EKONOMİ VE POLİTİKA

EKONOMİ VE POLİTİKA

  • “Felaket” insan işi olmayan, doğa olaylarının yol açtığı, önlenemez yıkımlar ve kayıplar için kullanılan bir ifadedir. Örneğin, şiddetli bir deprem en sağlam binayı bile yıkabilir ve insanları öldürebilir.


    “Felaket” insan işi olmayan, doğa olaylarının yol açtığı, önlenemez yıkımlar ve kayıplar için kullanılan bir ifadedir. Örneğin, şiddetli bir deprem en sağlam binayı bile yıkabilir ve insanları öldürebilir. Ya da yıldırım bazı ürünleri yakabilir veya insanları öldürebilir. Depremin ya da yıldırımın oluşumunda hiçbir insani hata söz konusu olmadığı gibi, böylesi doğa olaylarının yol açtığı tahribatın önlenmesi de olanaksızdır. İşte bu tür doğa olaylarına, yani oluşumunda insani bir hatanın bulunmadığı ve yol açtığı zararların önlenmesinin de olanaksız olduğu olayların neden olduğu yıkımlara “felaket” adı verilir.
    Geçen hafta bir sel olayı yaşadık. Bunun adına da derhal “felaket” nitelemesi yapıştırıldı. Yağan yağmurun sele dönüşmesi ve 2010 yılı “Kültür Şehri” ünvanını kazanacak olan İstanbul’da onlarca insanı kurban olarak alması, bir felaket mi, yoksa inanılmaz bir cehalet eseri mi! Felaket nitelemesi yapılan sel olayına bakarsak, medyada yansıyan bilgilere göre, bir belde belediyesi AKP’den CHP’ye geçince önceden başlamış olan işler durmuş; taşan dere yatağı ıslah edilip genişletileceğine, çevresinde imar izinleri verilmiş; ambar kapısı dışarıdan açılabilen yük kamyonetiyle işçi taşınıyormuş, vs. Hepsinden de öte, şehrin göz önündeki meydanlarına laleler, çiçekler dikilirken, gözden ve tabii gönülden de ırak çevre beldelerde düzenli alt-yapı ve kanalizasyon dahi yapılmamış. Bir günlük yağmur AKP’li belediye başkanının çalıştığı(!) adresleri gözler önüne sermeye yetti! Yetti de, maalesef, bir torba makarnaya yine aynı partiye oy verenler oldukça, daha çok sel çamuru altında kalınır!
    Sel tahribatının oluşturduğu açık pazardan, cennet misali, “Ne alırsan bedava” tezgahtan mal toplayanlara “ahlaksız”, “namussuz” vs. gibi sıfatlar verildi. Evet, ortaya saçılan, ve bir anlamda sahipsiz mallardan parsa toplamaya kalkmanın insanlıkla açıklanır fazla bir yanı olamaz! Bu konuyu burada, salt son görüntüsüyle tartışmanın hiç bir anlamı ve etik değeri yoktur. Ama şunu kabul etmeliyiz ki, kriz esnasında eleman çıkartarak kâr erimesinin önüne geçmeye çalışan patron da, siyasi kadrolar üzerindeki gücünü kullanarak toplum üzerinde ekonomik hegemonya kuran holding sahipleri de, siyasi gücü kullanarak rant sağlamaya çalışanlar da “Ne alırsan bedava” pazarından mal kaldıranlardan çok da farklı değil! Üstelik de, “Ne alırsan bedava” tezgahının kurulmasında, buradan mal kaldıran açık yağmacıların bir dahli ya da bir öngörüsü olmadığı halde, örtülü yağmacılar duruma tamamiyle hakim, hatta durumu kontrol etme gücüne sahipler. Kısacası, biri zavallılığın ve çaresizliğin oluşturduğu suç, ikincisi ise, kasıtlı ve iradi olarak oluşturulan organize suçtur. İkisi de hırsızlıktır. Ama biri, içinde bulunulan yaşam zorluğunun tetiklediği suç; diğeri ise yaşam rahatlığının kışkırttığı hırsın oluşturduğu suçtur. Bir sosyal mahkeme olsa idi, bence, böyle bir mahkemede bu iki durum birbirinden farklı olarak ele alınır ve ona göre yargılanırdı. Yargılama sonucunda da, günümüz toplum kanaatinin tam tersi bir sonuç çıkıyor olurdu.
    Bu mahkemeye bir de şöyle bir kanıt sunalım. “Ne alırsan bedava” tezgahına saldıranları bu hale, bu yoksulluk ve eşitsiz duruma kim getirdi? Bu insanların yoksulluğu, acaba, çok karmaşık sosyoekonomik ilişkiler ağında varsılların yığdıkları servetlerin bedeli mi! Eğer varsıl yoksulu yoksullaştırarak varsıl oluyorsa, yoksul da yoksullaşarak varsılı varsıl ediyor demektir. O zaman, varsıl ile yoksul arasında hesaplaşılması gereken bir alan var demektir. Bu alanda, varsıl örtülü hırsızlık yaparak, yoksulu yoksullaştırmış ise, izin verin de, yoksul da açıkça hırsızlık yaparak bölüşüm alanındaki adaletsiz hesaplaşmayı biraz düzeltmiş olsun. Belki de adalet bunu gerektiriyordur!
    Tüm sistemi sorgulamadan son karedeki görüntü ile insanları suçlayarak kirli vicdanlarımızı aklamaya çalışmamızın, belediyenin, göz önündeki alanlara çiçekler ekip, çevre bölgeleri ihmal ederek oy avantası sağlamaya çalışmasından ne farkı var ki! Kim, hangi hakla kimi eleştiriyor!
    İZZETTİN ÖNDER
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.