İktidarın ve halkın bayram mesajı

İktidarın ve halkın bayram mesajı

Hiç de bayram gibi yaşanmayan bu Ramazan Bayramı’nda mücadele mesajlarla da sürdü. Başbakanın ve ana muhalefet liderinin bayram mesajları incelikle oluşturulmuş mesajlardı.


Hiç de bayram gibi yaşanmayan bu Ramazan Bayramı’nda mücadele mesajlarla da sürdü. Başbakanın ve ana muhalefet liderinin bayram mesajları incelikle oluşturulmuş mesajlardı. Demokratik açılım sürecine göndermeler yapan mesajlarda Başbakan “Ama çok farklı bir dönemden geçiyoruz. Bu sıkıntılı dönemde temennim odur ki; Ramazan Bayramı’nın barış, sevgi, dayanışma ikliminde, ülkemizin birliği, beraberliği, kardeşliği için el ele vermek suretiyle, ülkemizi aydınlık yarınlara taşımanın da mutluluğunu, hep birlikte yaşarız. Bunun gayreti içinde olmalıyız. Bu da tek taraflı olmaz. Hep birlikte yapmamız gereken işler, atmamız gereken adımlar var…” demiştir.
Başbakan açıklamasında “çok farklı bir dönemden” geçildiğini söylüyor. Süreç “Kürt açılımı” söylemi ile başlamıştı, ilerledikçe demokratik açılım, milli birlik açılımı ve “terörü bitirme” planına gelindi. Mesajın devamında “sıkıntılı dönem” nitelemesinde bulunuyor. Hakikaten açılımdan böyle bir plana ulaşmak ve bunu açıklayabilmek sıkıntılıdır. Ve “bu sorunu çözeceğiz” söyleminden “temennimiz o dur ki” ile başlayan cümleler kurulmaya başlanmıştır. Düşünün ki, yetkili bir ağız, iradesini koyar noktadan -çözeceğiz noktasından- temenni eder bir noktaya gerilemiştir.
Bir darbe anayasası ile yönetilen, çocukların bayramlarını ceza evlerinde geçirdiği, işlenen siyasi cinayetlerin faillerinin hâlâ meçhul olduğu, sendikal hakların, düşünceyi ifade haklarının yasalarla güvence altına alınmadığı, yoksul halk kesimleri için eğitimin ve sağlığın gün geçtikçe ulaşılmaz hale geldiği, kültürlerin ve mezheplerin “hak eşitliği” temelinde haklarının tanınmadığı bir ülkede, yaratılacak farklılık, bu durumların demokrasi yönünde değiştirilmesidir. Ancak o zaman Başbakan’ın bayram mesajında geçen barış, sevgi, dayanışma, kardeşlik, aydınlık kelimeleri hayatta bir karşılık bulur ve temenni olmaktan çıkar. Ve süreç sıkıntı olmaktan çıkar halkların, çocukların gerçek bayramı olur.
Diğer yandan CHP Genel Başkanı’nın bayram mesajı sözde bile olsa barışa vurgu yapmaktan uzaktır. Dahası bayram mesajında “Türkiye’de terör bizi çok büyük bir şekilde rahatsız ediyor ama en azından terör kadar bizi rahatsız eden milli birliğimizi, bütünlüğümüzü, sarsmaya yönelik, milletimizi parçalamaya yönelik arayışlara çabalara bilerek, bilmeyerek memleketin içindeki insanların da göz yummasıdır” diyerek, kendi görüşünde olmayanların kendini bilmezlik halinde olduğunu vurgulamıştır.
