TİS sonrası sendikalar ve yapılması gerekenler

TİS sonrası sendikalar ve yapılması gerekenler

Çok yakın bir zamanda Toplu İş Sözleşmesi’nden (TİS) çıktık. 2009-2010 yılını kapsayacak olan bu sözleşme süreci zorluklar, sıkıntılar içinde geçti.


Çok yakın bir zamanda Toplu İş Sözleşmesi’nden (TİS) çıktık. 2009-2010 yılını kapsayacak olan bu sözleşme süreci zorluklar, sıkıntılar içinde geçti. 2008 Kasım ayındaki taslak çalışmasıyla başlayan TİS süreci, 2009 Eylül ayında sonuçlandı. TİS süreçlerinin sendikaları ne kadar etkilediğini ne kadar zamanını aldığını gazetemizin okurlarıyla paylaşmak istedim. 1992 yılından bu tarafa TPAO Adıyaman Bölge Müdürlüğü’nde özel güvenlik görevlisi olarak çalışmaktayım. 2004 yılından bu yana Petrol-İş Sendikası üyesiyim. 2005 yılında Adıyaman Şubesi Denetim Kurulu üyeliği ve işyeri temsilciliği görevinde bulundum. 2009 yılı mayıs ayından itibaren yönetim kurulu üyesiyim. Bu sürede 2005, 2007, 2009 yılları toplu sözleşme süreçlerini yakından takip etme fırsatım oldu. Daha önceki TİS süreçlerinde Türk-İş’in aldığı ücret zamlarını kabul ettiğimiz için eylemlilik durumu olmadı. Daha doğrusu bağlayıcı kararlar alındığı için imzalar atıldı ve çıkıldı. Doğal olarak birikmiş bazı sorunlar da, bir sonraki döneme kaldı. Bu sözleşmelerde görüldü ki, bu TİS süreci sendikaları bir hayli meşgul etmektedir. Öyle ki, 2 yıl süren bir süreç, bizi, herhangi bir eylemlilik olmazsa, taslak çalışmaları, yetki alınması, görüşme tarihi verilmesi ve konfederasyonun tavrı derken, en az 1 yıl oyalamaktadır. Bu süreç, her 2 yılın, bir yılının böyle geçmesini, dolayısıyla sendikaların ücrete dayalı süreçlerle meşgul edilmesi, örgütlenme, sosyal haklar, sendikalar kanunu gibi ana sorunlardan uzak, ücrete dayalı sendikacılık yapmalarına sebep olmaktadır. Bu periyodik uğraşlar hem üyeyi, hem de sendikacıları çok yıpratmakta, aynı zamanda iki yılda bir sinir savaşına sokmaktadır. Zaten var olan yasalarla eli kolu bağlanmış emekçileri ve temsilcilerini, sermaye, çok güzel oyalamaktadır. Düşünün ki, 20. yy başlarında sanayileşmiş toplumların sendikal sorunları 21. yy Türkiye’sinde, hâlâ konuşulmaya başlanmadı bile.
Memur sendikalarının TİS hakları verilmemiş, kapatma davaları açılmış, üyeleri tutuklanmış, sürgüne gönderilmiş, her türlü işkenceye maruz kalmaya da devam etmektedirler.
Evet, bu son aylarda bir açılım furyasına uğradık. Liberal solcularımız, ABD ve AB’nin son demokrasi havarisi Recep Tayyip Erdoğan, ülkemize demokrasi getirecekmiş. Sermaye 12 Eylül 1980 darbesinin en önemli kazancı, ‘82 Anayasası’nın sendikalar kanunu, darbenin ‘zafer anıtı’ gibi ortada dururken; Kürt açılımı, Ermeni açılımı, Alevi açılımı gibi uyutmaları, emekçilere yutturamayacağını anlaması lazım.
