SADEDE GELELİM

SADEDE GELELİM

  • Bu yazı felsefî bir soru üzerinedir. Konu ‘Bütün insanların doğuştan genel bir mizacı var mıdır?’ sorusudur. Bazı okurlarım, bunca sorun dururken şu sıra böyle soyut bir soruyla uğraşmanın gereği var mı diye aklından geçirebilir. Adaletsiz bir düzende yaşıyoruz. Sanırım bu gazete okurlarının birçoğu, düzeni değiştirmek gerektiğine kanidir.


    Bu yazı felsefî bir soru üzerinedir. Konu ‘Bütün insanların doğuştan genel bir mizacı var mıdır?’ sorusudur. Bazı okurlarım, bunca sorun dururken şu sıra böyle soyut bir soruyla uğraşmanın gereği var mı diye aklından geçirebilir. Adaletsiz bir düzende yaşıyoruz. Sanırım bu gazete okurlarının birçoğu, düzeni değiştirmek gerektiğine kanidir. Düzen değiştirmek, yerine daha adil bir düzen tasarlamayı gerektirir. Almaşık düzen tasarımı yukarıdaki soruya verilecek soruya bağlıdır. Bu yazıya ilham veren, siyasal İslamcı genç bir arkadaşla yaptığım sohbettir.
    Soruyu biraz daha açalım. Bütün çağlarda, bütün ülkelerde, insanın başka insanlara karşı belirli bir şekilde davranmaya sevk eden bir biyolojik yapısı, psikolojisi var mıdır, yok mudur? Burjuva sosyal bilimcileri soruya bir cevap vermektedir. Cevap, insanların yaratılıştan bencil olduğu, haris olduğu, menfaatperest ve maddiyatçı olduğudur. İktisada giriş ders kitaplarında her insanın ihtiyaçlarının sonsuz olduğu iddia edilir. Bu sebeple insanların eğilimi eline geçeni paylaşmak değil, kendine saklamaktır. Onun için kapitalizm (‘piyasa ekonomisi’) insanların bu bencil tabiatına uygun, tabiî bir düzendir. Çünkü bu düzende insanların bencil davranışlarından toplumsal yarar hâsıl olmaktadır. Kapitalizmde her yurttaşın gelirini artırma mücadelesinden, rekabetinden toplumsal refah doğmaktadır.
    Burjuva anlayışına göre iyi kazanan yurttaşları, vergi, sosyal sigorta gibi araçlarla kazançlarını yoksullarla paylaşmaya zorlamak hatadır. Bölüşümü düzeltme çabaları çok kazananları çalışmaktan, risk üstlenmekten, şirket kurmaktan caydırır. Yoksulları da çok çalışmaktan caydırır. O hâlde, sosyalizm bir yana, kapitalist ekonomide sosyal refah devletinin dahi başarı şansı yoktur, gerçekçi değildir.
    Burjuva ideolojisine zıt olan görüşte, insanların yekdiğerlerine karşı davranışlarında doğuştan şöyle veya böyle bir eğilim yoktur. İnsan yetiştiği, terbiye gördüğü toplumda davranış kuralları öğrenir. Bencillik, menfaatperestlik, pintilik, ya da cömertlik, özgecilik, fedakârlık insan psikolojisinin özellikleri değildir. Bu davranışlar insanın ailede, okulda, muhitte, iş yerinde edindiği değerlerin, alışkanlıkların ve son tahlilde özgür seçiminin sonucudur.
    Sosyal antropoloji bilimi Okyanusya ada toplumları, Amerika yerlileri, Afrika toplumları üzerine incelemelerinde insanoğlunun çok çeşitli hane örgütlenmelerinde yani aile toplulukları içinde yaşadığını, çeşitli üretim iş bölümleri ve değişik değişik bölüşme yöntemleri uyguladığını keşfetmiştir. Bunlar arasında servet biriktirmeyen, sınıfsız, devletsiz, tahakkümsüz toplumlar keşfedildi, incelendi. Bu toplumlar genellikle tabiî çevrelerinde ekolojik dengeleri tahrip etmeden, doğa ile ahenk içinde yaşamaktadır. Brezilya ormanlarında, Hindistan ormanlarında hâlâ böyle yaşayan topluluklar var. Şirketler tarım, madencilik, ormancılık yapmak için bu toplulukların yaşadıkları topraklara el koymakta, ormanlarını, tarlalarını, su kaynaklarını tahrip etmektedir. Brezilyadaki orman ahalisi kendilerini şirketlere karşı savunamamaktadır. Buna mukabil Hindistan’da ücra orman içlerinde yaşayan, Hint toplumunun tamamen dışında kendine yeten bir hayat süren köylüler hayat tarzlarını savunmaya çalışmaktadır. Bu köylüler komünistlerin (Naksalcıların) önderliğinde topraklarına göz diken şirketlere ve kolluk kuvvetlerine şiddetle direnmekte, şirketlerin yatırım yapmasını fiilen engellemektedir. Kurulacak fabrikalarda işçi olup hiyerarşik düzende yaşamaktansa kendi paylaşımcı kültürlerinde yaşamayı tercih etmektedirler. (doğudan dergisinin ‘direniş’ dosyalı ikinci sayısında bu direniş üzerine bir makale vardır.) Bu tepkiler burjuva düzeninin mantığına ters düştüğü için, hatta burjuva düzenine zararlı olduğu için burjuva bilim insanları bunlara ‘ilkel’ demektedir.
    Toparlayacak olursak, bireylerin servet biriktirmeye çalışmadığı, tabiatı tüketmeksizin üretim yapıp ürettiğini paylaşmakla yetinen toplum örnekleri çoktur; kapitalizmin çok nüfuz edemediği kırsal yerlerde bugün bile vardır.
    Askerlikte insanlar birtakım kavramlar için hayatlarını feda etmeye istekli olmaya teşvik edilmektedir. Ama iş kamusal paylaşmacı bir ekonomi kurmaya gelince insanlar bencil ve menfaatperest olarak tasvir edilmekte, hatta böyle davranmaya teşvik edilmektedir (Turgut Özal’ın “Benim memurum işini bilir” telkinini hatırlayalım). Servet biriktirmeyi meşrulaştırmak için burjuva sınıfı kendi karakterini bütün insanlığa teşmil etmektedir. İnsanın doğuştan bencil olduğu fikrinin sürekli telkin edilmesi boşuna değildir.
    Kapitalizmi tasfiye ederek bundan çok daha adil ve insanî bir nizam kurulabilir. Mevcut düzene karşı alternatif adil toplumsal düzene kafa yoran herkesin, burjuva düzeninin maksatlı telkinlerini teşhis edebilmesi ve insanın nesnel gerçeğinden hareket etmesi gerekir. Servet biriktirmeyi insanın doğasıyla ilişkilendirince, hak adalet mücadelesi kime karşı yapılabilir, neyi hedefler?
    CEM SOMEL
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.