BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Başbakan’ın ABD gezisi sonrasında basına yaptığı açıklamalar bir bütün olarak ele alındığında, iki vurgu dikkat çekiciydi. Bu iki vurgunun birisi iç politika öteki ise dış politika ağırlıklıydı.


    Başbakan’ın ABD gezisi sonrasında basına yaptığı açıklamalar bir bütün olarak ele alındığında, iki vurgu dikkat çekiciydi. Bu iki vurgunun birisi iç politika öteki ise dış politika ağırlıklıydı.
    Erdoğan iç politikaya ilişkin yaptığı açıklamada, “Demokratik Açılım” konusunda, ABD’de yaptığı “Türkiye’de sadece Kürtler yok. 32 ayrı etnik grup var. Dolayısıyla Demokratik Açılım bunlarla ilgili. Hatta Ermeniler ve Ermenistan’la olan sorunlar da ‘Demokratik Açılım’ın kapsamında” açıklamasıyla, Kürt Açılımı’nı gündemden düşüren tutumunda ısrar edeceğini gösterdi. Öyle görünmektedir ki, ekimde Ermenistan’la yapılacak görüşmeler ve “protokoller”in iki ülkenin meclislerine gelmesiyle birlikte, Kürt sorununun daha da geriye itilmesi düşünülmektedir. Böylece şoven-milliyetçi odaklar ile CHP ve Genelkurmay’dan gelen tepkilerle uzlaşan bir çizgiye girildiği konusunda bu çevrelere güvence verilmek istendiği anlaşılıyordu.
    Başbakan Erdoğan’ın iç politikaya dönük diğer vurgusu ise ABD’ye varır varmaz Musevi Lobisi’yle sarmaş dolaş bir görüşme yapmasıydı. Bu görüşme, bir yandan AKP’nin oy tabanında kafa karışıklığı yaratırken, öte yandan da “yandaş basın”ın “One minute” üstünden yürüttüğü “kahramanlık” edebiyatını boşa düşürdü. Bu yüzden, beklendiği gibi Erdoğan, bulduğu ilk fırsatta İsrail’in elindeki nükleer silahları ve kitle imha silahlarını hatırlattı. Böylece Başbakan, hem “Davos çizgisinde durduğu” imajı verdi, hem de İran kamuoyuyla “sıcak temas” kurmayı amaçladı. Erdoğan’ın gezi sonrası değerlendirmelerinde ikinci dikkat noktası ise dış politikaya ilişkindi. Başbakan’ın, ekim ayının ilk yarısında Ermenistan’la görüşmeler ve “protokollerin iki ülke meclislerinde ele alınması”, ekim ayının ortasında kalabalık bir heyetle Irak’a gideceği, ekimin sonunda ise İran’a yapılacak gezilere vurgu yapması da (bunlara Suriye ve Azerbaycan’la yapılacak günübirlik sayısız görüşme de eklenmelidir) açıkça göstermektedir ki; ABD’de bu dış gezilerde neler konuşulacağı üstünde anlaşılmıştır. Çünkü her üç ülkeyle ilişkilerde ABD kilit bir noktada bulunmaktadır ve son anda bile Obama, Erdoğan’la Türkiye-Ermenistan görüşmeleri ile ilgili 15 dakikalık bir “son görüşme yapmış”tır.
    Bunlara, söylediklerinin böyle yorumlanmasına Başbakan Erdoğan sinirlenecek;
    “Bizim kendi politikamız yok mu ki ABD’den akıl alalım!..” filan diye tepki gösterecektir. Ancak Başbakan ne derse desin, gerçeği değiştirmez. Çünkü, Başbakan’ın bu gezilerinin gerekçesi, ABD’nin bölgeyi kendi (ve Batı’nın) emperyalist çıkarlarına göre yeniden yapılandırmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Ve ABD’nin bu görüşmelere ilgisi de bunun içindir. Burada AKP Hükümeti’nin rolü, ABD’nin çıkarlarını, Türkiye’nin ve bölge halklarının çıkarları gibi gösterebilmesidir.
    Hükümetin “Kürt Açılımı” konusunda “ipe un serme”ye yönelmesiyle de birleştirildiğinde; ABD’nin, PKK’nin teslim alınmasında aktif olmasını, Erdoğan hükümetinin ekim-kasım aylarında bölgede yürüteceği diplomasiye bağlamış olma ihtimali kuvvetlidir. Elbette bu böyle söylenmemiştir ama “Hadi bir el verin de şu PKK’yi Kandil’den indirelim” dendiğinde, “Hele siz İran, Irak, Ermenistan’la bölgede adımlar atın, biz de işin bize düşen kısmını yerine getiririz” biçiminde bir yanıt verildiğinden de şüphe edilemez. Bu vaadin, Kürt sorununun AKP’ce çözümü (buna PKK’nin tasfiyesi, DTP’nin bölünmesi ve Kürtlerin direnişinin kırılması demek daha doğru), en azından aralıkta yapılacak Obama-Erdoğan görüşmesine kadar bir takvime bağlanmış, ödevler önlerine konmuştur. Bu ödevlerdeki başarısı, ABD’nin Erdoğan ve hükümetine açacağı ekonomik, siyasi, diplomatik tüm kredilerde referans olacaktır.
    Erdoğan, ABD’den ayrılırken yaptığı değerlendirmeyle, “kendisinden ABD’nin ne beklediğini anladığını” göstermiştir. Ama bunların, ABD’nin değil Ortadoğu halklarının çıkarı olduğunu halklara yedirebilecek midir, bunu da önümüzdeki birkaç ay içinde göreceğiz.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net