BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Başbakan Erdoğan dün, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun da içinde bulunduğu kalabalık bir heyetle ABD’ye gitti.


    Başbakan Erdoğan dün, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun da içinde bulunduğu kalabalık bir heyetle ABD’ye gitti.
    Gidiş nedeni, BM’nin olağan yıllık toplantısı ve 24 Eylül’de ABD’nin Pittsburgh kentinde toplanacak olan “G-20 Liderler Zirvesi”ne katılmak (*) ama, bu ABD seyahatinde asıl acil ve en önemli amaç, Erdoğan’ın Obama ile “Kürt açılımı”nı konuşma ihtiyacı.
    Elbette burada, “Kürt açılımını konuşacak” derken, Erdoğan’ın herhangi bir devlet başkanı ile dostluk ve bilgi alışıverişi çerçevesinde konuşmasından söz etmiyoruz. Burada Erdoğan’ın ABD’den asıl isteği, hükümetinin “milli birlik projesi”ne indirgediği projedeki amacı gerçekleştirmek için ABD’nin harekete geçmesidir!
    Çünkü AKP Hükümeti, kendi Kürtleriyle konuşup sorunun onların isteklerini de dikkate alan bir çözümü için adım atmak yerine; en başta da ABD’nin inisiyatifinin belirleyici olduğu bir mecraya sürüklendiği için, amacına varmak için yapılması gereken son hamleyi ABD’den beklemektedir! Bu nedenle de Erdoğan-Obama görüşmesi Erdoğan için hayati önemdedir.
    AKP’nin “Kürt açılımı”nın amacının, aslında PKK’nin tasfiyesinin ve DTP’nin bölünüp etkisizleştirilmesi olduğuna daha önce de bu köşede ve gazetemizin başka haber ve makalelerinde yer verilmişti.
    Başbakan Erdoğan’ın; bir yandan dağlarda çatışmaları yeniden alevlendirirken, DTP’ye yönelik olarak kışkırtıcı bir üslup eşliğinde seçilmiş belediye yöneticilerinin tutuklanmasıyla sürdürülen sindirme girişimlerine hız verilirken, “Çözüme her zamankinden çok yakınız” açıklamaları da bu amacı büyük ölçüde netleştirmiştir. Yine dün, “Sınır ötesi harekata izin veren kararnamenin” süresinin uzatılması için Meclis’e gönderileceğinin bizzat Erdoğan tarafından açıklanması ve Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un Mardin’de PKK’ye, “Tek çare silah bırakıp teslim olmaktır” vurgusunu yinelemesi de “yakın çözümün” ne olduğunun açık işaretlerdir!
    Ama PKK’nin dağılması ya da tasfiyeye boyun eğmesi için de, ortada hiçbir belirti yoktur. Bu yüzden de hükümetin dönüp dolaşıp, ABD’nin avucuna düşeceği apaçıktı. Öyle de oldu ve şimdi başbakan ABD’ye “Biz, üstümüze düşeni yaptık; ‘açılım’ ı sürdürüyoruz, bölge ülkeleriyle de anlaştık, artık PKK’yi dağıtmak ya da boyun eğmeye zorlamak için son hamleyi senden bekliyoruz” demek için gitmektedir.
    Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun bir o bir bu komşu ülkede, gece orada gündüz bir başka ülkede yürüttüğü diplomasinin bu kadar sıkışık ve zaman bakımından çok kısa bir süreye sıkıştırılmış olmasının da Erdoğan’ın ABD gezisine hazır bir planla gitme olduğu anlaşılmaktadır.
    Kısacısı AKP Hükümeti, Obama’ya giderken, Irak ve Suriye hükümetleriyle hayli ileri düzeyde bir işbirliği ve İran’la da en azından ilkesel düzeyde anlaşmalar paketiyle gitmektedir.
    Obama’dan istenecek de; “Haydi, PKK’yi tasfiyeyi tamamlamak üzere bize yardım et!”tir.
    ABD bu isteğe ne yanıt verecektir? Bunu bilmek hem zor hem kolaydır! Zor yanı ABD’nin isteklerini nereye kadar götüreceğidir. Kolay yanı ise, Türkiye’nin ABD’nin Irak işlerinde ve İran konusunda Türkiye’den yeni isteklerinin olacağıdır.
    Bu isteklerin;
    1-) Füze kalkanı stratejisini Doğu Avrupa’dan Doğu Akdeniz’e kaydırmasında Türkiye’nin ana üs olması
    2-) Kafkaslarda ABD stratejisine tam uyumla ilgili istemler,
    3-) Bölgenin yeniden inşasında Türkiye’nin “model ülke” rolü oynaması çerçevesinde Türkiye’den beklentileri kapsayacağın söyleyebiliriz.
    Daha fazlası için görüşmelerden sızanları beklemek gerekecektir.

    (*) Elbette Erdoğan’ın ABD’ye gitme nedenleri içinde yer alan G-20 toplantısı da önemlidir. Bu toplantıya Erdoğan’ın katılması G-20 için önemli değilse de Erdoğan için önemlidir. Yine bu gezi sırasında Türkiye-Ermenistan ilişkileriyle ilgili olarak ABD ile yapılacak görüşmeler ve öteki ikili görüşmeler de önemlidir. Elbette bunlarla ilgili de gazetemiz gerekli dikkati gösterecektir. Ama, bu gezi, herhalde sonuç ne olursa olsun, “2007 Erdoğan-Bush görüşmesinden bile önemli sonuçlar doğuracak, bölgenin yeniden yapılanmasında yakın geleceği belirleyecek bir görüşme olacaktır” demek, abartı olmaz.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net