KİRVEME MEKTUPLAR

KİRVEME MEKTUPLAR

  • Kirvem,Zaman kavramıyla ilgili yukardaki başlık yerine, hemen hemen aynı anlamı içeren bir başka deyimden yola çıkıp, dolayısıyla ahlaki açıdan genelde kulak tırmalayan “piç” sözcüğünü, edeplice, efendice bir üslupla dışlayıp, mesela “zamanı mirasyedice harcamak” tabirinden feyiz alıp, böylece meramımı “adam” gibi anlatmaktansa, tam aksine bir yaklaşımla işi küfür kafire dökmek belki de biraz ayıp mı kaçtı ne!


    Kirvem,
    Zaman kavramıyla ilgili yukardaki başlık yerine, hemen hemen aynı anlamı içeren bir başka deyimden yola çıkıp, dolayısıyla ahlaki açıdan genelde kulak tırmalayan “piç” sözcüğünü, edeplice, efendice bir üslupla dışlayıp, mesela “zamanı mirasyedice harcamak” tabirinden feyiz alıp, böylece meramımı “adam” gibi anlatmaktansa, tam aksine bir yaklaşımla işi küfür kafire dökmek belki de biraz ayıp mı kaçtı ne!
    Aslında gazetenin köşesindeki sırıtkan “kelle”sine bakıldığında yaşını başını almış, saçı sakalı ağarmış benim gibi birilerinin gerek sözleriyle gerekse davranışlarıyla genç nesillere her bakımdan iyi bir “örnek”, güvenilir bir “kılavuz” olması gerekirken, illa da “piç” lafından medetle ağzını bozup, üstelik bunu da sanki bir marifetmiş gibi dillendirmeye kalkışması acaba sağlıksız bir ruh halinin belirtisi mi, yoksam ki son zamanlarda neredeyse çağımızın başta gelen lanet hastalıklarından birisi olan “erken bunama”nın habercisi, hatta bizatihi bunun bir nevi kanıtı mıdır, doğrusunu söylemek gerekirse gerçekten de bilemoorum!
    Öyle ya da böyle! Mademki yola bu “kaka”, bu itici, aşağılayıcı sözcükle ya da bizim neslin ifadesiyle “ahlaka mugayir” başlıkla çıktık, o zaman bu saatten sonra ustaca bir tornistanla lafımızı allayıp, pullayıp, pudralayıp, son ütüyle düzeltip görücüye çıkarmanın bir alemi yok!
    Yani?..
    Yanisi şu ki, yukardaki başlığın hakkını vererek, bir kez daha “aççık-seççik” söylemek gerekirse, bu ülkede eskiden beri sanki genlerimize işlemiş, yıllar yılı “aynı kafa aynı zihniyet” doğrultusunda “dön baba dönelim, hacılara gidelim” düsturuyla veya tıpkı mehter marşı eşliğindeki yürüyüşü andırırcasına iki adım ileri, yarım adım sağa, bir adım geri minvalinde çağanoz misali yalpalarken, aslında gerek bu düşünce, gerekse kendimize özgü bu yürüyüş tarzıyla zamanı sadece “piç” değil, aynı zamanda da hoyratça “linç” ettik!
    Üstelik sabah akşam hesapça “muasır medeniyet”i yakalamak için uğraşıp, hatta bu bapta ilkokul bebelerinden itibaren tüm okullarda “on yılda on beş milyon genç” yarattığımız gibi, ayrıca tüm yurdu “demir ağlarla ördüğümüzü” dünya aleme haykırırken, aslında bilumum köprülerin altından akıp giden suların ardından gele gele gelip nihayet tosladığımız acı gerçek şu ki, bir zamanlar yarattığımız gençlerin ülkesinde, şu anda onların çocukları birbirleriyle kanlı bıçaklı!
    Neden?..
    Ehh, bunun nedenini, niçinini benim gibi bir andavallının vereceği ahmakça bir fetvadan ziyade, doğrudan doğruya tarih sayfalarına düşülen kayıtlardan okumak galiba işin en doğrusu değil mi ağparik?
    Nitekim, İsmet İnönü: 22 Nisan 1925 günü Türk Ocakları’nda yaptığı konuşmada özetle şunu buyuruyor: “Biz açıkça milliyetçiyiz. Milliyetçilik bizi birleştiren tek nedendir. Türk çoğunluğunun yanında diğer unsurların hiçbir etkisi yoktur. Her ne pahasına olursa olsun, ülkemizde yaşayanları Türkleştirecek, Türklere ve Türkçülüğe karşı çıkanları yok edeceğiz. Vatana hizmet etmek isteyenlerin her şeyden önce Türk ve Türkçü olmalarını istiyoruz.”
    Ve yine nitekim, 19 Eylül 1930 tarihli Milliyet Gazetesi’nde, Zamanın Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un fetvası da aynen şöyle: “Saf Türk olmayan hiç kimsenin bu ülkede hiçbir hakkı yoktur, onlar sadece ve sadece hizmet ve köle olma hakkına sahiptirler. Bu gerçeği dost, düşman, herkes dağlar bile bilmek zorundadır”
    Ve de benim oğlum bina okur döner döner yine okur babında, daha geçenlerde yine bu ülkenin bir bakanı olan Vecdi Gönül: “Ege’de Rumlar, Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeni’ler devam etseydi aynı millet olabilir miydik?” derken, beri taraftan özellikle şu son günlerde bir yandan amanın ha dostlar “birlik-bütünlük” elden gidiyor endişesiyle “açılım” turları tertip edilip sözde “derman” aranırken, öte yandan da kimi “vatansever”lerce sürme, rastık çekilip sil baştan piyasaya sürülmeye çalışılan “tek”çi zihniyete bakılırsa, acaba gerçekten de zamanı adıyla soyadıyla “piç”mi edooruz, yoksam ki bana mı öyle geloor, yine bilemoorum Kirvem!..
    MIGIRDİÇ MARGOSYAN
    www.evrensel.net