ROJEV

ROJEV

  • Bursaspor-Diyarbakırspor maçında Bursa taraftarlarının attığı ırkçı sloganlar yeni bir tartışma başlattı. Baykal, Bahçeli gibi şoven siyasetçiler, yaşanan olayları, hükümetin bir süreden beri Kürt sorununda “açılım” adı altında sürdürdüğü politikalara karşı tepkinin bir yansıması olarak değerlendirdiler.


    Bursaspor-Diyarbakırspor maçında Bursa taraftarlarının attığı ırkçı sloganlar yeni bir tartışma başlattı. Baykal, Bahçeli gibi şoven siyasetçiler, yaşanan olayları, hükümetin bir süreden beri Kürt sorununda “açılım” adı altında sürdürdüğü politikalara karşı tepkinin bir yansıması olarak değerlendirdiler. Bu gerici çevrelere göre Kürtlerin varlığı ve hakları söz konusu edilmese; yani Kürtler yok sayılsa, ortada bir sorun da olmaz! Oysa “açılım”ın adının bile gündemde olmadığı dönemlerde, Kürtlere yönelik dışlayıcı, linççi birçok olayın yaşandığını hepimiz biliyoruz.
    2006 Newroz’unda yaşanan bayrak provokasyonundan sonra dönemin Genelkurmay başkanının Kürtler için “Sözde vatandaşlar” demesinin ardından yaşananları hatırlayalım. Irkçı şoven kışkırtmalar nedeniyle Kürtlere karşı linç girişimleri başlamıştı. ATO Başkanı Sinan Aygün, “Beğenmiyorlarsa Barzani babalarına gitsinler” derken, her yıl olduğu gibi ülkenin batısına çalışmaya giden Kürt işçiler, “Burada size iş yok” tehdit ve saldırılarına maruz kalmışlardı. Yaşananlar karşısında emekli generaller bile “Bölge halkını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız” uyarısını yapmak zorunda kalmışlardı.
    Bugün yeniden ayrılıkçı, dışlayıcı saldırı ve çatışmaların yaygınlaşmasının nedenleri ve sonuçlarının doğru değerlendirilmesi, Kürt sorununun çözümünün hangi yönde olacağı sorusunun cevabını vermek bakımından önemlidir. Kürt halkının yürüttüğü mücadelenin politik varlıklarını ve çıkarlarını zayıflattığını gören ırkçı şoven çevrelerin kışkırtmaları, bu süreçte elbette etkili olmaktadır. Ama AKP Hükümeti’nin “açılım” politikasının ‘belirsiz’ ve ‘çelişkili’ bir zeminde sürdürülmesi de bu kışkırtmaların etkili olmasına ortam yaratmaktadır. Mesela hem asker ve gerillaların cenazelerinde “aynı Yasin’in okunduğu”nu söyler; hem de operasyonlara, sınır ötesi operasyon tezkeresinin Meclis’e getirilmesine onay verirseniz, oluşan milliyetçi algıyı değiştirmek mümkün değildir. Yapılması gereken açıktır; eğer Kürtlerin Türkler gibi bu coğrafyada yaşayan bir halk olduğu kabul ediliyorsa, eşit haklar temelinde birlikte yaşam için ortaya koyduğu talepler de kabul edilmelidir. Bu konuda açık ve net bir politika geliştirilmezse, faşizan kışkırtmaların ve bunun bir sonucu olarak Kürtlerde ayrılma eğiliminin güçlenmesi zemini ortadan kaldırılamaz.
    Aslında Kürt işsizlerin ‘açılım’ı, meseleyi doğru görmek, tanımlamak isteyenler için gerçeği gözler önüne sermektedir. Diyarbakır’da her gün yüzlerce kişi pasaport başvurusu yapıyor; her hafta 2 bin kişi, Kürdistan Federe Bölgesi’ne çalışmaya gidiyor. Bunun anlamı şudur: Kürt sorunundaki çözümsüzlük, Bölge’de işsizlik ve yoksulluğu giderek derinleştiriyor ama öte yandan, dışlayıcı politikalar Kürt işsizleri Güney’e yöneltiyor. Kürt halkı ve ulusal temsilcileri her fırsatta birlikte yaşamdan yana olduklarını söylüyorlar ama bunun yolu, eşit haklar ve insanca yaşam taleplerinin karşılanmasından geçiyor. Kürt işsizlerin ‘açılım’ı, egemen güç odaklarını uygulanan politikalar konusunda bir kez daha düşünmeye çağırıyor; çünkü bu ‘açılım’, her sorunun birden fazla çözüm yolu olduğunu hatırlatıyor!
    ÇETİN DİYAR
    www.evrensel.net