İnsan kutsaldır! Yaşamayı ve eğitimi hak eder

İnsan kutsaldır! Yaşamayı ve eğitimi hak eder

2005 yılının haziran ayında geçirdiğim trafik kazası sonucu, omurgamın kırılmasıyla, belden aşağı felç olmuştum. Artık omurilik felçlisiydim.


2005 yılının haziran ayında geçirdiğim trafik kazası sonucu, omurgamın kırılmasıyla, belden aşağı felç olmuştum. Artık omurilik felçlisiydim. Bedenimin belden aşağısını kullanamıyordum. Hâlâ kullanamıyorum.
Bedenimin bazı yetilerini kaybetmesi doğal olarak fiziksel engeller doğurdu. Aslında engelleri oluşturan vücudumun yeni hali değildi. Çok geçmeden edindiğim tecrübelerden anladım ki; hayatımın akışını değiştiren, hiçbir şekilde bedensel engelli bir bireyin yaşamına uygun olmayan çevreydi. Çevrenin varoluş şekliydi. Çevrenin bu hali yaşamımda ki yeni engelleri oluşturuyordu. Eskisinden tamamen kopuk, yeni bir yaşamım vardı artık.
Sokaklar, kaldırımlar, merdivenler, binalar, ulaşım araçları ve hatta oturduğum evin bazı bölümleri benim engellerimi oluşturuyor. Yaşamımı zorlaştıran bütün bu engeller, aynı zamanda yaşamsal alanımı gittikçe daraltarak, yaşam hakkımı da elimden alıyor. Bağımsız birey olma hakkımı elimden alıyor. Bütün bu yapılar, araçlar bana çok küçük bir yaşam alanı bırakıyor; kendi evimin bir bölümü. Yaşamımızın her tarafını sarmış anlamsız merdivenler, tekerlekli sandalye ile ancak birisi veya birkaç kişinin yardımıyla çıkılacak kaldırımlar, yine tekerlekli sandalye ile hiçbir şekilde binilmesine imkan olmayan toplu ulaşım araçlarının önünden geri döndüğüm her sefer, beni, bu yeni yaşam alanıma biraz daha yaklaştırıyor. Sabah kalkınca kendi gazetemi, ekmeğimi vs. alamam, çünkü buraya ulaşmak için kullanacağım yollar, kaldırımlar, sokaklar bana uygun değildir. Kamu binalarını dahi gerektiğinde kullanamam, çünkü her tarafı sarmış merdiven yığınları tekerlekli sandalyenin geçişine engeldir. Keza toplu taşıma araçları bana yabancıdır! Diğer taraftan, kendime göre bir iş bulmanın zorluğu ve bulunan işe ulaşımda ki zorluklar nedeniyle yaşamımı sürdürebilmek için diğer bir bağlılığımı da ekonomik bağımlılığım oluşturuyor. Ve hepsinden önemlisi eğitim hayatım…
Kaza geçirdiğim yıl, aynı zamanda üniversite sınavını kazanarak, Fırat Üniversite’si Otomotiv Öğretmenliği bölümüne girmiştim. Kaza sonrasında gelişenler, yapılan tedaviler ve vücudumun tam olarak hazır olmaması nedeniyle okuldaki kaydımı iki yıl süreyle dondurmuştum. Bu süre, fizik tedavi ve rehabilitasyon hastaneleri ile benim o daracık yaşam alanımla sınırlı geçti. İki yıl sonra artık eğitimimi sürdürmek için kendimi hazır hissettiğimde, okula gitmeye karar vermiştim ve bunun için tekrar kaydımı yaptırmıştım. Aslında benim için sadece okul veya eğitim anlamına gelmiyordu; aynı zamanda sürekli itildiğim o daracık yaşam alanından kurtulmak, yaşamda daha fazla var olabilmek anlamına geliyordu. Ki bu benim için çok daha önemliydi. Biraz daha yaşamın ortasında yer alabilmek, insanların arasına karışmak, yaşam hakkımı tekrar alabilmek... Yaşam, işte ben de buradayım, diyebilmek. İki yıl sonrasında okul, benim için bunu simgeliyordu. Engeller sarmalının derin karanlığında, umut ışığını, kurtuluşu simgeliyordu. Yaşam vaat