Piyasanın emrindeki eğitim 2

Piyasanın emrindeki eğitim 2

Hükümet üyeleri her ne kadar “eğitime tam destek” verdiklerini iddia etseler de, velilerin bütçesi her eğitim yılının başında sarsılıyor.


‘Eğitimde kaynak sorunu yoktur’
Hükümet üyeleri her ne kadar “eğitime tam destek” verdiklerini iddia etseler de, velilerin bütçesi her eğitim yılının başında sarsılıyor.
Personel giderleri dışında eğitime bütçeden neredeyse hiç pay ayırmayan Türkiye, milli gelirden eğitime ayrılan payda Brunei Sultanlığı, Barbaros Adaları, Fildişi Sahilleri, Fiji, Kiribati, Vanuatu gibi ülkelerin bile gerisinde. Öğrenci başına yapılan harcamada OECD ülkeleri arasında sonuncu olan Türkiye’de, AKP Hükümeti eğitimin finansmanını da velinin sırtına yüklüyor. Kaynaktan pay alamayan okullar ise kimi başarısını, kimi adını, kimi otopark haline dönüştürdüğü okul bahçesini kullanarak birer işletmeye dönüşüyor.
Uzmanların, “eğitimin sorunlarını çözmek için atılan adımların somut göstergesi” dedikleri eğitim yatırımları ise durma noktasına geldi. Yatırıma ayrılan pay 2002 yılının bile gerisinde kalırken, gerekçe ise basit: “Kaynak yok!”
Eğitim Sen Eğitim Uzmanı ve gazetemizin yazarı Erkan Aydoğanoğlu, kriz nedeniyle bir gecede patronlara musluklar açılırken, eğitime neden kaynak ayrılmadığı sorusunu değerlendirirken önemli bir noktaya değiniyor: Kaynak sorunu, kaynakların darlığından değil, kaynaklara egemen olan sınıfların tercihlerinden kaynaklanır.
‘KAYNAKLAR SINIRLI’ TERANESİ
Dr. Erkan Aydoğanoğlu (Eğitim Sen Eğitim Uzmanı): İnsan ya da toplumla ilgili herhangi bir konuda kaynak kullanma sorunu gündeme geldiğinde ya da kaynakların herkesin ihtiyacına göre adilce bölüşülmesi istendiğinde, kaynakların denetimini elinde tutanlar, onların sözcüleri hemen “İhtiyaçlar sonsuz, kaynaklar sınırlı” diye karşı çıkarlar. Bu önemli söz, nedense hep halkla ilgili konularda, emekçilerin sorunları gündeme geldiğinde dillendirilir. Kriz gerekçesiyle halktan toplanan vergiler ya da işçilerin İşsizlik Sigortası Fonu tekellere bir çırpıda aktarılırken; eğitim, sağlık gibi tüm toplum kesimlerini yakından ilgilendiren konulara sıra gelince, birdenbire bütün kaynaklar buharlaşır ve o bildik söz tekrarlanır: “Kaynak yok!”
1980 sonrası oluşturulan merkezi bütçelerin piyasa mekanizması ile hızlı bir bütünleşme içine girmiş olması, kamu kaynaklarının, kamu hizmetlerinin dışındaki alanlara aktarılarak, kamu alanının piyasa ilişkileri içine çekilmesi sonucunu doğurdu. Eğitimin okul öncesinden yükseköğretime kadar neredeyse bütün kademelerinde yaşanan ticarileştirme ve paralı hale getirme uygulamaları 2000’li yılların başından bu yana belirgin bir şekilde arttı.
EĞİTİM SİSTEMİ KRİZE İTİLDİ
2001 krizi sonrası iktidara gelen AKP, iktidar olduğu dönem boyunca, önceki iktidarların uygulamalarını aşan derecede eğitim alanında ticarileştirme uygulamalarını hızlandırdı. Bütçe içinde sınırlı, ancak sosyal harcamalar içinde önemli bir paya sahip olan eğitim harcamaları, AKP döneminde ihtiyacı karşılayacak düzeyde artırılmadı. Okullara ödenek ayrılmaması nedeniyle, fiziki altyapıdan eğitimin niteliğine kadar pek çok alanda yaşanan sorunlar hızla artmış, eğitim sistemi içinden çıkamayacağı derin bir krizin içine itilmişti.
Kamu hizmetleri alanında kaynak yetersizliğinin her fırsatta bahane olarak gösterilmesi, eğitim hizmetlerinde büyük yapısal sorunlara neden olmuş; çözüm olarak eğitimin ticarileştirilmesi, paralı eğitim uygulamalarının bizzat kamu tarafından desteklenmesi, eğitim harcamalarının büyük bölümünün öğrenci ve velilerin sırtına yıkılması gibi sonuçlar ortaya çıkmıştır.
VELİNİN CEBİ BOŞALDI
Son yedi yıl içinde eğitim bütçesinden yatırımlara ayrılan pay dört kat azaldı, yoksul halk kesimleri, çocuklarının eğitim maliyetini üstlenmek için daha fazla yükümlülük altına girmek zorunda bırakıldı. AKP’nin iktidarda olduğu son yedi yılda, merkezi hükümetin eğitim finansmanı içindeki payı yüzde 64 iken, bugün bu oran yüzde 50’nin altına inmiş durumda. Aynı dönem içinde halkın eğitime finansal katkısı ise yüzde 30’lardan yüzde 50’ler seviyelerine kadar yükseldi. Başka bir ifade ile merkezi hükümetin eğitim alanındaki kaynak kullanımı düştükçe, halkın cebinden yaptığı eğitim harcamaları hızla arttı. Ancak bu dönemde yaşanan ve dikkat çekici olan esas değişiklik, eğitimin finansmanında yerel aktörlerin, özel ya da tüzel kişi ve kuruluşlar ile İl Özel İdareleri gibi yerel idarelerin eğitimin finansmanındaki paylarında görülen artış.
Eğitim sistemi, her geçen yıl daha fazla paralı hale getirilirken, bu durum, milyonlarca öğrenci velisi için de önemli bir sıkıntı kaynağıdır. Veliler, çocuklarını okutabilmek için bütçelerine göre çok yüksek oranlarda harcama yapmak zorunda kalmaktadır. Öğrenciler arasındaki eşitsizlikleri derinleştiren paralı eğitim uygulamaları nedeniyle her yıl çok sayıda çocuk ve genç, eğitim sisteminin dışına itilmektedir. 2002-2003 eğitim öğretim yılında ilköğretimde bir öğrenci velisinin yaptığı yıllık eğitim harcaması 720 TL iken, aradan geçen yedi yıllık dönemde bu rakam 2.905 TL’ye ulaşmış, başka bir ifade ile velilerin çocuklarının eğitimi için ceplerinden çıkan para 4 kat artmıştır.
Eğitimde kaynak sorunu, kaynakların sınırlı olmasından ya da olmamasından çok, doğrudan kaynaklar üzerinde söz sahibi olan egemen sınıfların tercihlerinden kaynaklanır. Kaynakların kimin için nasıl kullanılacağı sorunu, kuşkusuz farklı ekonomik sistemlerde, egemen sınıfların tercihleri doğrultusunda gerçekleşir. Dolayısıyla bir ekonomide egemen güçlerin (kapitalizmde sermayenin) tercihleri, kaynakların kimler için sınırlı, kimler için sınırsız olacağını belirleyen en temel faktördür. Bu açıdan bakıldığında, eğitim sisteminde iddia edildiği gibi gerçek anlamda bir “kaynak sorunu” yoktur.


