüreği kabaran kaç kişi vardır acaba, 12 Eylül darbesinden zarar görmeyen, bu darbe gününün başlangıç olduğu hazin, hüzünlü işkenceli öyküleri duymayan var mıdır.


Ülkemizde 12 Eylül denilince sevinç duyan yüreği kabaran kaç kişi vardır acaba, 12 Eylül darbesinden zarar görmeyen, bu darbe gününün başlangıç olduğu hazin, hüzünlü işkenceli öyküleri duymayan var mıdır. Aslında 12 Eylül 1980 darbesi sonrası yapılan şu açıklamalar darbenin neden yapıldığını da açıklamaktadır. Bizzat darbeye yön verenler, süreçten karlı çıkanların açıklamalarıdır bunlar. Darbeden hemen sonra Amerika’dan yapılan “Bizim çocuklar başardılar” , Türkiye İşveren Sendikası yöneticilerinden, gırtlak kanserinden dolayı hırıltı halinde konuşan zat, “bu güne kadar işçiler güldü şimdi sıra biz işverenlerde”, darbenin planlatıcısı darbeci başı Evren Paşa da tarihe geçen o melun sözü ile yani “asmayalım da besleyelim mi” diyerek darbenin nedenini açıklıyorlar.
Bu açıklamaları tarihte doğruluyor. Nasıl mı: 12 Eylül 1980 darbesi tümüyle emperyalist tekellerin çıkarına yapılmıştır. Çünkü bu tarihe kadar yağma ve talan böylesine korkusuz ve zıvanadan çıkmış olarak uygulanamadı uygulanamazdı. Bunun için demokrasi ve bağımsızlıktan yana halk güçlerinin dağıtılması örgütlerinin yok edilmesi gerekirdi. Bu nedenle toplumun en temiz ve en cesur kesimini oluşturan geçlik örgütleri, onurun ve namuslu yaşamın temsilcileri ve hayatın ve yeni bir dünya özleminin yaratıcıları olan işçi sınıfının, sendikaları kapatıldı dürüst sınıftan yana sendikacılar zindanlara tıkıldı. Gençliğin dernekleri kapatıldı, çok sayıda genç idam edildi hatta yaşları büyütülerek çocuk yaşta. Siyasi partiler kapatıldı aydınlar yazarlar çizerler zindanlara kondu, işkence tezgahlarından geçti. İnsanlık dışı muamele ayyuka çıktı.
İşte bundandır ki emeğimiz, alın terimiz değersizleşirken: sermaye, faiz, nema, kâr, değerli kılındı. Ücretler düştü daha fazla işi daha az işçiye daha az ücrete yaptıran patronlar, sırası ile sendikalar yasası, siyasi partiler yasası ve Anayasa başta olmak üzere tüm yasalar değiştirildi. Yağma ve talan için koşullar sağlandı.
Toplum, kolu bacağı kırık ya da beyin hasarlı felç hastasına benzetildi. Bu konum işbirlikçilerin tam da istediği bir konumdu. Yani köre bir göz yeterken tanrı ona iki hain göz vermişti. Hep başbakan Süleyman, işveren sendikası eski sekreteri Özal’a devretmişti işleri. Aslında 12 Eylül 1980 çürümenin başlangıcı, miladıdır. Hayatımızda telafisi mümkün olmayan zararlara neden olmuştur. Darbeden sonra, elinde Kuranı Kerimle alan alan dolaşıp hatim indiren darbeci başının başlattığı ilahi yol, bu günde devam etmektedir. İstanbul’da ki sel felaketinden sonra Belediye Başkanı da Evren Paşa gibi takdiri ilahi demiştir. Sanki İstanbul’un şehir imar planının hazırlanması ve uygulaması için yaradanı göreve çağırmaktadır. Yine hastaneler, postaneler, okullar özelleştirilirken, gençliğin ufku karartılırken asmayalım da besleyelim mi mantığı yürümektedir. Kaldı ki; devlet olmanın gereği her vatandaşın insani koşullarda beslenmesi, devletin vazgeçilemez devredilemez bir görevi, varlık nedeni iken: bu gün işsizlik, gelecek güvensizliği 30 yıldır süren savaşta tam da Evren Paşanın dediğini yapmaktadırlar. Evren Paşa düsturu ile hareket etmekte. Barış ve kardeşlik yerine savaş ve inkar körüklenmekte, yaşarken kardeşlik yerine mezardaki kardeşlik (her 30 Ağustosta yada Çanakkale zaferinin yıldönümünde bu açıklama en yetkili ağızlarca yapılmaktadır)yeğlenmektedir. Ağlatarak yaşatmak marifet değildir. Önemli olan gülerek yaşatmaktır. Biz toplum olarak ağıt yakmaktan bıktık. Onlar ağıt yaktıracak koşulları diretmekten bıkmadılar. Toplum koyu yeşil elbiseli asker görünümlü birilerini görünce ellerini havaya kaldırır teslim olur hale gelmişti. Bu durumu en iyi Taksim Meydanı’nda arama yapan Hitler dönemi SS kıyafeti giymiş gamalı haçlı asker görünümlü tiyatrocular sergiledi, hiç kimse karşı çıkmamış ellerini kaldırarak arama yaptırmışlardı. Devamı olarak da hâlâ gecenin bir saatinde kim olduğu bilinmeyen kişiler evlerden insanları alıp götürüp kayıp etmediler mi?
