Egemenlerin medyası

Egemenlerin medyası

Ülkemiz, televizyon kanalı sayısı en çok olan ülkelerden biri. Ulusal ve yerel kaç televizyon kanalının yayın yaptığını sanırım Radyo Televizyon Üst Kurulu bile tam olarak bilmiyordur.


Ülkemiz, televizyon kanalı sayısı en çok olan ülkelerden biri. Ulusal ve yerel kaç televizyon kanalının yayın yaptığını sanırım Radyo Televizyon Üst Kurulu bile tam olarak bilmiyordur. Abidin Dino’yu futbolcu sanıp, yanıldıkları söylenince “Ben Sabri Dino’yu sordunuz sanmıştım” diye kıvıranlar, bu kanallar sayesinde sanatçı kızımızın kaçıncı sevgilisini terk ettiğini, hangi futbolcunun kiminle yakalandığını, bilmem kimin son şarkısını filan ezbere biliyor.
Medyanın toplum üzerindeki hegemonyasını, kitleleri nasıl değiştirdiğini dönüştürdüğünü, galeyana getirdiğini, egemenlerin kendilerine göre haber yaptıklarını, kendilerine göre kimilerini kahraman, kimilerini ise düşman ilan edip sahneye sürdüklerini bilinçli vatandaşlar mutlaka görüyorlardır. Toplumun gözleri önünde oynanan bu sahneleri ve senaryoları hepimiz ne yazık ki sürekli izliyoruz.
Mesela şimdi desek ki Çorum’da beş bin işçi sokaklara dökülmüş, sendikalaştıkları için işten atılmış, direniş yapıyorlar, ekmeklerinin kavgalarını veriyorlar, bu gibi hadiselerin pek de bir önemi yoktur egemenleşen ve palazlaşan medya için. Ya hiçbir haber değeri görülmez, ya da çok sıkışıp yazmazsak ayıp olur sınırına gelince kenardan köşeden bir kelimeyle değinilir. Eğer iş kendileri açısından tehlikeli bir hale gelmeye başlarsa işte o zaman medya meseleyi görmeye başlar, kötülemek, direnişi bozmak, yıpratmak, bitirmek için elinden geleni ardına koymaz adeta. Ama bunun yanında yukarıda da değindiğim gibi konu manken ya da şarkıcının aşk macerası olduğu zaman akan sular durur. Sayfalarda, ekranlarda kocaman yer bulur. Bir medya maymunu, orta malı, kıvırtık abi ya da ablanın ne haltlar karıştırdığı gece hangi bara gittiği, hangi elbiseyi giydiği, kimlerle düşüp kalktığı toplumsal sorundur da, binlerce işçinin eylemi toplumsal değil midir? Ama bu tip soruları sevmez medya. Genel olarak düşünen, neden ve niçinler üzerinde kafa yoran toplumları da sevmez o medya.
Çünkü düşünmeyen, sormayan, soruşturmayan, sadece önüne konulanlarla yetinen bir toplumsal yapıda yalanlar daha etkili olur. Söylenenlerin, yazılıp çizilenlerin, masa başlarında kurgulananların yutturulması sıradan bir şey haline gelir.
Ekranlarda sürekli dayatılan bir başka konu da reklamlardır. Önemli olan çikolatalı, sucuklu, pastırmalı vb. reklamlar yapmak değil; asıl önemli olan bu reklamı yapılan ürünlerin ülkemizdeki çocuklara dağılımıdır. Önemli olan yüzde kaçının bunları alabildiğidir. Ancak o zaman sadece boş gözlerle hülyalara dalmaktan çıkabiliriz ve çocuklarımıza güzel bir geleceğin ve yiyeceğin önünü açabiliriz.
Sonuç olarak sansasyon, gerçeğin yerini almış durumda. Akıl mantık tanımıyor günümüz medyası için. “Önce ekmekler bozuldu” diyordu Oktay Akbal. Ama ekmekten önce medya bozuldu, demek daha doğru sanki. Medya bozuldu ve insanları bozdu.
Ümit Çevik (Fransa)
www.evrensel.net