Deniz Baykal 24 Ağustos 2009’da “Türkiye Anadolu’da sadece milli mücadele sonrası dönemi söylemiyorum, bin yıldan beri bir Anadolu, Türk, İslam kimliği anlayışı içinde bir kültür geliştirmiştir. Bin yıldan beri bu kimlik, bu topraklara, bu coğrafyaya kendisini kabul ettirmiştir ve bu coğrafyanın bir kültür kimliği ve giderek bir siyasi kimliği haline dönüşmüştür” açıklamasını yapmıştı. İslam’ı siyasi kimliğin parçası sayan bu açıklamayı bayram mesajı ile birleştirdiğimizde ortaya laik devlete CHP eli ile rahmet okutan bir durum çıkmaktadır. Bu mantığa göre, terör kafir ise bilerek bilmeyerek buna destek verenler “münafık”tır. Bilerek bu işi yapanlar en üzücü münafıklardır Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanına göre, bilmeyerek yapanlar ise trajik ‘münafıklardır’. Barış istemek ayrılıkçılıktır. ‘Savaş’ mı var? Öyle ya. Anadilde eğitim talep etmek, bütünlüğü sarsmaya yönelik bir taleptir. Farklı bir halk mı var? Öyle ya. Merak ediyorum bu durumda Sayın Baykal’a göre Yaşar Kemal kendini bilenlerden mi yoksa bilmeyenlerden midir? Sezen Aksu, Lale Mansur, Oya Baydar, bayramı cezaevinde geçiren çocuklar, onlar hangi kategoride acaba Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı’nın sınıflamasında?
Yok sayma üzerine kurulu bir politika ve aksini söyleyenleri de yok sayılanlarla birlikte ötekileştiren, üstü örtük olarak münafık ilan eden bir politika ne kadar demokratiktir? Düşünün ki, belki siz de bozguncusunuzdur da kendinizin farkında değilsinizdir.
Bakıldığında her iki açıklama birbirini tamamlayan açıklamalar, biri temennide bulunuyor, öteki sınırları çiziyor. Diğer yandan Orta Vadeli Program açıklanmış, 24 Ocak 1980 kararları ileri taşınmış, sağlığın özelleştirilmesinde son dönemece girilmiş, eğitim geniş halk kesimlerinin ulaşamayacağı şekilde paralılaştırılmıştır. Emekçi halk bayrama bu politikalarla girmiştir. Halkın mesajı bellidir “Krizin faturasını ödemeyeceğiz.” Bu talebin yükseltilmesinde, barışın sağlanmasında emek örgütleri ortak hareket olanaklarını geliştirmelidir. Tuzla tersane işçilerinin bayram mesajında dediği gibi “…Bundan sonraki süreci işçilerin örgütlü mücadelesi haline çevirebilirsek var olan hakları geri kazanabiliriz.” (21.09.2009 Evrensel)
Demokratik açılım, ilerleme, belli ki ancak örgütlü mücadele ile mümkün olacaktır. Emekçi halk ve emek örgütleri statüko yüzünden ağır bedeller ödemiştir. Ve bugün emek mücadelesinin gelişmesinin önünde en büyük engel, 12 Eylül ile pekişen statükodur, yasalardır, uygulanan ekonomik programdır. Barışa ilişkin, ekonomiye ilişkin talepleri birleştiren bir mücadele hattı bundan dolayı önemlidir.
Barış: Ne bir mesajdır, ne bir temennidir, ne de ayrımcılıktır. Barış bir mücadeledir. Ve barışın aksine savaştır üzücü olan. En azından emekçi halk için.
Gösteriye katıldığı gerekçesiyle Cizre’de gözaltına alınıp tutuklanan İ.K.’nın (16), bayram mesajı demokratikleşmenin, barışın, sınıfın talepleri için mücadelenin zorunluluğunu ortaya koyar derinliktedir; “Kardeşlerim şimdi Manisa’da çalışıyorlar, domates topluyorlar, dışarıda olsam ben de onlarla beraber çalışırdım. Uzakta olacağım ilk bayramım, dışarıda olsam bütün Cizre’yi dolaşırdım, içeride durulmuyor, pis kokular geliyor…” (22.09.2009 Evrensel)
GÜLHAN ŞİMŞEK - Eğitim Sen Ankara 3 No’lu Şube TİS Sekreteri
www.evrensel.net