16 Eylül 2009 00:00

BAŞYAZI


Hükümet, “Kürt açılımı” konusunda son derece provokatif bir çizgi izliyor.
Bir yandan başbakan ve öteki yetkililer, “Var gücümüzle sorunu çözmek için uğraşıyoruz!” içerikli nutuklar atarken, öte yandan da dağlardaki operasyonları hızlandırmaktan DTP’nin seçilmiş belediyecilerini tutuklamaya kadar varan bir yol izleniyor.
Böylece hükümet, bir yandan Kürt sorununu çözmek için herkesle konuşup uzlaşmak isteyen bir hükümet görüntüsü sergilerken, öte yandan DTP ve öteki demokratik güçlerin uzlaşmacı bir çizgide kalmaması ve daha sert bir çizgiye yönelmeleri için de her yola başvuruyor.
Başbakan’ın en son geldiği aşama; “Kürt sorununun çözümüne çok yakınız” biçimindedir. Bu sözü başbakan, “Son terörist ortadan kalkana dek mücadelenin süreceğini” belirten askeri yetkililere destek veren açıklamalarının eşliğinde söylüyordu.
Ve yine Başbakan’ın, bu, “Çözüme çok yakınız” dediği saatlerde Diyarbakır’da 10 DTP’li belediyeci tutuklanıyor, DTP’li milletvekilleri ve yerel yöneticiler, öfkesi taşma noktasına gelen Diyarbakır halkını yatıştırmak için uğraşıyordu.
Ve sadece o günün gelişmelerini bile izleyenler için başbakanın “Çözüme çok yakınız” sözünün anlamı yoktur. Çünkü, bugün hükümet çözüme, bir-iki ay öncesine göre daha uzaktır!
Böylece bir kez daha anlıyoruz ki; Erdoğan ve arkasındaki güçlerin “Kürt açılımı”, “Kürt sorununun çözümü” dediği, Kürtlerin ve Türkiye’nin demokrasi güçlerinin istediği, iki halkın hak eşitliği temelinde gönüllü birliği ve kardeşleşmesi değildir. Tersine Erdoğan ve arkasındakiler, Kürt sorununun çözümünden; Öcalan’ı etkisizleştirmeyi, PKK’yi tasfiyeyi ve DTP’yi bölüp parçalayarak güçsüzleştirmeyi kastetmektedir. Yani hükümet “Kürt sorununun çözümü”nden, kendilerine karşı Kürtleri temsil eden “bir taraf”, “bir güç” olmamasını istemekte, kendi “kırmızı çizgileri” içinde Kürtleri kontrol altına almayı anlamaktadır. Başka bir söyleyişle, 25 yıldır silahla yapılamayanı, bugün politik manevralarla yapmayı amaçlamaktadırlar.
Zaten bir zamandan beri ”Kürt açılımı”na karşı çıkan basın ile AKP yandaşı liberaller de hükümetin bu tutumunu desteklemeye başlamışlardır. Bunların bir bölümü, tutumlarına gerekçe olarak, “artık hükümetin bir taraf aramadan sorunu devletin kırmızı çizgileri içinde çözeceğinin anlaşıldığı”nı söylüyor, bir bölümü ise DTP’nin Öcalan ve PKK’yi taraf göstererek kendini yalnızlaştırdığını ve taraf olmaktan çıkardığını öne sürerek hükümetin arkasında mevzileniyor. Kısacası hükümet, liberal kesimleri ve basında, dün daha sureti haktan görünen kesimleri de yedeklerken DTP’yi yalnızlaştırmak için hamlelerini aralıksız sürdürmektedir.
Böylece Erdoğan ve yandaşlarının “Kürt açılımı”ndan neyi kastettiği biraz daha açıklığa kavuşmuştur.
Öyle anlaşılmaktadır ki, Erdoğan ve yandaşları eğer mücadeleci Kürt kesimlerini etkisizleştirirlerse, geri kalanı AKP’nin Kürt milletvekilleri, aşiret reisleri, korucubaşları, şeyhler aracılığı ile denetim altına alıp, kimi kültürel haklar ve teşvik, yatırım adı altında biraz rüşvetle sorunun üstesinden geleceklerini ummaktadırlar. Böylece AKP’nin Kürt sorununu çözümü de tamamlanmış olacaktır!
Bu durumda, “Tayyip Erdoğan’ın çözüme çok yakınız” demesinden; hem dağlardaki operasyonları, hem uluslararası alanda süren girişimleri, hem de DTP’ye yönelik sindirme ve baskılama operasyonlarını yoğunlaştırıp sonuç alıcı hamleler yapılacağını anlamamız gerekmektedir. AKP ve yandaşlarının gelip dayandığı yer, “özel savaşın özel bir aşaması” olarak gelişmektedir.
Böyle bir yöneliş, süreci elbette çok tehlikeli hale getirecek; bir taraftan çatışmaları yoğunlaştırıp daha çok can kaybına yol açarken, öte yandan da Kürt-Türk çatışması çıkarmak isteyenlerin, ırkçı-şoven güçlerin ekmeğine yağ sürecektir.
Hükümetin “Kürt açılımı” üstünden yürüttüğü, askeri-psikolojik-politik-ekonomik boyutları olan “özel savaş” çok tehlikeli bir yola girmiştir. Burada, hükümetin tutum ve niyetini teşhir, sorunun barışçıl ve demokratik çözümünde ısrar her zamankinden daha çok önem kazanmıştır.
İHSAN ÇARALAN

Evrensel'i Takip Et