Emekçisiyle, emeklisiyle, memuru ile, öğrencisiyle, kısacası toplumun bütün kesimleriyle kavgalı olan hükümet, birkaç sermaye grubunun, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, Irak’ta ve Kuzey Irak petrollerinden pay alabilmeleri için uydurulmuş açılım yalanlarını emekçilere yutturabileceklerini sanıyorlarsa, biz bu yalanı yutmadık. Sorunun taraflarıyla görüşülmediği, toplumsal uzlaşının sağlanmadığı çözüm politikasının hükümet tarafından açıklanamadığı gerçeği bize şunu göstermektedir; bu ekonomik göstergelerin kötü gidişi, işsizliğin çığ gibi büyüdüğü ülkemizde sadece toplumu uyutma politikasıdır. Kürt açılımı konusunda kimlerle konuşuluyor, kimler daha çok ilgili, ona bakmanın daha doğru olacağı kanısındayım. Sendikalar, kitle örgütleri, akademisyenler, meslek örgütleri bu sürecin dışındadırlar. Sadece süreçte TÜSİAD, TOBB gibi sermaye grupları vardır. Düşündürücü olanda budur. Bu yazıyı hazırlarken İnternet üzerinden sendikalı işçi ve memur sayısına ulaşmak için bayağı bir uğraş verdim. Doğal olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine ulaştım, rakamları görünce inanın yüreğim kabardı, kendimi öyle mutlu hissettim ki anlatamam. Ne güzel, benim ülkemin bakanlığı “yanlış bilgi” verecek hali yok ya! 13 milyon emekçinin neredeyse yarısı sendika üyesi, gelecekte öbür yarısını da sendikalar bir şekilde üye yaparlar nasıl olsa! Bakanlık yetkilileri yapabiliyorlarsa bizde yapabiliriz! Rakamları görünce kendimden şüphe etmeye başladım. 5 milyondan fazla işçi üyemiz varken nasıl oluyor da emek karşıtı yasalar birbiri ardına Meclis’ten çıkıyor, hastanelerimize el koyuyorlar, emeklilik prim gün sayısı 5 bin 200’den 7 bin 200’e çıkıyorken, 200 kalem ilaç listeden çıkıyorsa bu sendikacılar, (Aileleriyle birlikte yaklaşık 25 milyon kişi yapar,) bu yasaları nasıl geçirtirler anlamadım. Avrupa’da haftalık çalışma saati neredeyse 36 saate inecekken biz bu örgütlü gücümüzle 45 saat uygulamasına karşı çıkamadık. Bunu da anlayabilmiş değilim. Bu işe yaramaz sendikacılar, iki de bir de yok demokrasi, yok mezarda emeklilik, yok ücretlerimiz düşük diyerek sokaklara çıkıyorlar anlamadım. Sendikacı olarak hükümete bir öneride bulunmak istiyorum, özelleştirmeye mutlak karşı olmama rağmen bu bakanlığın acilen özelleştirilmesi veya bakanlıktan sorumlu bir bakanlığın kurulmasını öneriyorum. Uzun zamandır gülmeye hasret kalmıştım. Rakamlar beni bayağı bir güldürdü. Ama gerçekler acıdır. Bilinen bir şey var ki o da çalışan nüfusun ancak yüzde 7’sinin sendika üyesi olduğudur. Tabii olarak bu acı gerçek sermayenin de dikkatinden kaçmamış olacak ki hem yüksek kâr, vergi yok, işçi ücretleri desen Avrupa’nın ortalamasının onda biri düzeyinde zaten sendika üyesi olmanın yollarını da zorlaştırmışsın. Hücum ettiler ülkemizi soyup soğana çevirmeye. Başbakanımız da ülke ülke gezerek çağırmadı mı onları.
Yaklaşık 10 ay süren TPAO iş yerlerinde ki TİS sürecini sizlerle paylaşmak istiyorum. Kasım 2008 de Ankara’da yapılan TİS taslak çalışmalarında örgütlü olduğumuz Adıyaman, Batman, Ankara, Lüleburgaz iş yerlerinde en önemli sorun ücret dengesizliği ve düşüklüğü olarak ortaya çıktı. Üyelerimizin de genel görüşü, toplantıya katılmadan önceki tavırları, aynı yöndeydi. Üyelerimizden aldığımız bu istek, bizim ve genel merkez yöneticilerimizin de vazgeçilmezleri oldu. Bu konuda kararımız ne olursa olsun sonuna kadar gitmekti. Bu kararlılıkla bölgelerimize dağıldık. Aldığımız kararı üyelerimize birebir, kule kule, saha saha dolaşarak anlattık. Eğer bir hak alınacaksa bunu hep beraber başarabileceğimizi, yasal zorlukları, eylemsel zorlukları nasıl aşacağımızı, gerekirse bedelde verebileceğimizi, bu süreci beraber götüreceğimizi, ya hep beraber ya hiç birimiz sloganından yola çıkmamız gerektiğini, üyelerimizle paylaştık. Onların desteğini aldıktan sonra inancımız daha da kuvvetlendi.
