Piyasanın emrindeki eğitim 6

Piyasanın emrindeki eğitim 6

Yusuf Karadaş (Eğitim Sen Diyarbakır Şube Eğitim Sekreteri): Anadilde eğitim, eğitim sisteminin demokratikleştirilmesi mücadelesinin en önemli dayanaklarından biridir.


Anadilde eğitim ülkeyi bölmez
Yusuf Karadaş (Eğitim Sen Diyarbakır Şube Eğitim Sekreteri): Anadilde eğitim, eğitim sisteminin demokratikleştirilmesi mücadelesinin en önemli dayanaklarından biridir. Çocukların zihinsel-kültürel gelişimleri bakımından belirleyici bir etkisi bulunan anadil sorunu, Türkiye’de yıllardır bilimsel temellerinden kopartılarak tartışılmaktadır. Ülke egemenleri on yıllardır Kürt sorunu üzerinden kışkırtılan ırkçı şoven yaklaşımlarla anadil talebini ülkeyi bölmek isteyenlerin dayattığı bir sorun olarak göstermektedirler.
Anadil, adından da anlaşılacağı gibi çocuğun başta annesi/ailesi olmak üzere çevresinden edindiği dildir. Çocuk, bu dilin sözcükleri ile dış dünya ile bağlantı kurmaya, dünyayı kavramaya başlar. Okul çağına gelişim ve iletişimlerini bu dille gerçekleştirerek gelir. Anadili ile ait olduğu ulusun, toplumun kültürünü özümsemeye başlayan çocuk, bu süreç içinde belli bir kimlik kazanır. Meseleye sadece buradan bakıldığında bile, anadilde eğitimin çocuğun kişiliğini, kimliğini kazanırken kendini ‘güvenli’ hissetmesi için olmazsa olmaz bir gereklilik olduğu ortaya çıkmaktadır.
İSVEÇ ÖRNEĞİ
Herkesin anadiliyle eğitim öğrenim yapma hakkının İnsan Hakları Evrensel Bildirge’sinde “Temel bir insan hakkı” olarak tarif edilmesinin altında yatan gerçeklik de, çocuğun zihinsel ve duygusal gelişim süreçlerinde kendini güven içinde hissetmesini sağlamasıdır. Bu süreç kesintiye uğradığında, yani çocuk anadili dışındaki bir dille eğitim öğretime tabi tutulduğunda, kendini ifade edemez hale gelmekte ve yaşadığı topluma yabancılaşarak birçok kişilik/gelişim problemiyle yüz yüze kalmaktadır.
Kürtlerin ve birçok farklı ulustan göçmenlerin kendi anadillerinde eğitim gördüğü İsveç’te yapılan araştırmalar, kendi anadilinde eğitim görmeyen çocukların kendi kimlik ve kişiliklerinden uzaklaşarak topluma yabancılaştığını ortaya koymuştur. İsveç bu nedenle ‘Anadil Kanunu’ çıkararak farklı milliyetlerden çocukların kendi anadillerinde eğitim görmesini sağlamıştır. Anadilde eğitim, İsveç’i otuz parçaya bölmemiş, aksine çocukların özgüven içinde hem kendi anadillerini, hem de İsveççeyi öğrendikleri; öğrenme yeteneklerini geliştirdikleri sağlıklı bir toplumsal gelişimin önünü açmıştır.
‘SEÇMELİ DERS’ ÇÖZÜM DEĞİL
Bugün ülkemizde anadilde (Kürtçe) eğitim, Kürt sorununun çözüm tartışmalarında önemli bir yer tutmakta. Halkların birlikte ve kardeşçe yaşamasından yana herkesin tutması gereken yol, Kürt ulusunun başta anadilde eğitim olmak üzere eşit haklara sahip olması ve demokratikleşme için mücadeledir. Diğer yolun savaşa, ölümlere ve düşmanlıklara çıktığını acılar yaşayarak gördük.
AKP Hükümeti, soruna “bireysel kültürel haklar” çerçevesinden yaklaşarak Kürtlerin ulusal taleplerini baskılama hesapları yapmaktadır. Oysa anadil başta olmak üzere Kürtlerin talep ve sorunları ulus olmaktan kaynaklı sorun ve talepler olduğuna göre, çözüm ‘bireysel’ değil, kamusal hakların tanınmasından geçmektedir. Bu bakımdan milyonlarca Kürt çocuğunun anadillerini özel kurslarda ya da ‘seçmeli ders’ olarak öğrenmelerini isteyerek sorunun çözülmeyeceği açıktır. Çözüm, Kürt çocuklarının ve aslında bugün tartışma dışında kalmış gözükse de ülkede yaşayan çeşitli milliyetlerden çocukların özgüven içinde kendi kişilik ve kimliklerini edinmelerini sağlamak üzere devlet okullarında anadilde eğitim görmelerini sağlayacak düzenlemelerin yapılmasından geçmektedir.
Kendi anadilleri dışında bir dille eğitim görmek zorunda kalan milyonlarca Kürt çocuğunda öğrenme süreçlerinden kişilik gelişimine kadar ortaya çıkan pedagojik sorunlar, her aşaması sınavlara endeksli olan eğitim sisteminde Kürt illerinin neden sınavlarda hep en sonlarda yer aldığı sorusunun cevabını da vermektedir.


