ÖZGÜRLÜK

ÖZGÜRLÜK

  • Şirin bir ilçemiz.Bir sendika ‘Geleneksel 1. Palamut Bienali’ni düzenliyor.Bienal’in teması ‘Palamut olmasaydı neyle yaşardık?’


    Şirin bir ilçemiz.
    Bir sendika ‘Geleneksel 1. Palamut Bienali’ni düzenliyor.
    Bienal’in teması ‘Palamut olmasaydı neyle yaşardık?’
    Duvarlarda Brecht’ten, Rosa Luxembourg’dan, Komünist Manifestosu’ndan alıntıları içeren afişler asılı.
    Açılış günü bienal mekanında binlerce işçi, köylü, yoksul halk toplanmış.
    Palamut Bienali’nin açılış konuşmasını yıllarını cezaevlerinde geçirmiş ‘küratör’ yapıyor: “Bu, Türkiye’de düzenlenen en politik bienal. Palamuttan ve zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi bulunmayanlar, kapitalist sistemin ezdiği, emperyalizmin boyunduruğunda yaşayan sizler; sosyalist mücadelenin devrimci sanatı yolunuza ışık tutsun…” diye başlıyor sözlerine.
    Ne olur sizce ?
    Bence şirin ilçemizin kaymakamı bienali yasaklar. Savcı sendika yöneticilerini illegal bir örgütün üyeleri, ‘küratör’ü o örgütün militanı olarak niteleyen bir iddianame düzenler, bienalle ilgisi olan hemen herkes hakkında ceza davası açar.
    “Öyle olmazdı, bak 11. İstanbul Bienal’i (Palamut iliştirmesi hariç) aynı temayla açıldı; afişler dediğin gibiydi, küratörler daha da devrimci konuşma yaptılar ama bienali yasaklayan olmadı, savcı dava açmadı” diye itiraz etmeyin.
    Şirin ilçemizin Geleneksel 1. Palamut Bienali’yle 11. İstanbul Bienal’i arasında çok ciddi bir fark var. Bu fark birinciye bir sendikanın, ikinciye bir büyük holdingin büyük bankasının mali destek sağlamasından kaynaklanmıyor.
    Aralarındaki fark, İstanbul Bienali’ni düzenleyenlerin, küratörlerin sosyalist mücadeleye ‘nostalji’ perspektifiyle bakmaları ve, en önemlisi, bienale işçilerin, köylülerin, yoksul halkın gelmeyeceğini varsaymaları, hatta bundan emin olmalarıdır. Şirin ilçemizin 1. Palamut Bienali ise nostalji değil günümüz gerçekliği üzerine kurgulanmıştır, izleyicileri de işçiler, köylüler, yoksul halktır.
    Bir sosyalist partinin ya da büyük bir sendikanın başkanı olsaydım on binlerce işçi, köylü ve yoksul halkla birlikte, kimimizin elinde Rosa Luxembourg’un yazdıkları, kimimizin elinde bienalin, ‘sponsor’ holdingin isminin üzeri sanatsal biçimde çarpı ya da sorgu işaretiyle vurgulanmış afişleri, söylemimizde Komünist Manifestosu’ndan alıntılar bienalin açılışına katılır, bienal mekanlarındaki nostaljiyi günün gerçekliğine dönüştürmeyi tasarlardım.
    11. İstanbul Bienali’ni işçilerin, köylülerin, yoksul halkın katılmayacağı varsayımıyla, hatta bundan emin olarak düzenleyenlerin, küratörlerin, sponsor büyük holding yöneticilerinin yaşayacakları şaşkınlığı, düş kırıklığını, paniği düşleyin…
    İşte o zaman 11. İstanbul Bienali gerçekten de Türkiye’nin en politik sanat etkinliği olurdu.
    Neden mi ?
    Çünkü bienalin ‘İnsan neyle yaşar?’ teması ‘Emeğimiz olmasa neyle yaşardınız?’a dönüşürdü.
    YÜCEL SAYMAN
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.