YENİ DÜNYA

YENİ DÜNYA

  • Ekonomik krizin başlangıcından bu yana yaklaşık iki yıl geçti. Banka iflasları, işten çıkarmalar, kurtarma operasyonları derken bu kısa süre zarfında egemen iktisat ideolojisinde büyük bir kayma yaşandı.


    Ekonomik krizin başlangıcından bu yana yaklaşık iki yıl geçti. Banka iflasları, işten çıkarmalar, kurtarma operasyonları derken bu kısa süre zarfında egemen iktisat ideolojisinde büyük bir kayma yaşandı. Halen farklı coğrafyalardaki ekonomi-finans öğrencileri, Amerikan mortgage sisteminin ve finans piyasalarında deregülasyonun ev sahipliği oranını artırmaktaki rolüne düzülen methiyeleri okuyor. Kitaplar, makaleler serbest piyasanın etkin ve verimli işleyişi için devlet müdahalelerinin en aza indirilmesinden bahsediyor. Oysa bu kitapları yazanlar, günümüzde batık bankaların kasasına trilyon dolarlar aktaranlardan başkası değil. Evet, hiç şüphe yok ki mevcut haliyle egemen iktisat yaklaşımı büyük bir darbe yemiştir. Ama sırf bu noktadan hareketle sistemin kendiliğinden kapsamlı bir yapısal dönüşüm yaşayacağını varsaymak saflık olacaktır.
    Önceki büyük kriz; yani 1929 krizi, başta ABD olmak üzere erken kapitalistleşmiş ülkelerde “sosyal devletin” ön plana çıkmasını sağlamıştı. Ama bu kendiliğinden olmadı. Bugüne oranla oldukça güçlü sayılabilecek bir işçi hareketinin yanı sıra Sovyetler Birliği’nin ezilen sınıflar üstündeki cazibesinin yarattığı “Kızıl tehdit”, kapitalizmin işçi sınıfına verdiği tavizlerin ardındaki başlıca sebeplerdi. Komünizm kaygısının krizle mücadele politikalarını şekillendirmekteki rolü, bizzat Keynes tarafından New Deal’ın mimarı ABD Başkanı Roosevelt’e yazılan mektupta açıkça ifade edilmiştir.
    Kriz sürecinde izlenen müdahaleci politikalar ve serbest piyasacıların ikiyüzlülüğüne getirilen eleştirilerle birlikte Adam Smith’i de (biraz da haksız bir şekilde) pek sık anar olduk. Haksız diyorum, çünkü kimilerince “kapitalizmin peygamberi” ilan edilen Smith’in yeni filizlenmekte olan sanayi kapitalizminin ayırt edici yönlerini görmediğini, dolayısıyla da ne yöne evrileceğini algılamakta eksik kaldığını düşünüyorum. Smith’in amacı, sıkı sıkıya bağlı olduğu ahlaki prensipler çerçevesinde geçmişte olduğu gibi gelecekte de toplumların refahını artıracağına inandığı bir kuram geliştirmekti. Ne var ki, Sanayi Devrimi’nin henüz başlarında, geçmişle geleceğin arasındaki bağın tam da kırıldığı bir noktada duruyordu. “Görünmez elin” ardındaki aktörler kasaptı, manavdı, zanaatkardı, küçük üreticiydi. Günümüz kapitalizminin temel aktörleri olan dev şirketler, tekeller, karteller toplumsal refahın en büyük düşmanlarıydı. Toplu iğne fabrikası örneğinde ölçek ekonomisini ayrıntılı bir dille açıklamıştı ama her nedense büyük ölçekli işletmelerin süreç içerisinde küçükleri yutacağını, tekelleşmenin kaçınılmazlığını öngörmekte eksik kalmıştı.
    Smith ve Thomas Jefferson gibi onun serbest piyasaya dayalı idealizmini paylaşanların dünyasında haksız rekabete yol açacak, rant alanları yaratacak devlet müdahalelerine yer yoktu. Devletin rolü rekabetçi, yaratıcı olanın ön plana çıktığı adil bir rekabet ortamı sağlamakla sınırlı olmalıydı. Böylesi bir piyasada toplumsal katmanlar arasında geçişkenlik artacak, hiçbir bireyin sosyal statüsü doğuştan belirlenemeyecekti.
    Smith’in analizindeki temel sorun, ekonomik güç ile siyasi iktidar arasındaki güçlü ilişkiyi görmezden gelmesiydi. Oysa ki, rekabeti koruyacağı varsayılan devlet ve adalet sistemi hızla büyüyen ve tekelci hegemonyasını geliştirmeyi amaçlayan sermaye tarafından belirlenmekteydi. Örneğin yakın geçmişte ABD’de tarihin en büyük tekel davalarından biriyle karşı karşıya kalan Bill Gates ve şirketi Microsoft, aynı zamanda adalet bakanlığının ve iktidardaki partinin en büyük fon kaynaklarından biriydi. Davadan sadece birkaç gün sonra dönemin başkanı Clinton ile gazetelerde boy gösterdiğinde, adalet sistemi de gereken mesajı almıştı.
    Evet, bugün serbest piyasa söylemi belki geçmişte olduğundan daha fazla ilgi buluyor, ama serbest piyasa ideolojisini besleyen büyük sermaye, kaptığı dev teşviklerle ve hukuki ayrıcalıklarla donanmış bir biçimde sınır tanımaksızın genişlemesini sürdürüyor. Krizde Smith’in bakkalı, manavı kepenk kapatırken, dev şirketler “batmasına göz yumulamayacak kadar büyük” oldukları için devlet müdahalesiyle kurtarılıyor. Her şey “piyasa” için. Ama kuşkusuz ki bu, Smith’in piyasası değil. Hiçbir zaman da olmadı.
    MURAT BİRDAL
    www.evrensel.net