ÇÖZÜM İÇİN NE YAPILMALI?
Bütün bu ortaya koyduklarımızdan sonra özetle söylemek gerekirse; her ulustan bireylerin kendilerini özgüven içinde hissetmesi ve halklar arasında güven duygusunun gelişebilmesi, eşit haklara dayalı kardeşliğin tesis edilmesi için atılması gereken en önemli ve öncelikli adımlardan biri de eğitim sisteminin anadilde eğitime olanak sağlayacak şekilde düzenlenmesidir.
Bu temelde ders kitaplarındaki ırkçı, gerici, ötekileştirici içerik ortadan kaldırılmalı, ders kitapları ve diğer materyaller halkların eşitliğini esas alan çoğulcu bir anlayışla hazırlanmalıdır. Anayasanın “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.” diyen 42. maddesi başta olmak üzere “Tek millet, tek dil” anlayışına dayanan yasaları değiştirilmelidir.


ŞİDDET VE ÇETELEŞME EĞİTİM SİSTEMİNİ TEHDİT EDİYOR!
Güven Boğa (Eğitim Sen Adana Şube Başkanı) Son yıllarda okul içinde ve dışında şiddet ve kavga görüntülerinde ciddi artışlar meydana geldiği görülmektedir. Okullarda ve okul önlerinde yaşanan olaylarda her gün çok sayıda öğrenci ve öğretmen yaralanmaktadır. Bu olaylarda bazı öğrenciler hayatını kaybetmiştir.
Okullarda yaşanan şiddet olaylarının her geçen gün büyümesi, acil çözüm üretilmediği sürece olayların artarak devam edeceğinin işaretlerini vermektedir. Okullarda artan öğrenci kavgalara karşı bazı velilerin okulu basmaları, öğretmen ve öğrencilere şiddet uygulanması gibi olaylar olağan hale gelmiştir.
Bu durumun çeşitli nedenleri vardır. Özellikle son yıllarda toplumdaki gelir adaletsizliğinin ve yoksullaşma oranının artması; göç nedeniyle çeşitli yerleşim birimlerinde oluşan kontrolsüz yapılaşma ve kendi yönetim düzeneklerini oluşturan mafya benzeri grupların sayısındaki artış; işsizlik olgusu, gelecek kaygısı ve gençler arasında sisteme dönük güvenin aşınması; kültürel yozlaşma; kalabalık sınıflar; yazılı ve görsel medyanın şiddet unsurları içeren programlarındaki artış, ilk akla gelen nedenlerdir.
Öncelikle kabul etmek gerekir ki okullarımızın bu duruma gelmesinde başta MEB olmak üzere tüm yetkililerin sorumluluğu vardır. Hayatımızın her aşamasında yer alan şiddet olgusu, sonunda okullarımızı da kuşatmıştır.
Öğrenci ve öğretmenlerin maruz kaldıkları şiddet olaylarını geleceğe yönelik hem tehdit hem de önemli bir uyarı olarak değerlendirmek gerekir. Günümüzde öğrencilerin mafya dizileri, aksiyon, macera türünde filmleri izlemeyi tercih etmesi, yine İnternet kafelerde savaş ve dövüş oyunlarının gençler tarafından öncelikle tercih edilmesi anlamlıdır.
Okullarda tahmin edemeyeceğimiz oranda çeteleşme söz konusudur. Öğrenciler yaşadığı sorunlardan kaynaklı hırçınlıklarını okul ortamında yarattıkları gruplaşmalar ile farklı alanlara yansıtma eğilimine girmektedir. Pek çok genç, önüne sunulan dünyadan yaptığı çıkarımlarla kısa yoldan önemli biri olmak istemektedir. Sinema ve TV’lerdeki mafya ve çete filmlerinin de etkisiyle okul ortamlarında yaygın olarak çeteleşme yaşanmakta, bu da yaşanan şiddet olaylarının ciddi boyutlara ulaşmasına neden olmaktadır.
Sorunu çözmek, günü birlik değil, uzun vadeli eğitim politikalarıyla mümkündür. Başta öğrenci ve eğitim emekçileri olmak üzere, eğitimin tüm bileşenlerine yönelik olarak kültürel, sosyal yönden tatmin edecek altyapı çalışmalarının hızlı bir biçimde gerçekleştirilmesi şarttır. Okullarda rehberlik hizmetlerinin işletilmesi ve buralardaki yetersiz personel sayılarının giderilmesi gerekmektedir. Veli, öğrenci, öğretmen eğitimi önem kazanmaktadır. Çünkü gençliği anlama, algılama, sorunlarına çözüm üretebilmek ve yetenekleri açığa çıkarmak için eğitimin ne kadar önemli olduğu ortadadır. Okul içinde özel güvenlik birimleri veya okul çevresine polis yığarak sorunu kolluk kuvvetleri ile çözmek sorunu başka yerlere havale etmekten başka bir işe yaramayacaktır.
BİTTİ
Fevzi Ayber - Cem Gurbetoğlu
www.evrensel.net