ediyordu. Böyleydi… Ta ki dersliklerinin 3. katta olduğu, asansörünün bulunmadığı ve girişi yine merdivenlerden oluşan okul binasının bu halini öğreninceye kadar. Tekrar bana ait olan daracık yaşam alanına mı dönecektim? Engeller bir daha ve yeniden beni oraya mı sürükleyecekti? O dar aralıkta talihin kuşuna küsüp, kuyruğumu altıma alarak, inime mi dönecektim? Bu kadarı fazlaydı. Nereye kadar? Bunun çaresi yok muydu? Sonrasında yaptığım araştırmalarda, engelli bir üniversite öğrencisinin, eğitimini sürdürebilmesi için okul binasının uygun hale getirilmesi gerektiğine dair yasalar bulunduğunu gördüm. Bu, yeni bir umut olmanın yanında aynı zamanda bütün bu olumsuz şartları vereceğim mücadele ile kendim düzeltebileceğime beni inandırdı. Yaşam alanımı ancak kendim düzeltebilirdim. Binanın yeniden düzenlemesini sağlamak için nereye başvuracağımı öğrenmek için telefonla görüştüğüm yetkili, dilekçe verebileceğimi ancak yine de bunun yapılmasının zor olacağını, çeşitli öğütler ve okulun geliri (Binayı düzenleyecek kaynaklarının olmadığını söylemek istiyordu) ile ilgili bilgiler vererek söyledi. Bunun üzerine okul binasının engelli bireyin kullanışına uygun şekilde düzenlenmesini istediğim dilekçemi üniversitenin yetkili birimine verdim. Cevap, telefonda konuştuğum yetkilinin söylediklerinin yazılı şekliydi sadece. Bin bir umut beslediğim, yaşamsal anlamlar yüklediğim okul, bana kapalıydı. Kapanan bu yeni kapı, diğerlerinden çok daha ağırdı. Durumu, üyesi olduğum OFD’nin (Omurilik Felçlileri Derneği) gönüllü avukatlarına anlattım. Bunun üzerine tekrar dilekçe gönderildi. Bu dilekçeye gelen cevap da bir öncekine benzerdi. Sonunda okulun yapılması gerektiğine olan inancımızla dava açmaya karar verdik ve açtık. Ancak sonuç vermeyince, hâlâ sürmekte olan tazminat davası açtık. Fakat okul binası uygun hale getirilmedi. Değişen yoktu. Ve en sonunda devamsızlık sebebiyle okuldan atıldım. Bana ait olmakta ısrarlı olan o daracık yaşam alanı yine önüme serilmişti. Tilki yuvasına dönmeliydi!
Peki, nereye kadar? Şu yaşamlarımızın daha rahat bir hal alması için yapılan bütün çevre, yapılar, araçlar daha ne zamana kadar eğitim hakkımızı, bağımsız ve özgür birey olma hakkımızı, genel olarak yaşamsal haklarımızı elimizden alacak? Ne zaman insan olmamın verdiği temel değerlerle kabul görebileceğim? Üstelik bu sadece benimle sınırlı bir durum değil. Yeni bir eğitim-öğretim yılının başladığı şu günlerde, bir üniversitenin engellilere eğitim vermeyeceğini ön koşul olarak kurallarının arasına koyduğunu görüyoruz. Böyle bir koşul bulunmayan üniversiteler de durum farklı mı? Kaç üniversite kampüsü bedensel engellilerin yaşamına uygun? Yani böyle bir koşulun olmasına gerek bile yok, zaten bedensel engelli yaşam alanı bulunmuyor ki! Ortaöğretim ve ilköğretim kurumlarında da durum hiç de farklı değil.
Evet, işte yeni bir eğitim-öğretim yılı başlıyor. Yaşamın soluk alıp vermekten çok daha ileri bir şey olduğunu çok iyi bilen bedensel engelliler, yine bütün bu kendilerine yabancı yapıların, araçların önünden bin bir düş kırıklığıyla dört duvar arasına geri dönecekler.
Buna kimin hakkı var? Artık yeter!
Enver Şahin
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.