Ülkenin her kaynağının, yabancı sermayeye peşkeş çekilmesinin koşulları bu dönemde yaratılmadı mı. İşçiler sendikadan korkutulup uzaklaştırılmadı mı. Toplumcu düşünce suç, işbirlikçi alıp satıcılık çalıp çırpıcılık bu dönemde kutsanıp topluma diretilmedi mi. İşte altın için topraklarımızın siyanürlenmesi, Çernobil kazasından sonra nükleer atıklarla kirlenmiş çay bu topluma içirilmedi mi, bunu yaparken ilahi güç kullanılmadı mı. Kıyılarımıza talanın önü bu dönemde açılmadı mı. Suçsuzları suçlu ilan edip mahkum eden, suçluları aklayan yargı bu dönemin ürünü değil mi. En önemlisi seçilmişleri yöneten asker alışkanlığı neyin nesidir. Bu günde sürmektedir.
30 yıldır süregelen bu durum değişmelidir. Darbecilik Erbakan karşıtlığı ile sınırlandırılmamalı, yargılama kuyruk boyu hesabıyla yapılmamalı, darbecilerin tümü yargılanmalı, Çorum olaylarının, Maraş olaylarının, 1977 1 Mayısı’nda halka saldıranlar saldırı emrini verelerin tümü yargılanmalı. Darbeden sonraki süreçte işkence yapanlar, işkence emrini verenler, halkın zararına ikili antlaşmalarla ülkenin talan edilmesini sağlayanlar, faili meçhul cinayetleri işleyenlerin tümü yargılanmalı. Darbecilerin tümü halka hesap vermeli.
Susup onaylamayalım, direte direte alalım. Başka yol yok. Yaşadık ve gördük. Biz sustukça işsizlik arttı, biz sustukça yoksullaştık, sustukça çok çalışıp az kazanır olduk. Kısaca sustukça kaybettik.
* Halka karşı işlenen suçların faillerinin bulunması, yargılanması için,
* Bağımsız yargı, demokratik Türkiye için,
* Halkların eşit, özgür, gönüllü kardeşliği için,
* Kıyılarımızın yağmalanmasının, ülkemizin talanın durdurulması için,
* Krizin bedelinin krizi çıkaranlara ödetilmesi için,
* İşsizliğe, zamlara hayır demek için,
* ABD ve AB emperyalizmine hayır demek için,
* İş istemek, özgürlük, ekmek istemek için,
* Parasız, demokratik, bilimsel eğitim hakkımız için,
* Parasız sağlık, temiz yaşanılası çevre için,
* Darbeciler yargılansın, demokrasi hemen şimdi demek için,
* Darbeciler yargılansın, barış hemen şimdi demek için,
* Devletin görevi asmak değil, her vatandaşına insanca besleneceği koşulları yaratmaktır, demek için haydi 12 Eylül Cumartesi günü yaşadığımız tüm illerde alanlara. Haydi Antalya’da 12 Eylül Cumartesi günü saat 15.00 TRT kavşağı Köyhizmetleri önünde buluşmaya. Haydi mitinge.
Şimdi birleşe birleşe kazanma zamanıdır.12 Eylül, demokrasiyi talep etmenin tam da zamanıdır.
SADIK TÜRK - Darbeciler Yargılansın Mitingi Tertip Kom. Üyesi
www.evrensel.net