Bilindiği üzere Mart 2009 da bir yerel seçim geçirdik. Petrol-İş Sendikası’nın genel tavrı bu yerel seçimden önce toplu sözleşmelerin bitirilmesi yönündeydi. Bu süreci Türk-İş gerektiği gibi kullanamadı ya da kullanmadı. Seçim atmosferini atlatan hükümet ile Türk-İş’in, haziran ayı ortalarında yapmış olduğu taslak anlaşması ise tam bir fiyaskoydu. TİS görüşmelerinde takvimi sendikalar aleyhine çalıştırmış, daha görüşmelere geçilemeden, YHK kıskacı ile karşılaşıldı. İlk yıl için alınan yüzde 3- yüzde 5.5’luk ücret zammı tam bir hayal kırıklığı oluşturdu. Türk-İş ve hükümetin yaptığı anlaşmanın bağlayıcı bir karar olmadığı, dolayısıyla bu rakamların bizim için yetersiz olduğu, üyemizin taleplerini karşılamadığı gerçeği ile dört şube ve genel merkezimizin ortak kararı ile eylemlere geçildi. Türk-İş’in aldığı 1 saatlik işe geç başlama eylemlerinden sonra, 17-18-19 Ağustos’ta iş yerini terk etmeme, 20 Ağustos’ta ise işe gitmeme eylemini başarıyla gerçekleştirdik.1-2 Eylül de iki gün süren vizite eylemlerinde katılımımız tamdı. Son 30 yılın en geniş katılımlı eylemlerini gerçekleştiren arkadaşlarımızın sergiledikleri tavır, işverenin daha sonraları alacağı tavrı çok etkilemiş, bu eylemler YHK sürecinde de etkisini göstermiştir. YHK belki de tarihinde görülmemiş bir şekilde, işçiler lehine bir kararın altına imza atmıştır. Kararın alınmasında şüphesiz eylemlerimiz, birliktelik çok önemliydi.
Bu eylemler, bir kere daha sendikalar yasasının derhal değiştirilmesi gerçeğini, grev yasağının kalkmasını ve YHK’nın kalkması yönündeki görüşleri, bize daha yoğun bir şekilde bu yönde çalışmalar yapmamız gerçeğini göstermektedir. Bütün emek dünyasının bu konuda emek sarf etmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. On yıllardır süre gelen birikmiş sendikal sorunlar daha da kronikleşmeden bütün enerjimizi bu yönde kullanmalıyız. Bundan 15-20 gün önce masaya oturan memur sendikaları TİS haklarını alamamışlar, 1 yıl için 2.5-2.5 gibi komik bir rakamla masadan kalkmışlardır. Yukarıda belirttiğimiz sorunlar devam ettiği müddetçe, 10 yıl sonra sendikalar tarihe gömüleceklerdir. Acı ama gerçek budur. Birde her 7-8 senede bir çıkan krizler sanki emekçilerin kriziymiş, biz sebep olmuşuz gibi, hükümetler, yükü tamamen bizlerin omzuna yüklemektedirler. Her zaman olduğu gibi sermaye bu krizin faturasını da ücretliye, dar gelirliye, çiftçiye, emekliye çıkarmaktadır. Kendini emekçi sayan ve bu yönde politika yapan herkes, farklılıklarımızı bir tarafa bırakıp, işçi, memur farkı gözetmeksizin el ele vermeli. Hani bu konuda meşhur bir deyim vardır. “Artık şapkayı öne koyup düşünmenin zamanı” gelmiş, hatta geçmektedir bile. Bu ülkeyi yönetenler unutmasınlar ki, gün gelecek altına imza attıkları ILO sözleşmesini, o çok güvendikleri Avrupa Birlikçi sermaye grupları dahi dayatmak zorunda kalacaklardır.
Bilindiği gibi dünya emek hareketi 1960-70’li yıllarda en yüksek gelir düzeyine örgütsel güçleri sayesinde gelebilmişler, altın çağlarını yaşamışlardır. Öyleyse örgütsel olarak o yıllardaki gücün tekrarının sağlanması için elimizden ne geliyorsa onu yapmalıyız. Öncelikle ve ivedilikle 3 büyük işçi konfederasyonu ve memur konfederasyonlarının bir araya geldikleri bir Emek Platformu, forum, kurultay, toplantı adına ne dersek diyelim toplanmalı, buna üniversiteler, kitle örgütleri, emek ve emekçiden taraf kim varsa katılımı sağlanmalıdır. Unutulmaması gereken şudur; en kötü örgütlülük örgütsüzlükten iyidir. Örgütlü toplumların nasıl hayat sürdükleri, yaşam standartları, kişi başına düşen milli gelir, İskandinav ülkelerini takip ettiğimizde görülecektir. Unutulmamalıdır ki, sendikaların toplumsal görevleri vardır bunu da eksiksiz yapmak zorundadırlar. Emek ve emekçiden yana olan açlık ve sömürüye karşı mücadele veren herkese, bu uğurda hayatını kaybetmiş tüm dünya emekçilerine selam olsun. Dünyanın bütün işçileri ve ezilen halkları birleşin.
ORHAN MARAŞ - Petrol-İş Sendikası Adıyaman Şbs. Yön. Krl. Üyesi
www.evrensel.net