Bayramı unutturan gerçekler

Bayramı unutturan gerçekler

Ramazan ayı boyunca hep acı haberlerle sarsıldık. Süren çatışmalar ve artan baskılar, bayram yaklaştıkça çığırından çıktı. Patlayan mayınlar, atılan bombalar...


Ramazan ayı boyunca hep acı haberlerle sarsıldık. Süren çatışmalar ve artan baskılar, bayram yaklaştıkça çığırından çıktı. Patlayan mayınlar, atılan bombalar, devam eden askeri operasyonlar, ateşe verilen dağlar ve daha birçok olay yaşadık.
Hatırlanacağı üzere bundan önceki bayramlardan birinde barış sevdalısı Mehmed Uzun’u kaybetmiştik... Ben de bu bayram vesilesi ile önceki yıllarda bayramda kaybetmiş olduğumuz değerli aydın ve aynı zamanda büyük bir edebiyatçı olan Yazarlarımızdan Mehmed Uzun’u saygı ile anacağım.
Derler ki, filler öleceklerine yakın sürüden ayrılır ve bir başlarına doğduğu topraklardaki mezar yerlerine yürürlermiş. Kendilerinden öncekilerin de yaşamla vedalaştığı anayurtlarına yorgun adımlarla yaptıkları bu son yolculuğun ardından bir mağarada inzivaya çekilir, ölümü beklerlermiş. Asırlar sonra toprak kazıldığında, ille kendi toprağına gömülmek için ölüme yürüyen yaşlı fillerin toplu mezarlığında, kemikleri yan yana, koyun koyuna bulunurmuş.
Böylesi bir son yolculuktu Mehmed Uzun’unki de... O da uzun bir sürgünde, “içindeki canavar” vücudunu hepten işgal edince anayurduna dönmüş, doğduğu coğrafyada ölmek istemişti. Toprak çağırmıştı sanki...
Yasak bir dilde yaşamıştı uzun süre... Anasından duyduğu, rüyasını gördüğü dilde konuşması, yazması yasaktı. Ama o, konuştu, yazdı. Çağdaş Kürt romanının en önemli temsilcisi olan Mehmed Uzun, Kürt halkının baskı, inkar ve asimilasyon politikaları karşısında yürüttüğü ‘varoluş’ mücadelesinin içinde doğmuş, bu mücadeleyi dünyaya haykıran bir ses olmuştur. Kürt dilini inkar edenlere, Kürtçenin eğitim ve edebiyat dili olamayacağını söyleyenlere, Kürt tarih ve kültürünün birikimlerinden çağdaş destanlar yaratarak yanıt vermiş, bu yüzden de erken yaşta sürgünle tanışmıştı.
Yasaklanmış, kovulmuş bir dili, sürgünde yaşattı, büyüttü ve nihayet onun sürgün vermesine, salıverilmesine de tanıklık etti. Kendi yurdunda, anadilinde basılmıştı kitapları. “Lakin, eski bayramların tadı gibi azalıyor paydalarımızın ortaklığı da... Ben ki sevmem, öyle herkesin aynı telden çaldığı, tek tip hassasiyetleri... Benzerliklerden ziyade farklılıklara tutkunumdur. Yine de bilirim ki, onca çiçek bunca farklı açıyorsa da, hepsi aynı suyun, aynı toprağın, aynı güneşin mahsulüdür. O sudan, o topraktan, o güneşten mahrum kalırlarsa kururlar. Ve birbirinden farksızdır kurumuş çiçekler... O yüzden ortaklık bağlarını önemserim. Anayasada yazılanların ötesindedir o bağlar... Mesela Babam ve Oğlum’un aynı sahnesinde akan gözyaşındadır. Sarı Gelin başladı mı kendiliğinden mırıldanan dudaktadır. Bir toplu kahkahada, bayramda, güllaçtadır.”
Çok fark etmesek de, bizi bize bağlayan o kıymetli bağlardan biriydi Mehmed Uzun da... Onu bildiğinden anayurdunda ölmek istemiş, uzun bir yolculuğun ardından doğduğu topraklarda inzivaya çekilip eceli beklemişti. Şu bir gerçek ki yokluğunu, varlığından çok hissediyoruz. Onca arzuladığı barışı göremeden ölmesine kahrediyoruz.
Ve yıllar sonra kana doymuş toprak kazıldığında onu da, o yaralı kuş uğruna kabristanlar dolduranlarla birlikte yatar bulacağız; yan yana, koyun koyuna... Mehmed Uzun’un halklarımıza en büyük vasiyeti barıştır; halkların bir arada kardeşçe yaşamasıdır. Ülke egemenlerinin sınırın içinde ve ötesinde savaş tamtamları çaldığı böylesi bir süreçte, Mehmed Uzun’un sesi, demokratik, özgür bir geleceğe duyulan umudun sesi olmaya devam edecektir. Sürgünde geçen bunca zor ve acılı yıldan sonra Mehmed, Dicle’sine kavuştu. Uzun’un eserleri ve bilge sesi, Kürtlerin acı ve mücadelesinin tanığı olan Dicle ile birlikte umut bahçesini yeşertmeye devam edecek.
Ümit Çevik (Fransa)
www.evrensel.net