GÜNCEL

GÜNCEL

  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kamuoyunda tartışılan son kararı yeni bir ayrımcılık örneği.


    Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kamuoyunda tartışılan son kararı yeni bir ayrımcılık örneği.
    Kararı kısaca hatırlayalım. Siirt’te 2005 yılında bir basın açıklaması yapılıyor. Polis basın açıklamasına müdahale ediyor. Açıklama yapanlar ise polise taş atıyor. Bu sırada askeri bir araç göstericiler ile polisin arasında kalıyor. Atılan taşlar askeri araca da geliyor. Aracın içinde iki er, bir de uzman çavuş var. Araç içindeki askerler olayla ilgili olarak orada değiller. Olay yerinden hızla uzaklaşabilirler. Böylece güvende olurlar. Bu aşamaya kadar polis silah kullanmamış. Yani, olayda silah kullanan yok. Polis gaz ve su sıkıyor, göstericiler de taş atıyor. Her gün tv’lerde haber programlarında izlediğimiz olağan görüntüler. Askeri araç olay yerinden uzaklaşmıyor. Aracın camından MP 5 otomatik tüfeğini çıkaran uzman çavuş seri ateş yapıyor ve olayları izleyen bir vatandaşı öldürüyor.
    Siirt Ağır Ceza Mahkemesi uzman çavuşun beraatine karar veriyor. Müdahil vekili kararı temyiz ediyor. Dosya Yargıtay 1. Ceza Dairesi’ ne geliyor. Yargıtay Savcısı Tebliğnamesinde: “Sanık, ateş etmeden önce silahı seri atış konumundan çıkartmadı. Tek seferde 7 atış yaptı. Atış kalabalıkla ilgisi olmayan araçların arkasında bekleyen kişinin ölümünden anlaşılacağı üzere paralel biçimde yapıldı. Jandarma aracı kalabalık tarafından çevrelenmiş değildir. 150-200 kişi olduğu söylenen, ancak, hakkında soruşturma açılan kişi sayısının 37 olmasından dolayı, daha az oldukları anlaşılan kalabalık, aracı çevrelemeden taşlı saldırıda bulundu. Sanık, ateş etmeden önce kalabalığa gerekli uyarıyı yapmadı. Sanık, silah kullanma yetkisini yasaya aykırı biçimde uygulamış, yasal savunma sınırlarını aşmıştır. Sanığın görev icabı, korku, heyecan ve telaşa kapılmadan silah koşullarına uyması gereklidir.” Diyor. Bu Tebliğnameye rağmen 1. Daire beraat kararını onuyor. Savcılık bunun üzerine karara itiraz ediyor. Fakat, Yargıtay Ceza Genel kurulu 1. Daire’nin kararını onuyor.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulu, taş atan kalabalığa yedi kurşun sıkarak bir kişinin ölümüne neden olan askere, “bölgenin de özellikleri” gerekçesiyle ceza verilemeyeceğine hükmetti.
    Genel kurul davada konu olan eyleme karşılık savunma hakkı doğan uzman çavuşun gerçekleştirdiği savunmanın, saldırı ile orantılı olmadığını kabul ediyor. Bu durumda, ancak, mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan dolayı sınırın aşılmasının “cezasızlık nedeni” olabileceği söylüyor.
    “Korku ve telaş” durumunu açıklamak için de; Siirt’in uzun yıllardır terör olaylarının yaşandığı Güneydoğu’da bulunduğuna dikkat çekilerek,“Ölüme yönelik sözlerle de desteklenen fiili saldırının ağırlığı, uyarılara karşı artarak devam etmesi ile bölgenin özellikleri bütün olarak göz önüne alındığında, yasal savunmada sınırın mazur görülebilecek bir korku ve telaşla aşıldığının kabulü gereklidir.” sonucuna ulaşıyor.
    Yani, aynı uzman çavuş aynı şekilde Bursa’da birini öldürse ceza alacak, fakat Bölge’de öldürdüğünde bundan böyle ceza almayacak.
    Yargıtay’ın ayrımcı kararı ilk değil. Bir süre önce de şöyle bir karar vermişti: (Kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ama aşağı yukarı şöyleydi) Faillerin terör örgütüne üye olduğuna dair her hangi bir kanıt olmasa da, eylemleri terör örgütünün amacına ve eylemine hizmet ediyorsa, terör örgütü üyesi gibi cezalandırılır. Yargıtay’ın bu kararı daha sonra yeni TCK’da hüküm haline getirildi. Bu karara uygun olarak da taş atan çocuklar, yeşil-kırmızı-sarı kıyafet giyen kadınlar, Öcalan posteri taşıyan gençler vb. örgüt üyesi olarak cezalandırılmaya başlandı.
    Bu ayrımcı hukuk süreci 1991 yılında çıkarılan 3713 sayılı Terörle Mücadele kanunu ile getirilen şartlı tahliye konusunda Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararla başladı. Bazı suçların şartlı tahliye kapsamına alınıp, diğerlerinin alınmamasının Anayasa’nın eşitlik kuralına aykırı olduğunu ileri sürülüp yasa hükmünü Anayasa Mahkemesi’ne götürülmüştü. Anayasa Mahkemesi de TCK 168, 146 gibi suçları şartlı tahliye kapsamına almış fakat TCK 125. maddeyi (yani PKK’ lilerin cezalandırıldığı madde) kapsam dışı bırakmıştı.
    Olağanüstü Hal Yasası Bölge’de uygulanmıyor. Fakat, fiili bir olağanüstü uygulama söz konusu. Mevcut yasalar da Bölge’de farklı yorumlanarak uygulanıyor. Böyle bir ayrımcılık ABD’de Afro-Amerikanlara, Avrupa’da ise sömürgelerden gelen vatandaşlara uygulanırdı. Yirmi senedir Kürtlere uygulanıyor.
    Bölücü kim?
    KAMİL TEKİN SÜREK
    www.evrensel.net