‘EN İYİ VELİ PARA VERENDİR’
Hüseyin Kaya (Eğitim Sen Ankara 3 No’lu Şube Örgütlenme Sekreteri): Eğitime genel bütçeden ayrılan pay kısılarak okullar büyük sorunların içerisine itildi. Hizmetli alımları durdu, okulların badana, boya, tamirat işlerinden tutun, ısınma ve temizlik gibi birçok hizmetten devlet elini çekti. Okullarda eğitimin devam etmesi velilerin sırtına yüklendi. Günümüzdeki anlayışa göre en iyi müdür çok para toplayan, en iyi öğretmen para toplamayı kolaylaştıran, en iyi veli de para veren konumunda.
Müdürlerin ve öğretmenlerin okulun çatısını aktarmasından memnun olan, öğrencilere “müşteri” diyen müfettişler peyda oldu. Okullar kendi kaderine terk edilerek “Okula para bul da nasıl bulursan bul” mantığı hakim duruma getirildi. Öyle ki, bazı okul müdürleri ve okul aile birlikleri, velilerden aldıkları parayı yeterli görmediklerinden olsa gerek, okul bahçelerini halı saha, otopark gibi işletmelere dönüştürdüler.


OKUL AİLE BİRLİĞİ TİCARET AŞ
Gülhan Şimşek (Eğitim Sen Ankara 3 No’lu Şube TİS Sekreteri): Veli ve öğrenciyi müşteri konumuna indirgemek için “kaliteli eğitim” kandırmacası kullanıldı. Artık okullarda mutlu olacaktınız. Çünkü siz bir müşteriydiniz ve okullarda müşteri memnuniyeti esastı. Kamu okulları çoktan kötürümleştirilmiş, bu dönüşüm için tüm koşullar hazırlanmıştı. Devlet baba işi ailelere havale ederek asli görevinden sıyrıldı. Bu da “Milli Eğitim Bakanlığı Okul Aile Birliği Yönetmeliği” ile sağlandı. 2005’te yayınlanan yönetmelikle eski okul aile birlikleri, yakışır bir benzetmeyle “Anonim Şirkete” dönüştürülmüştür. “Müşteri ve sahibi” veli olan bir şirket. Devlet, “Okulların masraflarını ben karşılamıyorum ey vatandaş, sen ödeyeceksin” diyor. Okullar açılırken verilen sözde bağışların anlamı bu. Verdiğimiz her kuruş bu amaca giden bir adım oluyor ve temel bir insan hakkı olan eğitim hakkı ticarileştiriliyor, hak olmaktan çıkıp parası olanın kullanabildiği bir ayrıcalığa dönüşüyor. Okul Aile Birliği de okulları satmanın “paravan şirketi”, veli ve öğretmen de bu şirketin “tahsildarı” yapılmak isteniyor.
(Ankara/EVRENSEL)
Fevzi Ayber - Cem Gurbetoğlu
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.