Katil

Katil

Yılmaz Güney öleli 25 yıl olmuş. Biz, sinemacılar hâlâ ondan bir şeyler kapacak da, iyi işler çıkaracak diye beklemedeyiz. Son zamanlarda Yılmaz Güney ne zaman gündeme gelse, tuhaf bir şey oluyor.

Yılmaz Güney öleli 25 yıl olmuş. Biz, sinemacılar hâlâ ondan bir şeyler kapacak da, iyi işler çıkaracak diye beklemedeyiz. Son zamanlarda Yılmaz Güney ne zaman gündeme gelse, tuhaf bir şey oluyor. Birileri çıkıp efendim o bir katilmiş, iyi sanatçı da olsa birini öldürmüş, fazla da övmemek lazımmış gibi laflar ediyor. Öyleleri hep vardı ama şimdi şimdi her yerden çıkar oldular. Hangi internet sitesinde Yılmaz Güney’in ölüm yıldönümü haberini görsem, altına bu minvalde yorumlar döşeyenler çıkıyor. Bir de “lumpenlik” muhabbeti çıktı. Bunu ortaya atanlar saraylarda mı büyümüşler, sadrazamın sol yanağından makas mı almışlar bilmiyorum ama sinema eleştirisinde bu boyutu da gördük; “Ama kardeşim, bu filmin yönetmeni lumpen.”Hayır acaba, sinemadaki bağıra bağıra konuşan, patlamış mısırı patlata patlata yiyen, kıpırdayıp duran kocakafalıya sinirleyip yönetmene mi patlıyorlar, anlamadım ki...Kenan Evren’in ressam yerine konduğu memleketteyiz, Yılmaz Güney’e katil diyorlar. Acayip.Burada bu açıklamayı yapmak şart oldu. Yılmaz Güney, katilin önde gidenidir. Türkiye sinemasının en büyük katilidir. Çünkü bütün o kafa ütüleyen filmleri, osuruktan sinemacıları, birbirinin aynısı hikayeleri, dandik karakterleri öldürmüştür. Aptallaştıran Türkiye sinemasının katilidir. Çekirdek çitleyip dedikodu yapa yapa sinema izleyen seyirciyi sinemayla tanıştıran adamdır. Cezaevinden film çeken dünyadaki tek sinemacıdır. Devrimcidir. Kendinden sonraki bütün sinemacıları etkilemiş çok büyük bir yönetmendir. Bu ülkede sinema yapan herkesin en birinci öğretmeni Yılmaz Güney’dir, mutlaka ondan etkilenmiştir. Etkilenmeyen de gitsin kayın biraderinin düğününü çeksin.Bırakın bu ülkeyi, Allahın Meksikasında Iñárritu diye bir genç adam, Yol’u izleyince serseriliği bırakıp sinemacı olmaya karar veriyor. Herif birbirinin içine geçen hikayeler anlatıp sinemada ekol yaratıyor. İnsan ne Yılmaz Güney filmi izler, ne de iki satır bir şey okursa, kulaktan dolma laflarla ancak bu kadarını konuşabilir işte. Katilmiş, lumpenmiş... Sinema çünkü sabıka kaydıyla yapılan bir iş ya...Ustanın filmlerine dair başka birçok şey söylenebilir ama madem yeri geldi şunu demeli; Yılmaz Güney’in karakterleri Türkiye sinemasının en sahici insanlarıdır. Umut’taki Cabbar piyango biletlerinden, definelerden, hacılardan hocalardan medet umup kafayı yer ama neden yer, onu anlarsınız. Arkadaş’taki Âzem de sahici bir devrimci adamdır, Cemil de birtakım duyguları olan, ama burjuvalık eden, eski dostlarını unutan, insancığın biridir.Sürü’de aşiretin kurallarına karşı gelmeye çalışan Şivan da, kendince ailesini korumaya çalışan Hamo da gerçek insanlardır. Aç Kurtlar’daki Serçe Memet bile kovboy filmlerini andıran hikayesinde neden intikamcı bir eşkıyaya dönüştüğünü anlatır. O da bizdendir.Katil de, maktul de insandır, hikayesi insana dairdir. Yeter ki safını şaşırmasın. Yılmaz Güney, daha Atıf Yılmaz setlerinde çalışan genç bir sinema işçisiyken, sabahlara kadar kitaplar okuyan, öyküler yazan biriydi. Belki bu derin eleştirilerin sahipleri bilmezler, belki de bilmezden gelirler. Yazdığı öykülerden biri nedeniyle “komünizm propagandası” yapmaktan hapis yattı. Oysa o komünizmi doğru dürüst bilmiyordu bile. Tabii, öğrenmemesi mümkün değildi. Başka şeylerin yanında yıllarını hapiste geçirince başka bir adam olması da mümkün değildi. Madem sinema konuşuyoruz, bu iş mısır yemeye benzemez. Herkes de haddini bilsin.
Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net