MİNERVANIN BAYKUŞU

MİNERVANIN BAYKUŞU

  • Hülya Avşar ve Devrim Sevimay’ın hakkında Milliyet’te yayınlanan söyleşi yüzünden dava açılması “sindire sindire” yapılan Kürt açılımında hükümetin Boğazından geçebilen lokmaların hayli küçük olduğunu gösteriyor.


    Hülya Avşar ve Devrim Sevimay’ın hakkında Milliyet’te yayınlanan söyleşi yüzünden dava açılması “sindire sindire” yapılan Kürt açılımında hükümetin
    Boğazından geçebilen lokmaların hayli küçük olduğunu gösteriyor. İnsan Hülya Avşar olsa, hakkındaki iddiaya bakıp “Ne söyledim sana ne söyledim ki, aldın başını gittin nankör kedi” şarkısını söyleyesi gelir. Dava ile röportajın içeriği arasındaki uçurum, şu memlekette açılıp kapanan fikir davalarını az çok izleyen her vatandaşın görebileceği kadar derin. İşin bu kısmını aklı başında hukukçular ilgili mercilere hatırlatacaklardır.
    Hükümetin sindiremediği lokmaların git gide küçülmesi bir parça CHP ve MHP’nin cızırtılı cazgırlıklarıyla alakalı görünse de tüm sorumluluğu onlara yüklemek durumu açıklamaz. Bu cenah olsa olsa, açılımda aslında isteksiz hükümetin elini güçlendiriyor.
    Hükümetin sindirim sorunu başta kendisi olmak üzere bütün devlet katlarında görülen bir şaşkınlığın, ne yaptığını ve yapacağını bilemez halde olmanın, git-gellerin ürünü. Bu ortamda ne doğru, ne yanlış; ne söylenirse suç, kim söylerse suçlu kim, kim söylerse değil, belli olmuyor. Norm diye bir şey kalmadı.
    Erdoğan bu açılımın başında kendi vekil arkadaşlarına da konuşmayı yasaklamıştı hatırlanırsa. Sonrasında açılım çeşitli kesimlerin müzakeresine bırakıldı ama, bu bir müzakereden çok “anlatın not alalım” biçiminde bürokratik bir güdüklük olarak kaldı. Kimin ne dediği, Beşir Atalay’ın toplantılarında neler konuşulduğu bu konunun muhatabı 70 milyonun bilgisi dışında. Hani Kürt sorununun muhatabı herkesti, hani hükümet herkesin fikrini dinleyecekti? Galiba o herkes kapalı kapılar ardında buluşulmaya elverişli bulunan, hükümetin kendi herkesi imiş de biz yanlış hayallere kapılmışız. O herkesin içinde herkes yokmuş.
    Hükümetin açılımı da emir komuta hiyerarşisiyle oluyor böyle işte. Çağırdığı gelecek, çağırmadığı susacak.
    Kim demiş, asker siyasetten elini çekiyor, kışlasına dönüyor diye; kendisi kışlaya döner gibi yapsa da felsefesi iktidarda. Sivilleşme filan hikaye. Ve nerede emir komuta zinciri kurulursa orada bir keyfiyet vardır, sanıldığı gibi hak-hukuk ve normlar değil. Emir komuta hukuk normu yaratmaz sadece zincir yaratır!
    Böyle bir ortamda biri kalkıp, ki o biri bu ülkenin en büyük popüler kültür ikonu bile olsa, Kürt meselesiyle ilgili aklına geleni ve duygularını dile getirirse söylediklerinin devletin sindirim kanallarından ilerlemesi mümkün olamaz. Çünkü konuşabilmesi için “Yurttaş-asker konuş!” emrinin kendisine verilmesini beklememiştir. “Büyüklerimiz”in değerli sözlerini edebiyle dinlemektense naçizane fikirlerini halka anlatmış ve sözde belasını bulmuştur.
    Peki ne olacak şimdi? Bu röportajın muhtemelen hukuki bir yaptırımının olması söz konusu değil. Böyle çok dava geldi geçti bu topraklardan. Kimsenin bu normsuz ve haksız- hukuksuz ülkede böyle davalara bakıp kendini hizaya alacağı da yok. Popüler kültür ikonlarının boş kafalılığıyla ilgili pek çok tartışmanın konusu olmuş Hülya Avşar’a açılan dava vesilesiyle, Kürt açılımı konusunda ilgili ve yetkili şahsiyetler dışında ağzını açmaya yeltenecek herkese bir gözdağı verilmek istenmesi bu bakımdan boş bir iş aslında. Hülya Avşar’a bu yapılıyorsa bana ne yapılmaz ki diyecek insanlar açısından da atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti. Ne zaman mı geçti? Ajda Pekkan Keça Kürdan’ı söyleyince olay, bir yerel radyo yöneticisi aynı şarkıyı çaldı diye davalık olduğu zaman mesela. Devlet Kürtçe televizyon açarken mahkemeler Kürtçe şarkılara ceza vermeye devam ettiği zaman mesela. Ve böyle böyle biriken şekilsizlikler halkın eşitlik duygusunu incitmeye ve hakkaniyetin gözetilmediği inancını güçlendirmeye başladığı zaman tam olarak.
    Demokrasi kolay bir şey değil biliyoruz. Bu kadar adaletsizlikten, eşitliği güvenceye alan normları sabitlenmiş bir hukuk sisteminin kurulmasının da. Ama göründüğü kadarıyla Türkü, Kürdü, yarı Kürdü bir an önce bu sorun bitsin diye uğraşmaktan yılmıyor.
    Bugün değerli olan tek norm da bu aslında.
    Ve röportajının arkasında durduğu için aferin Hülya’ya.
    NURAYSANCAR
    www.evrensel.net